1111.jpg

Son Peygamber s.a.a.’in Gönderilişi Bi’set, Uyanışın Başlangıcı

"Son Peygamber (bi'set) bu hedefle âleme gönderildi ki, ahlakın güzellikleri, beşerin ruhi faziletleri yaygınlaşsın ve kemale ersin."

5 Mayıs 2016 Perşembe

Ayetullah Seyyid Ali Hameneî

İslam İnkılabı Rehberi

 

Hazret, mütevatir ve meşhur hadisi uyarınca şöyle buyurmuştur:

"Güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim."[1]

Son Peygamber (bi'set) bu hedefle âleme gönderildi ki, ahlakın güzellikleri, beşerin ruhi faziletleri yaygınlaşsın ve kemale ersin. Eğer bir kimse en üstün ahlaka sahip değilse, açıktır ki, Allah Teâlâ bu büyük ve tehlikeli görevi ona vermeyecektir. Bu yüzden bi'setin başlarında, Allah Teâlâ, Peygamber (s.a.a.)'e şöyle buyuruyor:

"Muhakkak sen büyük bir ahlak üzerinesin."[2]

Peygamber oluşta, öyle bir kapasiteye sahip olunmalıdır ki, Allah Teâlâ bu kapasitenin vahyine uygun olduğuna karar vermelidir, bu, bi'set öncesiyle alakalıdır. Yine rivayet olunmuştur ki, Peygamber-i Ekrem (s.a.a.), gençliğinde ticaretle uğraşıyordu ve bu yoldan elde ettiği büyük gelirlerin hepsini Allah yolunda sadaka olarak vererek, fakirler arasında paylaştırdı. Bu dönem, Peygamber (s.a.a.)'in tekâmülünün son dönemleri ve vahyin nüzulünün hemen öncesi bir dönemdir -henüz peygamber olmadıkları bir dönem-. Peygamber Hira dağına çıkıyor ve ilahî ayetleri; gökyüzünü, yıldızları, yeryüzünü, farklı duygularla ve farklı yöntemlerle yaşayan yaratılmışları seyrediyordu. O, bütün bu ilahî ayetleri görüyor, hak karşısında tevazusu, ilahî emir ve yasaklar ve ilahî irade karşısında yüreğindeki huşu günden güne artıyordu. Güzel ahlakın tomurcukları onda günden güne filizleniyordu. Rivayetlerde şöyle deniliyor:

"İnsanların en akıllısı ve kerimiydi."

Peygamber (s.a.a.) bi'setten önce, ilahî ayetleri müşahede ederek günden güne daha da dolarak, kırk yaşına ulaştı.

"Onun kalbi, kırk yaşında kalplerin en nuranisi, en mütevazisi ve ilahî mesajı almak için en kabiliyetlisiydi."

"Maneviyat, ruhaniyet ve nuraniyeti kemalatın zirvesine ulaştığı vakit, Allah Teâlâ gökyüzünün ve gayb âleminin kapılarını ona açtı, manevî ve gayb âlemlerine gözlerini açtı."

"Melekleri görebiliyor, onlarla konuşabiliyor, onların sözlerini işitebiliyordu."[3]

Bu aşamadan sonra Cebrail ona nazil olarak şöyle dedi: "Oku."[4] Bi'set böyle başladı.

Bu eşsiz ilahî varlık, ilahî vahyin nüzulünden önce kemalin bu merhalesine ulaşmış kâmil insan, bi'setin ilk anından itibaren, çok yönlü ve zorlu bir cihadı başlattı ve yirmi üç yıl boyunca zorluklar içinde bu cihadı sürdürdü. Onun cihadı kendi içinde, hakikati idrak edemeyen insanlarla, o mutlak zulümatla dolu ortama karşıydı ki, Emîrelmü'minîn (a.s.) Nehcü'l-Belâğa da şöyle buyurmuştur:

İnsanlar kendilerini tabanlarıyla ezen, tır­nak­larıyla kırıp geçiren fitnelere düşmüştü. Fitneler tır­nakları­nın ucuna basmış, kalmıştı.”[5]

Fitneler insanları her yönden baskı altına almış, dünyaperestlik, şehvetler, zulüm ve birçok ahlakî rezillikler insanların derinliklerine işlemiş ve güçlülerin haksız elleri hiçbir engelle karşılaşmaksızın zayıflara kadar uzanıyordu. Bu ihlaller sadece Mekke'de ve Hicaz'da değil o zamanın en ileri medeniyetlerinde de, yani Şahlık İranı'nda ve büyük Roma İmparatorluğu'nda da mevcuttu. Tarihe bir bakın, tarihin karanlık safhası baştan başa beşerin hayatına hakim olmuştu. Bu büyük güç ile mücadele etmek ve bi'setin ilk saatlerinde hayal bile edilemeyecek, durmaksızın bir çaba ve ilahî vahyi yüklenmek zamanı, Peygamber (s.a.a.) için başlamıştı. İlahî vahiy de tıpkı, berrak bir suyun bereketli topraklara akması gibi, o büyük şahsiyetin mukaddes kalbine nazil oluyor ve O'na güç bahşediyordu. O, dünyayı büyük bir değişimin eşiğine getirmek için bütün gücüyle çalışıyordu ve başardı da.

Ümmet yapısının ilk hücreleri, Mekke'nin o zor günlerinde bizzat Peygamber (s.a.a.)'in güçlü elleriyle oluşturuldu. İslam ümmeti binasının üzerine kurulacağı sağlam sütunlar, ilk Müslümanlar, ilk iman edenler, bu bilgiye, bu cesarete, bu nuraniyete sahip olan, Peygamber (s.a.a.)'in mesajının manasını kavrayıp gönül veren insanlardı.

"Allah, kimi hidayete erdirmek isterse, onun göğsünü İslam'a açar." (Enam Sûresi, 125)

Hazır gönüller, kapıları açık gönüller bu ilahî öğretilere ve emirlere doğru Peygamber (s.a.a.)'in güçlü elleriyle hidayet bulan bu zihinler aydınlandı, iradeler günbegün daha sağlam oldu. Az bir topluluk olan mü'minler için -ki günden güne sayıları artıyordu- Mekke döneminin zorlukları belirmeye başladı ki, bunlar benim ve sizin için tasavvur bile edilemez şeylerdir. Bütün değerlerin cahilî değerler olduğu, taassupların, yanlış gayretkeşliğin, derinden kin beslemelerin, karanlıkların, eşkıyalıkların, zulümlerin ve şehvetlerin beraber iç içe geçtiği, halkın yaşamını baskı altına alarak kuşattığı bir atmosferde, bu katı ve nüfuz edilemez taşların arasında, bu yemyeşil fidan filizlendi.

"Bilin ki, sah­ralardaki ağaç daha katı ve sert, bağ bahçe içindeki ağaçlar ise daha zayıf ve naziktirler. Çorak topraklarda biten ağaçların ateşi daha kuvvetli ve koru da daha geç söner.” (Nehcü'l-Belâğa, 45. Hutbe)

Emîrelmü'minîn (a.s.)'ın kastettiği budur. Hiç bir sel sahrada yetişen, kök salan ve büyüyen bu yeşillikleri, bu fidanları ve bu ağaçları yerinden oynatamaz. On üç yıl geçti ve sonra bu sağlam sütunlar esas alınarak, İslamî toplumun, medenî ve nebevî toplumun binası bu sütunlar üzerine kuruldu.

Kaynak: Ayetullah Seyyid Ali Hameneî, 250 YILLIK İNSAN / Hz. Peygamber (s.a.a.)'den İmam-ı Zaman (a.f.)'a kadar Ehl-i Beyt'in İki Yüz Elli Yıllık Mücadele Tarihi, çev. Muaz Pazarbaşı, s. 26-29, Feta Yayıncılık, 2015.

 



[1]  Molla Sadra, Şerh-i Usûl-u Kâfî, c. 1, s. 420.

[2]  Kalem Sûresi, 4.

[3] Bihârü'l-Envâr, c. 17, s. 309.

[4] Alak Sûresi, 1.

[5] Nehcü'l-Belâğa, 2. Hutbe.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler