revolution_christ_by_aasemsj.jpg

Hz. İsa'dan (a.s) Piskopos Samuel Ruiz'e: "İSEVÎ DİRENİŞ ÇİZGİSİ"

"Piskopos'un dediği gibi: "O halde kim, zulme destek olan bir sessizlik Hıristiyanlığından söz edebilir?" S. Ruiz, Latin Amerika'daki Hıristiyanlaştırma adı altında yapılan zulüm, sömürü ve lanetli seçilmiş halk anlayışına, İsa'nın Ferisilere verdiği cevapla seslenir: "ENGEREKLER!" Kim bilir, Hz. İsa'nın müjdesi yankısını bulur; son nebinin kutlu yolunda buluşuruz..."

24 Aralık 2015 Perşembe

İNTİZAR - Hz Muhammed'in (s.a.a) siyretinde putpereslerle, kendisinin önderliğindeki muvahhitlerin mücadelesi ana ekseni oluşturur. Bu sebeple günümüzde Müslümanların algısında hak-batıl mücadelesinin taraflarının kimler olduğunun anlaşılmasında Müslümanlar ve diğerleri ile olan mücadele şeklinde bir yaklaşım genel kabul görür. Bu genel manada doğru olmakla birlikte, hak-batıl mücadelesinin anlaşılmasında Kuran'da zikri geçen, Hz Musa'dan (a.s) Hz İsa'ya (a.s) kadar gelen peygamberlerin siyreti dikkate alındığında biraz daha farklı bir tablo karşımıza çıkar. Zira bu tabloda Hz Musa'dan (a.s) sonra gelen peygamberlerin hepsi Hz Musa'nın (a.s) şeriati üzere yaşayan, yani zamanın Müslümanları olarak tanımlayabileceğimiz topluluğa gelmişler ki; burada mücadelenin tarafları noktasında denklem günümüz Müslümanlarının kafasındaki denklemden farklılık arzediyor. Yani Muvahhidler-putperestler denklemi yerine, zamanın şeriat sahibi dindarları ve bunları ıslah etmek üzere gelen peygamlerlerden müteşekkil tarafın oluşturduğu mücadele denklemi. Hem de ne mücadele. O zamanın dindarları ki; kendilerine gelen peygamberlere olmadık zulümler yapmaları bir kenara, en nihayetinde onların testereyle kesilerek (Hz Zekeriya (a.s)), kafaları bedenlerinden kesilerek (Hz Yahya (a.s)) hunharca katledilmelerine kadar varan, en olmadık şeyleri yaparak bu mücadele denkleminde bu gün bize çok şeyler anlatabilecek fiiller ortaya koydular.  Hz Peygamberin (s.a.a) ümmeti de aslında bundan farklısını ortaya koymadı. Hz Muhammed'in (s.a.a) çizgisini geleceğe taşıyan imamlar ve gerçek ilim sahipleri de bu zulümlere muhatap oldu. Kerbela'da Hz Hüseyin'in (a.s) başına gelenin Hz Yahya'nın (a.s) başına gelenle aynı olması acı olamkla birlikte bir okadar da izah edicidir. Bu örnekten de anlaşılacağı üzere aslında bizler bu gün de tam olarak o denklemin bir örnekliğini yaşıyoruz. Hangi tarafta olmak gerektiğine karar verirken bu örneklerden yola çıkarak sağlıklı kararlar vermek mümkün. Hz İsa'nın (a.s) veladetinin seneyi devriyesinin yaşandığı bu günlerde onun örnekliğinden başlayıp günümüze uzanan "direniş" çizgisi üzerinden doğru olanı yakalamak noktasında oldukça kayda değer ve bir solukta okuyacağınıza inandığımız aşağıdaki yazıyı dikkatinize sunuyoruz...

 

Hz. İsa'dan (a) Piskopos Samuel Ruiz'e

 

İSEVÎ DİRENİŞ ÇİZGİSİ

Tarihin ihya edicileri, insanlığın hidayet rehberleri olan nebiler, kesintisiz bir süreç ile Hz. Muhammed (s)'e kadar gelen temiz ve pak bir silsilenin halkalarıdır. Her halka kendinden önceki nebinin bozulan, ifsad olan öğretilerini ıslah ederler. Bozulan, dejenere olan bu ilahi öğreti; Hz. Muhammed (s)'e kadar hep nebiler aracılığıyla ihya edilmiştir. Hz. Peygamber'den sonra bu görev ümmetin âlimlerine ve imamlarına tevdi edilmiştir.

 

Tarihin en kesif noktasında, Kur'an'ın en çok isminden ve mücadelesinden bahsettiği Hz. Musa'nın bozulan, kuru bir şekilden ibaret hale getirilen ilahî öğretisi; yozlaşmanın en sistemli bir hale geldiği, gücün imparatorlaştığı, her şeyin alınıp-satılan bir meta gibi algılanıp, belden aşağı kültürün en iğrençleştiği bir zamanda, gözlerin ve kulakların şehvet çığlıklarıyla dolduğu, zevk ve sefanın kendinden sonraki tüm zamanlarda darb-ı mesel olarak anlatıldığı bir toplumun kendine gelmesi, fıtri olanı hatırlaması, ilahî olana gönlünü ve kulaklarını açması öyle kolay kolay olacak gibi gözükmüyordu. Din tacirleri (Yahudiler) tüm tacirlere parmak ısırtan bir maharetle, ellerindeki Musa (a)'ın değerlerini hoyratça pazarlıyorlardı. Dinî ve ilahî olanın bu derece dindarlar tarafından, din adamları eliyle pazarlandığı Kur'an-ı Kerim'de uzun uzun anlatılacaktı. Kur'an-ı Kerim Hz. Peygamber (s)'den sonra en olumsuz, en kötü ve en yozca şeyin örneklerini İsrailoğullarının ve din adamlarının Hz. Musa'nın getirdiklerine yaptıklarıyla örneklendirir. İsrailoğulları, Yahudiler, Museviler gelecek nesiller için ibretle anlatılır yüce kitabın sayfalarında. İşte bu alacakaranlık kuşağı, yüce yaratıcı tarafından öyle bir ilahî çığlıkla aydınlanmalı ki; insanlar dikkat kesilsin, kulak kabartsın. Yeryüzü öyle bir sarsıntı geçirmeli ki; insanlar ayaklarından yerin kaydığını, başlarında göğün yarıldığını hissetsinler. İşte böyle bir şok dalgasıyla geldi Hz. İsa. Tarihin en olmayacak, akla hayale gelmeyecek çocuğu, babasız İsa (a) dünyaya geldi. Gelir gelmez, Meryem (a)'ın bakireliğine şahitlik yaptı: konuştu!..

 

Hz. İsa (a) tarihin kalbinin ilahî olana doğru atmasını sağlayan bir şok dalgası olarak geldi. Tertemiz Meryem'in ve Nebi Zekeriya'nın gözetiminde yetişti. "Esseniler" onu Yahudilerin ihya edicisi ve kurtarıcısı, zulmün yok edicisi olarak çöllerde ve dağlarda yetiştirdiler.

 

 

Esseniler

 

Hz. İsa, Ferisi ve Sadukilerin yozlaştırdığı, dejenere ettiği, Hz. Musa'nın öğretilerini özüne döndürmenin gayretiyle ise başlar. Yahudi mezhepleri olan Saduki ve Ferisiler Roma'da dinin temsilcileri sıfatı ile zulmün tasdikçisi olarak varlıklarını sürdüren, şahsiyetsiz ve onursuz insanlar sınıfı olarak örgütlenmiş, toplumu Tanrı adına, Musa adına aldatan aldatıcılardır. Esseniler, Hz. Musa'nın getirdiklerini koruyan, ona bağlı olan, Roma'da anarşist ve bozguncu olarak tanınan devlet düşmanı gizli bir topluluktu. Roma devlet, Ferisiler ve Sadukiler için Esseniler yok edilmesi gereken, kararlı varlıklardı. Essenilerle ilgili bütün olumsuz propagandalar bu merkezlerden üretiliyordu. Hz. İsa'nın doğumundan sonra yetiştirilmesi eğitilmesi, Hz. Zekeriyya önderliğindeki Esseni mektebinde gerçekleşti. Esseniler gerçek dinin öğreticileri olarak Roma'nın zulmünden Ferisilerin tuzaklarından korunmak için gizli olarak tebliğlerini yürüten gençleri şehirlerden uzaklaştırarak, dağlarda ve çöllerde belli eğitimlerden geçiren bir topluluktu. Hz. Zekeriya'dan sonra Hz. Yahya'nın (a) önderliğinde Roma valilerini ve saraylarını tehdit edecek, onların uykularını ve rahatlarını kaçıracak bir güce ulaştılar. Hz. Yahya (a) şehid edilmeden önce, 31-41 yaşları arasındaki Hz. İsa'ya sırtındaki cübbesini vererek bundan sonraki mücadelenin merkezini ve önderini belirlemiş oluyordu. Essenilerle ilgili Hıristiyan kaynaklardaki tüm sansürler bu gerçekleri gizlemeye yetmedi. Belki de ayrı bir çalışma konusu olabilecek Essenilere kısaca değindikten sonra, şimdi de Hz. İsa'ya geçelim.

 

 

Hz. İsa'nın Mücadelesi

 

Hz. İsa'nın mücadelesini incelerken, karşımıza iki boyutlu bir insan ve mücadele modeli çıkıyor:

Birincisi; sevgi ve şefkatle dolu, uysal, bir yanağına vurunca diğerini dönen bir Hz. İsa. Özellikle günümüz Hıristiyan dünyasının sahiplendiği, anlata geldiği, yazdığı, çizdiği, sembolleştirdiği Hz. İsa, sevgi ve şefkatle dolu, sessiz bir Hz. İsa günümüz zulüm temsilcileri ve emperyalistleri için çok uygun düşmektedir. Hıristiyan dünya ile zulmün, ahlaksızlığın temsilcileri aynı dünyayı paylaşıyorlar. Oysa Hz. İsa böyle bir dünyayı değiştirmek için, bu dünyanın çirkeften direklerini ve desteklerini yıkmak için geldiğini söyler. İkincisi; Hz. İsa'nın gelmiş olduğu konum ve sosyal ortam iyice incelendiğinde var olan İnciller(Dört İncil), Pavlos'unkiler hariç, akl-ı selimle okunduğunda bile günümüz Hıristiyan dünyanın çizdiği Hz. İsa portresiyle uyuşmadığını görürüz. Ya da Hz. İsa'nın bir yönünün, bir boyutunun böyle olduğunu, diğer bir yönünde ise hayatı boyunca mücadele eden zalimlere ve aldatıcılara karşı direnen bir Hz. İsa görürüz. Hz. İsa sahte din tacirlerine karşı çok sert ve amansız bir mücadele başlatmıştır. Dört İncil baştan sona Hz. İsa'nın Ferisiler ve Sadukilerle mücadelesini anlatır. Hz. İsa Ferisi ve Sadukilerin yanlış din anlayışlarını, Hz. Musa'nın getirdiklerini, az bir bedele, yada çok bir bedele karşılık ilahî öğretileri sattıklarını, zulmün, ihanetin yardakçıları olduklarını anlatır. (Bunun için Yuhanna'nın 7-45 ve Bölüm 8 okunabilir) Hz. İsa'nın en büyük düşmanı Yahudilerdir (Ferisiler). İnciller buna çok açık bir şekilde tanıklık eder. Hz. İsa bunlara karşı en küçük bir taviz vermeden, tüm ihanet ve kötülüklerine sabırla direnerek karşı koymuştur. Onlara karşı söylemleri sevgi ve şefkatten uzaktır.

 

Öyleyse Hz. İsa ne günümüz Hıristiyan dünyanın; insanüstü gibi algıladığı hayattan uzak, realitelerden bihaber meleksi bir nebi ne de Kazancakis'in haddinden fazla beşerleştirdiği Nasıralı İsa'dır. Bizce Hz. İsa'nın mücadelesi iki boyutta ele alınması gereken bir olgudur. Birincisi; aynen günümüzde algılanan Hıristiyan dünyanın bayraklaştırdığı hoşgörü abidesi bir nebidir. Hz. İsa'nın bu yönü halka dönük yüzüdür. İlahî mesaja çağırdığı Nasıralı, Kudüslü, Romalı, Filistinli halka bir şefkat abidesi, sevgi pınarı olarak çağıldar. Vahye muhatap olan, yoksun bırakılmış, kandırılmış halk Hz. İsa (a) için çok önemlidir. Onları şefkatle kucaklamak zorundadır. "Onlara yumuşak davranmalısın. Şefkat kanatlarını onların altlarına sermelisin. Eğer kötü davranırsan onlar çekip giderler". ilahî düstur, Hz. İsa'da böyle tecelli eder. İkinci yönü; özellikle günümüzde anlaşılmayan, göz ardı edilen, bilinmeyen ve bizce üzerinde asıl durulması gereken tarafı: Hz. İsa'nın egemen Roma zorbalarını rahatsız eden sahte din tacirlerini engerekler gibi üstüne saldırtan, devrimci direnişçi yönüdür. Zulmün merkezi Roma ile Hz. İsa'nın vermiş olduğu mücadele, hiç öyle göz ardı edilecek bir olay değildir.

 

 

Zulüm İmparatorluğu Roma ile Hz. İsa

 

Muhammed Ataurrahim, değerli ve özlü çalışması olan Bir İslam Peygamberi Hz. İsa adlı eserinde, Hıristiyan ve Batılı kaynak ve vesikalara dayanarak öyle ilginç bir veri sunar ki, günümüze kadar ki Hz. İsa ile ilgili zihinlerdeki bilgileri tepetaklak eder. Ataurrahim; Hz. İsa'nın; Yahya'dan sonraki mücadeleyi yüklenip silahlı direnişe dönüştürdüğünü yazar. Bizce olay bu derecek olmuş mudur bilmiyoruz, ama inkârı mümkün olmayan gerçek Hz. İsa'nın Romalılarla arasının hiç iyi olmadığı kovuşturulduğu, takip edildiği, Roma için sahte Yahudi Ferisi ve Sadukiler için Hz. İsa'nın bir kâbus olduğu, şok dalgası olduğu kesindir. Ferisi ve Sadukiler bahsi çok açık olduğu için Roma ile Hz. İsa'nın mücadele grafiğine bakalım.

 

Hz. İsa, Roma kültür ve zulüm devletine kesinlikle bir direniş sergilemiş, sevgi dalgaları ve mucizatla oluşturduğu müminleri, Roma'nın şirret sütunlarını yerle bir edecek tevhidi bir yapının temellerini son nebiye kadar taşıyacak bilinç ve kararlılıktadırlar.

 

Eğer bu böyle değil de tersi istikamette olmuş olsa idi; Hz. İsa'nın irtihalinden sonraki dönemde gelişen olguların farklı bir düzlemde seyretmesi gerekirdi. Ki onların iddiası gibi İsa'yı çarmıha germediler.

"O'nu ne öldürdüler ne de çarmıha gerdiler" (Nisa, 4/155)

 

 

Hz. İsa Sonrası İsevî Direniş Çizgisi

 

Hz. İsa hayatı boyunca iki merkezle kıyasıya mücadele etmiş, bu zulmün ve aldatıcıların temsilcisi Roma ve Ferisiler için kabus atmosferi oluşturan bir kitle oluşturmuştur. Roma egemenleri Hz. İsa'dan sonra bu direniş çizgisinin kesilmeyeceğini, bitmeyeceğini, Ferisilerin zailiyetini gördüklerinde (Hak gelince batıl zail olur) direnişin bitmesi için en akıllı olan yolu seçtiler: İsevî anlayışı ve direnişi içselleştirmek/ uysallaştırmak ve bu anlayışa resmî misyon yüklemek. Paul ya da bilinen Pavlos, Roma'nın Hıristiyanlaştırılması ya da Hıristiyanlık'ın Romalılaşmasını sağlayacaktı. Ama Pavlos Mesih'i hiç bir zaman Hz. İsa olmayacaktı. Kalenin içten fethi kadar kolay ve kötü bir iş yoktur. Bir öğreti ancak içten mümessilleri eliyle dejenere olur. Hz. Musa'nın başına gelen, Hz. İsa'nın da başına gelmişti. Tarih bu oyunu Hz. Muhammed'in öğretisine de oynayacaktı. H. Hatemi Hoca yerinde olan bir tespiti ile "Her ümmetin bir Pavlos'u vardır. Bu ümmetin (İslam) Pavlos'u da Muaviye'dir." Diyerek bu gerçeği en veciz bir dille ifade eder. Ama Pavlos'un tüm çabaları, Roma'nın hile ve düzenleri, İsevî direniş hattını silemedi. Direniş çizgisi kırılmadı. Nasıl İslam ümmetinin geçirdiği evrelerde Muhammedî çizgi kırılmadan günümüze kadar gelmişse, bir taraftan Pavloslar üretilirken; diğer taraftan Hüseyinler, Ebu Hanifeler, İmam Rızalar var olagelmiştir. Hz. İsa'nın direniş çizgisinin kırılmadığını, korunduğunu, Pavlos'un yaptığı tüm zararlara rağmen Roma için kâbusun bitmediğini Buruc Sûresi'ni okurken müşahede ediyoruz.

 

Hz. İsa'nın yarenleri ve Ashab-ı Uhdud filmi canlanıyor gözümüzün önünde... Ateş çukurlarına doldurulanların İsevî direnişçilerden başkası olmadığını buruk bir sevinçle görüyoruz. Pavlos, Hz. İsa'yı ve öğrettiklerini silememiş, Roma'nın zulmü, İsa'yı (a) öldürememiş... Kehf Sûresi de şahitlik eder buna. Allah'a inanan gençleri, Roma kayserlerinin zulmünü okuyoruz... Tarsus'a ya da Efes'e gidip görüyoruz, zulüm imparatorluğunun İsa'nın yarenlerine yaptıklarını ve Allah'ın onları korumasını... Roma'nın, Hz. İsa'yı ve öğretilerini silemediğini, Pavlos'un tahripkâr adımlarının buna yetmediğini Kur'an-ı Kerim'in şahitliği ile okuyoruz. Ayrıca gezip görmemizi isteyen, ibret alın diyen Yüce Kitab'ın emri doğrultusunda Anadolu'nun çeşitli yelerindeki yeraltı şehirlerinde, Roma'nın şedid zulmünden kaçan ve tevhidi anlayışlarını yeryüzü olmamışsa yeraltında koruyan muvahhid İsevileri görüyoruz. İman edenlere sevgice en yakın olanların, kendilerine "Biz Hıristiyanlarız." (Maide/32) diyenler olduğunu buyuran ilahî emir, Son Nebi'nin ilahî mücadelesinde, Hıristiyanları müttefik görür. Habeşistan, Son Nebi için bir nevi üs görevini görür. Necaşi, "Ben Hıristiyan'ım." diyen bir mü'min olarak ölür. Cenazesini Hz. Peygamber kıldırır. İsevi öğreti, hem sosyal alanda, hem İznik Konsülü'ne, hem de Pavlos'un bütün hilekârlıklarına rağmen, özü korunarak Hz. Muhammed'e kadar gelir. Barnaba İncili, hâlâ Hıristiyan dünyanın başını ağrıtan bir sorun olarak varlığını sürdürür. Barnaba, Pavlos'un, zulmün payandası yaptığı sapkın bir inanç haline dönüştürdüğü Hıristiyan öğretiyi günümüze kadar koruyan çizginin ilk temsilcisidir. Sonraki dönemlerde tevhidi İseviler, Roma'nın akla hayale gelmedik işkenceleri altında yakılarak, kazıklara oturtularak, derileri yüzülerek can verdiler. Zalimler ve aldatıcılar, Hıristiyanların büyük bir çoğunluğunu ehlileştirip, Tanrı'nın koyunu olmaktan, kendi koyunları yaptılar. Çobanları ise hep zalim yönetimler ve yöneticiler oldu. İlahî olanla en ufak bir bağı bulunan, Kur'an-ı Kerim'in anlattığı Hıristiyanlar hiç bitmedi. Tarih şeridinde yerlerini hep aldılar.

 

Büyük Şehid Lucian (ö.312), Şehidler Kilisesi'nin kurucusu Aziz Danatus, Afrika Hıristiyanlarının lideri tevhidçi düşüncenin babası Arıus (ö.336), reformistçi Calvin'in ihbarı sonucu yakılarak öldürülen İspanya Engizisyonu'na karşı çıkan tevhidçi Servetüs (ö.1513), F. David (ö.1579), ve ...

Piskopos Samuel Ruiz.

 

Bugün Roma İmparatorluğu'nun günahkâr devamcısı, Garaudy'nin deyimiyle 'Şer İmparatorluğu', İmam Humeyni'nin deyimiyle 'Büyük Şeytan' olan Amerika'dır. Amerika, varlığını zulüm ve soykırımla başlatan 'Vahşet İmparatorluğu' olarak tarih sahnesine çıkan, kötülüğün günümüz temsilcisidir. 1492, Amerika'nın keşfi diye tarihe geçen o uğursuz gün, milyonlarca Kızılderili'nin yok olması, kendi ülkelerinden, topraklarından sökülüp atılması ve nesillerinin bitmesi anlamına geliyordu. Amerika, ciltlerce anlatılacak zulüm uygulamalarıyla kuruldu. Varlığı kana endeksli vampirler gibi, zulme, sömürüye ve vahşete endeksli çapulcuların oluşturduğu bir medeniyet (!), varlığını bunlarla devam ettirdi. Dünya sömürüsüne en yakınındaki Latin Amerika'daki yerli halktan başladı ve dünyaya yayıldı. Amerikan sömürüsünü, zulmünü ve şeytanlığını engelleyecek, durduracak güç, vahyi bir öğretinin hayat sahnesine çıkmasıyla mümkündür. Bu güç, en belirgin bir şekilde 1979 İran İslam Devrimi ve son nebinin meltem esintisiyle gelen ihtiyar önderi eliyle gerçekleşti. Ama Amerika, Latin Amerika'yı yağmalayıp sömürürken, kendi ataları Kızılderili yerlileri katlederken, Kızılderilileri savunan ve yıllarca Colomb'un zulmünü anlatan Piskopos Barteleme de Las Cesaş'dan sonra Meksika'da Amerikan vahşetine ve zulmüne karşı direnen "Zulme ancak karşı konur; boyun eğilmez!" diyen Zapatalar, tüm ezilen Latin ülkeleri için ümit oldu. 1914'de başlayan bu direniş hareketi, Latin Amerika ülkelerindeki direniş hareketlerinin ilk kıvılcımı ve ilhamcısıdır. Salvador, Guetamala, İspanya gibi 1930'larda başlayan direniş hareketleri, hep Zapatalardan ilham alır.

 

Bir köylü direnişi olan Zapatistlerin lideri S. Zapata, okuma-yazma bilmeyen saf ve temiz bir köylü olarak yapılan insanlık dışı zulme ve vahşete karşı direniş tohumlarını Meksika'da eker. Sol söylemi ve emperyalist ABD'yi en çok şaşırtan, belki de bu temiz köylülerin direnişinden çok, Piskopos Samuel Ruiz'dir. Piskopos S. Ruiz, bir din adamıdır, Hıristiyan'dır ve Meksika'da 1951'lerden sonra Zapataları açıktan destekleyen bir tavırla gündeme gelir. Roma'ya karşı süren direniş hattı, Latin Amerika'da, Meksika'da ortaya çıkar.

 

Aslında Polonya direnişinde de papazların direniş saflarında yer alışlarını beyaz perdede seyretmiştik. Ama Meksika'da las Casaş'dan sonra S. Ruiz Amerikan kuklası hükümete karşı şiddet kullanılmasını ve Zapatistaların haklılığını savunarak zulüm ve vahşete Hz. İsa'nın taraftar olmadığını, sessiz kalmadığını, 1968'de Latin Amerika Piskoposlar toplantısında Hz. İsa'nın, devrimci ve direnişçi bir peygamber olduğunu deklare eder. Hz. İsa, zulme, sömürüye ve ahlaksızlığa sessiz kalan bir nebi değil, bizzat bunlara karşı gönderilen, şerrin yok edicisi bir peygamberdir. S. Ruiz'in, Papa tarafından bu olaylardan sonra görevinden azli, halkın yoğun desteğiyle geri çekilir. Yerlilerin tahrikçisi diye kara listeye alır. S. Ruiz ise, "Hakikat şu ki, yerli halk, hükümetlerin vaatlerinden yoruldu. Silaha sarılmaktan başka çıkış yolu kalmadığını gördü. Onlar, sabırlarını sonuna kadar kullandılar. Silaha sarılmak onların en doğal hakkıdır." diye yanıt verdi. Amerika, ilk yerli sömürü ağını Meksika'da kurdu. Pilot bölge olarak burayı seçti. Latin Amerika'nın kalbi olarak Meksika seçildi. Sömürü için bütün altyapı burada konuşlandırıldı. Meksika bunun için önemlidir, S. Ruiz bunun için önemlidir. Tanrı'nın seçtiği bir devlete karşı, tanrı adına insanlara zulmeden, onları sömüren otoriteye yine Tanrı'nın bir adamı olan piskopos karşı koyuyordu. Bu, Hıristiyan dünya ve öğreti için bir ışıktı ve Latin Amerika'dan doğmuştu.

 

Salvador direnişinde önceleri sessiz kalan Cizvit papazları, direnişe verdikleri destek dolayısıyla, sonraları ülkeden atıldılar. Salvador'da Cizvit Papazları, zulme sessiz kalmadılar ve direnişe İsa adına destek verdiler. Pavlos'un Mesih'i, Latin Amerika'da yavaş yavaş ölüyordu. Barnaba'nın İsa'sı ise diriliyordu. Salvadorlu kadın direnişçi Martinez'in anılarının yaşandığı bir ülkede, ilahî olan, vahyi bağı kesilmeyen bir anlayış sessiz kalamazdı. Eğitimin ustaları Cizvit papazları da burada sessiz kalmadılar. Pavlos'un büyüsü, yavaş yavaş bozuluyordu.

 

Latin halkların onurlu ve insani direnişleri, "Biz Hıristiyanlardanız!" diyenlerin ruhlarında, halklara duyulan İsa'ca sevgiyi canlandırdı. Sevgi pınarı Hz. İsa, zulme karşı çarmıhını boynuna dolayarak, "Çarmıhını almayan, gelmesin benimle!" diye yola çıktı. Amerika şer imparatorluğu ve kapitalizmin azgın ruhu, insanlığı yerle bir ederken, ahlaki değerleri hoyratça tüketirken, Siyonist bir bencillikle ilahi olanı sekülerleştirirken, ilahî öğreti iddiasındaki Hıristiyanların ve İsa dostlarının yeniden oturup düşünmeleri, akl-ı selimle İncilleri yeniden okumaları gerekmektedir.

 

Meksika'da S. Ruiz'in 'devrimci İsa'sı, Peru'da Rahip Güttierez'in 'kurtuluş çağrısı', Brezilya'da Rahip Leonardo Boff'un 'kurtarıcı İsa'sı, Arjantin'de Enrico Düşsel'in, Salvador'da Cizvit Aloysius'un onurlu ve orijinal çıkışları, Hıristiyan dünya için Hz. İsa'yı ve İncilleri, güçlülerin, zalimlerin elinden kurtarma belirtilerini veriyor. Latin Amerika'daki bu insanı ve izzetli İsevî dalga, yavaş yavaş Hıristiyan dünyaya yayılıyor. Kim bilir, Musa Sadr gibi, 'ortak kelime'ye çağıranlar çoğaldıkça, bu çağrıya ilk koyanların İseviler olduğunu göreceğiz. Samuel Ruizler çoğaldıkça, Vatikan'ın işi daha bir zorlaşacak; Pavlos'un büyüsü, direniş asalarıyla yutulacak.

 

Latin Amerika'daki Hıristiyan anlayış ve gelişme üzerinde ciddi olarak durulması gerekir. Piskopos'un dediği gibi: "O halde kim, zulme destek olan bir sessizlik Hıristiyanlığından söz edebilir?" S. Ruiz, Latin Amerika'daki Hıristiyanlaştırma adı altında yapılan zulüm, sömürü ve lanetli seçilmiş halk anlayışına, İsa'nın Ferisilere verdiği cevapla seslenir:

"ENGEREKLER!"

Kim bilir, Hz. İsa'nın müjdesi yankısını bulur; son nebinin kutlu yolunda buluşuruz...

 

Kaynak: Evrensel Mesaj Aylık Dergisi Sayı: 2 Mart 1999

 

 

Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler