5851.jpg

Hüseynî Hareketin Devam Etmesinde Erbain’in Seçkin Özelliği

"...Bu, erbainin özelliğidir. Yani erbainde ifşa etmek de vardır, amel de vardır ve erbainde ifşa edilen hedeflerin gerçekleşmesi de vardır."

2 Aralık 2015 Çarşamba

Âşurâ Felsefesinin Açıklanıp Devam Ettirilmesinde Hz. Zeyneb (s.a.) ve İmam Seccad (a.s.)'ın Mücadelesinin Önemi ve Rolü

Asıl itibariyle Erbain'in önemi, bu günde Peygamber (s.a.a.) hanedanının ilahî tedbirle Hüseynî hareketi sürekli ölümsüz kılması ve ölümsüzlüğünün temelini atmasından kaynaklanır. Şehidlerin geride bıraktığı kimseler çeşitli hadiselerde -Hüseyin b. Ali (a.s.)'ın Âşurâ da şahâdeti örneğinde olduğu gibi- şahâdetin yâdı ve eserlerini korumak için mücadele etmeseler, daha sonraki nesiller şahâdet kazanımlarından çok fazla istifade edemeyeceklerdir.

Allah Teâlâ'nın, şehidi bu dünyada canlı tutacağı ve şehidin zorunlu olarak tarih ve halkın hatırında kalacağı doğrudur, ancak Allah Teâlâ bu iş için  -tıpkı diğer işlerde olduğu gibi- bizim ihtiyar ve irademiz dâhilinde doğal vesileler kararlaştırmış. Doğru ve yerinde bir kararla şehidlerin anısını ve şahâdetin felsefesini ihya edecek bizleriz.

Eğer Zeyneb-i Kübra (s.a) ve İmam Seccad (a.s.) esaretleri günleri boyunca  -ister Kerbelâ'da Âşurâ ikindisi, isterse Kûfe ve Şam yolculuğu günleri ve bizzat Şam şehrinde; Kerbelâ ziyareti ardından Medine'ye yönelmelerinde ve sonra hayatta oldukları uzun yıllar boyunca- mücadele edip hadiseyi açıklamasalardı, Âşurâ'nın hakiki felsefesini, Hüseyin b. Ali (a.s.)'ın hedefini ve düşmanın zulmünü beyan etmemiş olsalardı Âşurâ hadisesi günümüze kadar canlı ve yakıcılığını koruyamazdı.

Tebligat ve Kültüre Yönelik Sahnede, Erbain Dersi

Erbain bize, düşmanın tebligat tufanının karşısında şahâdetin yâd ve hatırasının hakikatinin canlı tutulması gerektiği dersini verir.

Yezidî zalim sistem, kendi tebligatıyla Hüseyin b. Ali (a.s.)'ı mahkûm etmiş ve onun, adalet ve İslam hükümeti karşısında dünya için kıyam eden birisi olarak lanse etmişti!! Bazıları da bu yalancı tebligatı kabul etmişlerdi. Daha sonraları ise Hüseyin b. Ali (a.s.)'ın feci şekilde hunharca şehid edilmesini zafer ve fetih olarak gösterilmiştir! Ancak imametin doğru tebliğ sistemi bu fitnelerin tamamını değiştirdi. Hak, böyledir.

Halkın Başıboşluktan Kurtarılması; İmam Hüseyin (a.s.)'ın Duasında Yüce Bir Mefhum Olarak İşlenmiştir

İmam Hüseyin (a.s.)'ın ziyaret dualarından birisi olup kırkıncı günde okunan Erbain Ziyareti'nde son derece mana yüklü bir cümle vardır: “Kullarını cehaletten ve delalet şaşkınlığından kurtarmak için senin yolunda kanını akıttı.” Bu cümleye Hüseyin b. Ali (a.s.)'ın fedakârlık felsefesi sığdırılmıştır. Zira Allah Teâlâ'ya şöyle arz ediyor: Senin bu kulun -bu Hüseyin- halkı cehaletten kurtarmak için kendi kanını feda etti ve başıboş halkı kurtardı.[1] Bakınız! Bu cümle ne kadar mana yüklü ve ne kadar yüce bir mefhumdur.

İnsanın Acz ve Cehaleti Aleyhine Cihat Etmek, İmam Hüseyin (a.s.)'ın Hedefleri Arasındadır

İmam Hüseyin (a.s.)'ın Erbain Ziyareti'nde, tıpkı diğer ziyaretname ve dualardaki cümlelerin pek çoğunda olduğu gibi son derece anlam dolu bir cümle zikredilmiştir. Bu gün Tasua, Âşurâ ve matem günü münasebetiyle birinci hutbede bir miktar bu cümle hakkında -ki Hüseynî kıyamı dile getirmektedir- konuşmak istiyorum. Erbain Ziyareti'ndeki cümle şudur: “Canını senin yolunda feda etti[2] Bu, Erbain Ziyareti'dir, ancak bu ziyaretin ilk bölümlerinde bu cümlelerle Allah Teâlâ'ya yakaran şahıs şöyle arz etmektedir: “Kullarını cehaletten ve dalalet şaşkınlığından kurtarmak için senin yolunda canını feda etti.[3] Bu olayın bir tarafı, yani İmam Hüseyin (a.s.)'la alakalı bölümüdür. Olayın diğer tarafı ise bir sonraki cümlede açıklanmıştır: “Dünyanın aldattığı ve payını dünyanın değersiz alçak metasına ve ahiretini, en değersiz paraya satan, hevâ ve hevesine dalan ve zillete düşen kimseler onun aleyhine birleştiler ve ona sitem ettiler.”[4] Bu, Hüseynî hareketin özetidir.

Bu açıklamanın üzerinde dikkatle durulduğunda, insan, Hüseynî hareketi gerçekte iki bakış açısıyla değerlendirilebileceğini hissetmektedir ki, her iki bakış açısı da doğru olup bu hareketin büyük boyutlarını göstermektedir. Birinci bakış açısı, Hüseyin b. Ali (a.s.)'ın hareketinin zâhirî yönüdür, yani fâsit, sapık ve zulüm hareketinin -Yezid hükümeti- aleyhine gerçekleşen bir harekettir. Ancak bu olayın bâtını daha büyük bir hareket olup ikinci bakış açısı insanı buraya ulaştırmaktadır, yani insanın cehalet ve dalalet şaşkınlığının aleyhine gerçekleşen hareket. Evet, zâhirde İmam Hüseyin (a.s.) her ne kadar Yezid'le savaştıysa da onun tarihî savaşının asıl evrensel boyutu, Yezid'in kısa ve değersiz ömrüyle sınırlı değildir. Aksine, insanın cehalet ve dalalet şaşkınlığına karşı gerçekleştirilen bir niteliğe sahiptir. İmam Hüseyin (a.s.) bunlar için savaşmıştır.

Hüseynî Kıyamın Hedefi: Cehalet ve Gaflet Bulutlarını Ortadan Kaldırmak

Allah'ın dini, dünya ve ahiret mutluluğunun programıdır. Bu program beşerî toplumların manevî gelişmesini güvence altına aldığı gibi, beşerî toplumların fikrî kabiliyetlerinin ihya edilmesini, onların şahsiyet ve güçlerini de güvence altına alır. Allah'ın dini, maneviyatı dikkate aldığı gibi insanî dünya yaşamını da dikkate alır ve insanın mutluluğu için de bir programı vardır. İmam Ali (a.s.) Nehcü'l-Belâğa'da Nebi-i Ekrem (s.a.a.)'in bi'set'inin hedefini “Defnedilmiş akılları bulundukları yerlerden günyüzüne çıkarmak” olarak tanıtmıştır. Seyyidü'ş-Şüheda (a.s.)'ın Erbain Ziyaretnâmesinde şöyle okumaktayız: “Kullarını cehalet ve dalalet şaşkınlığından kurtardı.” Hüseynî kıyam insanların yaşam ufuklarındaki cehalet ve gaflet bulutlarını dağıtmak ve onları bilgi sahibi yapmak, gerçek hidayete ulaştırmak içindir. Gerçekte Allah'ın yardımının anlamı; ilahî sünneti ihya etmek doğrultusunda adım atmak, tabiat ve toplumu etkilemek, fıtratların uyandırılmasında etki sahibi olmak, bedbahtlık ve kara yazgıların etkenlerinden insanlığı kurtarmak için çabalamaktır. Bizim, Allah'ın dini için yapacağımız yardım budur.

Hüseynî Hareketin Devam Etmesinde Erbain'in (İmam Hüseyin'in Şahâdetinin Kırkıncı Günü) Seçkin Özelliği

Kerbelâ hadisesinde Erbain bir başlangıçtı. Kerbelâ hadisesi yaşandıktan sonra o büyük facia patlak verdi ve Ebâ Abdillah (a.s.), onun ashabı, dostları ve ailesinin o sınırlı alanda fedakârlığı gerçekleşti. Esaret olayının mesajının yayılması gerekiyordu. Hz. Zeyneb (s.a.) ve İmam Seccad (a.s.)'ın söz ve hutbeleri çok güçlü bir medya organı gibi, yaşananları, gelişmeleri ve hedefi geniş kitlelere ulaştırması gerekiyordu ki, bu da gerçekleşti. Boğucu ve baskıcı çevrenin özelliği, insanların anladıkları hakikati davranışlarında yansıtmaya fırsat bulamamaları ve cüret edememeleridir; çünkü öncelikle zalim ve baskıcı sistem halkın anlamasına izin vermez, yok eğer toplum olan bitenin farkına vardıysa zorba sistem bu kez de halkın anladığı şeyleri pratiğe aktarmasına müsaade etmez. Kûfe'de, Şam'da ve yol esnasında pek çokları Zeyneb-i Kübra (s.a.)'nın veya İmam Seccad (a.s.)'ın dilinden ve esirlerin durumundan olan bitenin farkına varmıştı; ancak zalim ve baskıcı hükümet organlarının karşısında, anladığını yansıtmaya kim cüret ediyor ve kimin gücü yetiyordu ki?! Bundan dolayı mü'minlerin dilinde bir düğüm oluşmuştu. Bu düğüme ilk neşter atan erbain oldu. İlk hareketlenme Kerbelâ'da erbain gününde gerçekleşti.

Âşurâ Mesajının Korunup Yayılmasında Esirler Kervanının Hayret Uyandıran Etkisi

Merhum İbn Tâvus ve büyüklerin yazdığına göre; esirler kervanı, yani Hz. Zeyneb (s.a.) ve onun yanındakiler erbain günü Kerbelâ'ya vardıkları zaman orada yalnızca Cabir b. Abdullah Ensarî ve Atıyye-i Avfî yoktu, bilakis bunların eşliğinde Benî Haşim ve Ehl-i Beyt (a.s.)'ın dostlarından bir grup Seyyidü'ş-Şüheda (a.s.)'ın mezarı başında toplanmış ve Zeyneb-i Kübra (s.a.)'yı karşılamıştı. Zeyneb-i Kübra (s.a.)'nın “Kerbelâ'ya gidelim” demesindeki ısrarı -Şam'a dönerken- onun üst düzeydeki siyaseti olacak ki, bu küçük, ama mana dolu grubun Kerbelâ'da toplanmasını sağlamıştı. Bazıları esirler kervanının erbain gününe kadar Kerbelâ'ya ulaşmalarını uzak bir ihtimal olarak görmüştür. Merhum Şehid Ayetullah Gâzî kaleme aldığı geniş çaplı bir çalışmasında bunun mümkün olup böyle bir şeyin gerçekleştiğini ispatlamıştır. Sonuç itibariyle büyüklerimizin sözlerinde, Zeyneb-i Kübra (s.a.) ve Ehl-i Beyt (a.s.)'dan bir grubun Kerbelâ'ya geldiğinde Atıyye-i Avfî ve Cabir b. Abdullah Ensarî'yle birlikte Benî Haşim fertlerinin de orada hazır olduğu yer almaktadır. Bu, şahâdetlerle gerçekleşmesi gereken o hedefin gerçekleştiğinin alamet ve nişanelerindendir; yani bu fikrin yayılması ve halka cesaret verilmesi. İşte bu noktada “Tevvâbîn” hadisesi ortaya çıkar. Her ne kadar Tevvâbîn hareketi bastırılmış olsa da kısa bir süre sonra Kûfe'de Muhtar ve diğer yiğitlerin kıyamları gerçekleşmiş ve bu kıyamlar zalim ve habis Benî Ümeyye'nin defterinin dürülmesine sebep olmuştur. Elbette onlardan sonra Mervanîler geldiler, ne var ki, savaş devam etti ve yol açıldı. Bu, erbainin özelliğidir. Yani erbainde ifşa etmek de vardır, amel de vardır ve erbainde ifşa edilen hedeflerin gerçekleşmesi de vardır.

 

Ayetullah Seyyid Ali Hamanei

Kaynak: Ayetullah Seyyid Ali Hameneî, Âşûrâ Felsefesi (72 Konuşma), Feta Yayıncılık, 2015.



[1] Bihâru'l-Envâr, c. 6, s. 113.

[2] Misbâhu'l Müteheccid, s. 788.

[3] A.g.e.

[4] A.g.e.

 

 

 

 

 

 

Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler