jamkaran.jpg

250 yaşındaki insan hareketinin amacı

"Yani sizler bugün bütün peygamberlerin ve ilahi ıslahçıların ve son peygamberin davetinin hazreti Bakiyyetullah'ın mukaddes varlığında somutlaştığını görmektesiniz. Bu yüce şahsiyet bütün hepsinin varisidir ve onların hepsinin davetini ve bayrağını elinde bulundurmakta ve dünyayı bütün bu zaman zarfında enbiyanın getirdiği ve insanlığa sunduğu öğretilere davet etmektedir. Bu önemli bir noktadır."

22 Mayıs 2016 Pazar
Ayetullah Seyyid Ali Hameneî
İslam İnkılabı Rehberi

 

Mehdeviyet'in aslı konusunda bütün Müslümanlar ittifak etmişlerdir. Diğer dinlerde de ahir zamanda bir kurtarıcının beklendiği inancı vardır. Onlar da olayın bir bölümünde meseleyi doğru anlamışlardır, ancak kurtarıcı şahsın kim olduğunun tanınması olan meselenin esas bölümünde, eksik kaldıklarını itiraf etmek zorunda kalmışlardır. Şia kendine ait kanallardan gelen kesin ve kati haberlerle kurtarıcıyı ismiyle, nişaneleriyle, özellikleriyle ve doğum tarihiyle tanımaktadır. 29/6/1384

Biz Şiilerin itikadının özelliği, bu hakikati Şia mezhebinde bir arzu şeklinden, zihinsel bir algı şeklinden var olan bir gerçekliğe dönüştürmüş olmasıdır. Hakikat şudur ki, Şiiler vaadedilen Mehdi'yi beklediklerinde, o kurtarıcı eli beklemektedirler, hayal dünyasına dalmamaktadırlar, var olan bir gerçekliği aramaktadırlar. Allah'ın hücceti insanlar arasında yaşamaktadır, vardır, insanlarla beraber yaşam sürmektedir, insanları görmektedir, onlarla beraberdir, onların dertlerini, onların acılarını hissetmektedir. İnsanlar da, o saadete erebilmiş, o kapasiteye sahip olabilmişlerse, bilmeden çeşitli durumlarda onu ziyaret etmektedirler. O vardır, gerçek ve belli bir insandır, ismi bellidir, babasının annesinin ismi bellidir ve insanlar arasında, onlarla birlikte yaşamaktadır. Bu biz Şiilerin akidesinin özelliğidir.

Bu akideyi kabul etmeyen diğer mezhebin mensupları, hiç bir zaman bu fikri, bu gerçekliği reddedecek akli bir delil getirememişlerdir. Hepsi Ehl-i Sünnet'te de var olan pek çok açık ve kesin delili tasdik etmişlerdir, kesin ve kati bir şekilde bu yüce insanın varlığını, bu Allah'ın hüccetini, bu apaçık ve parlak hakikati - benim ve sizin tanıdığınız özellikleriyle - anlatmaktadırlar ve siz Şia olmayan pek çok kaynakta da bunu görmektesiniz.

İmam Hasan Askeri'nin mübarek ve pak evladının doğum tarihi bilinmektedir, onunla ilişkide olanlar bilinmektedir, mucizeleri bellidir ve Allah ona uzun ömür vermiştir ve vermektedir. Alemdeki bütün ümmetlerin, bütün kabilelerin, bütün dinlerin, bütün ırkların her dönemde somutlaşmış büyük arzusu budur. Şia mezhebinin bu önemli meseledeki özelliği budur. 27/5/1387

Mehdeviyet inancında bazı noktalar vardır, ben onları özet olarak arz edeceğim. Bir nokta Hazreti Bakiyetullah'ın mukaddes varlığı tarihin başlangıcından günümüze kadar nübüvvet hareketinin ve ilahi davetin devamıdır. Yani Nudbe duasında okuduğumuz gibi: "onlardan bazılarını cennetine yerleştirdin" ki burada kasıt Hazreti Adem'dir devamında: "(Her dönemde bir resul gönderdin) Ta ki bu iş sona erinceye kadar" burada da Hazreti Hatemu'l Enbiya kast edilmiştir. Daha sonra vesayet ve o yüce şahsiyetin Ehl-i Beyt'i meselesi İmam-ı Zaman'a (a.f) kadar hepsi insanlık tarihinde birbirine bağlı ve irtibatlı bir silsiledir. Bu o büyük nübüvvet hareketlerinin, o ilahi davetlerin peygamberler vesilesiyle hiç duraksamadan devam ettiği anlamına gelmektedir. Beşerin peygambere, ilahi davete, ilahi davetçilere ihtiyacı vardı ve bu ihtiyaç günümüze kadar da devam etmektedir, zaman geçtikçe beşer enbiyanın öğretilerine daha da yakınlaşmıştır.

Bugün insan toplumu fikri, medeni ve bilimsel ilerlemeyle enbiyanın bir çok öğretilerini - ki bundan onlarca asır önce, beşer için idrak edilemez şeylerdi - idrak etmiştir. İşte bu adalet meselesi, özgürlük meselesi, insanın üstünlüğü meselesi ve bugün dünyada konuşulan tüm bu sözler, enbiyanın sözleridir. O gün halkın geneli ve insanların genel düşüncesi bu kavramları idrak edemiyordu. Peygamberlerin aşamalı olarak gelmesi ve peygamberlik davetini yaymaları, bu düşünceleri insanların zihninde, insanların fıtratında ve insanların kalplerinde nesilden nesile yerleştirmiştir. O ilahi davetçilerin devam halkası bugün kesilmemiştir ve Bakiyyetullah'l-Azm'in mukaddes varlığı bu ilahi davetçiler silsilesinin devamıdır, tıpkı Al-i Yasin ziyaretinde okuduğunuz gibi: "Selam olsun sana ey Allah'a doğru davet eden, onun ayetlerinin büyük alimi."Yani sizler bugün İbrahim'in davetinin, Musa'nın davetinin, İsa'nın davetinin, bütün peygamberlerin ve ilahi ıslahçıların ve son Peygamberin davetinin Hazreti Bakiyyetullah'ın mukaddes varlığında somutlaştığını görmektesiniz. Bu yüce şahsiyet bütün hepsinin varisidir ve onların hepsinin davetini ve bayrağını elinde bulundurmakta ve dünyayı bütün bu zaman zarfında enbiyanın getirdiği ve insanlığa sunduğu öğretilere davet etmektedir. Bu önemli bir noktadır.

Mehdeviyet konusunda sonraki önemli nokta, "İntizar-ı Ferec"dir (imam Mehdinin zuhurunun beklenmesi). İntizar-ı Ferec çok geniş ve kapsamlı bir kavramdır. Nihai İntizar-ı Ferec'in beklenmesi, yani beşeriyet eğer küresel tağutların yağmacılık ve çapulculuk yaptığını insan haklarını hoyratça ihlal ettiğini görüyorsa bunun dünyanın kaderi olduğunu düşünmemelidir. Yapacak bir şey olmadığını, bu duruma boyun eğmek gerektiğini tasavvur etmemelidir, hayır, bilmelidir ki bu geçici bir durumdur - "Batıl için bir yağma dönemi vardır ( ki kısa sürede geçip gidecektir)"[1] - bu aleme ve bu alemin doğasında olan şey, adil hükümetin kurulmasıdır, ve o gelecektir. İntizar-ı Ferec ve kurtuluş, beşeriyetin zulme ve eziyete duçar olduğu bizim yaşadığımız dönemin sonundadır bu İntizar-ı Ferec'in bir ölçütüdür; lakin İntizar-ı Ferec'in başka ölçüt ve misdakları da vardır.

Bize "Ferec'i bekleyin" denildiğinde bunun sadece nihai ferec olması gerekmez, aksine bunun manası tüm çıkmazların bir şekilde aşılabildiğidir. Ferec yani bu, yani kurtuluş. Müslüman İntizar-ı Ferec dersiyle insan yaşamında hiç bir çıkmazın aşılmaz olmadığını öğretip göstermektedir, bunun şartı insanın ümitsizce ellerin kavuşturup, oturup artık yapacak bir şey yok dememesidir. Hayır, insan yaşamının sonunda bütün bu zalim ve zulüm hareketleri karşısında ferec güneşi doğacaktır, o halde yaşam akışındaki çıkmazlarda da bu ferec gerçekleşebilir ve beklenebilir. Bu ümit dersi tüm insanlar içindir. Bu bekleyiş dersi bütün insanlar için geçerlidir.

Bu yüzden fereci amellerin en üstünü olarak görmüşlerdir, bilinmelidir ki bekleyiş bir ameldir, amelsizlik değildir. Bekleyişin kollarını kavuşturup bir şeylerin olmasını beklemek olduğu hatasına düşüp, bu zanna kapılmamak lazımdır. Bekleyiş bir ameldir, bir hazırlıktır, yürekteki ve derundaki motivasyonu güçlendirmedir, bütün alanlarda bir heyecan, hareketlilik ve sevinçtir. Bu gerçekte Kur'an'daki şu ayetlerin tefsiridir: "Biz ise, yeryüzünde güçten düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve mirasçılar kılmak istiyorduk."[2] "Gerçek şu ki, arz Allah'ındır; ona kullarından dilediğini mirasçı kılar. En güzel sonuç muttakiler içindir.' dedi."[3] Yani hiç bir zaman milletler ve ümmetler kurtuluştan ümitlerini kesmemelidirler.

İran halkı kıyam ettiği gün, ümit ettiği için kıyam etmişti. Bugün o ümit gerçekleşmiştir, o kıyamdan büyük bir sonuç alınmıştı ve bugün de yarınlar için ümit beslemektedir ve ümit ile, heyecan ile hareket etmektedir. Bu gençleri motive eden, harekete geçiren ve heyecanlandıran ümit nurudur ki onların kalplerinin ölmesinin ve bunalıma girmesinin önünü almakta, topluma dinamik bir ruh aşılamaktadır. Bu İntizar-ı Ferec'in neticesidir.

Dolayısıyla, hem nihai fereci beklemek, hem de bireysel ve toplumsal yaşamın tüm aşamalarındaki fereci beklemek lazımdır. Umutsuzluğun sizin yüreklerinize hakim olmasına izin vermeyin, fereci bekleyin ve bilin ki bu ferec, gerçekleşecektir, ancak sizin bekleyişinizin gerçek bir bekleyiş, bir amel, bir çaba, bir motivasyon ve bir hareket olması şartıyla. 29/6/1384

Bugün biz fereci bekliyoruz. Yani adalet dağıtıcının kudretli elinin gelmesini ve hemen hemen tüm insanlığı kendisine boyun eğdiren bu zulüm ve zorbalık hakimiyetinin kırılmasını, bu zulüm ve zorbalık atmosferinin değişmesini ve insanların adaleti hissedebilmeleri için adalet rüzgarının insanların yaşamına esmesini bekliyoruz. Bu uyanık ve bilinçli bir insanın sonsuza dek sürecek olan ihtiyacıdır, kendi yolundan sapmamış ve yaşamında bahanelerle kendini avutmamış insanın. İnsanlığın genel yaşamına makro ölçekte bakan bir kimse, tabii olarak bir bekleyiş içindedir. Bekleyişin manası budur. İntizar yani yetinmemek, insan yaşamında var olan durumu kabullenmemek ve istenen duruma erişmek için çaba göstermektir, bu istenen durum kesinlikle Allah'ın velisinin, Hazreti Hüccet b. Hasan'ın, Zamanın Sahibi Mehdi'nin (a.f) eliyle gerçekleşecektir.

Kendimizi bir asker olarak, öylesi şartlar altında mücadele etmeye amade bir insan olarak hazırlamamız gerekmektedir. İntizar-ı Ferec'in manası insanın oturup hiç bir iş yapmadan, hiç bir ıslaha gayret göstermeden, sadece oyalanarak ben imamı zamanı bekliyorum demesi değildir. Bu bekleyiş değildir. Bekleyiş nedir? Bekleyiş, boyun eğdirici güce sahip ilahi melekuti elin gelerek bu insanlara yardım edip zulmün hakimiyetini ortadan kaldırması, hakkı galip kılması, insanların yaşamında adaleti hakim kılması ve tevhid bayrağını yüceltmesidir, insanları Allah'ın gerçek kulları haline getirmesidir. Bunun için hazırlıklı olmak gerekmektedir. İslam Cumhuriyeti'nin kurulması bu büyük tarihi hareket için atılan ön adımlardan biridir. Adaletin kurulması için yapılacak her girişim, o yüce hedefe doğru atılan bir adımdır. Bekleyişin manası budur. Bekleyiş, harekettir, bekleyiş hareketsizlik değildir. Bekleyiş her şeyi boşlayıp işlerin kendi kendine olması için öylece oturmak değildir. Bekleyiş harekettir, bekleyiş hazırlıktır. Bu hazırlığı kendimizde ve etrafımızda korumalıyız. Allah Teala aziz halkımıza, İran milletine bu adımı atabilmeleri ve bekleyiş ortamın hazır hale getirmeleri için nimet vermiştir. İntizar-ı Ferec'in manası budur. 27/5/1387

Mehdevi toplum, yani İmam Zaman'ın (a.f) gelip inşa edeceği bir dünya, bütün peygamberlerin inşası için zuhur ettikleri dünya. Yani bütün peygamberler bu ideal insan toplumunun oluşturulması yolunda bir mukaddimeydiler ki neticede bu toplum Veliyy-i Asr ve Mehdi-i Mev'ud'un vesilesiyle bu alemde oluşturulacak, temeli atılıp inşa edilecektir. Tıpkı yüksek bir binanın yapımında birinin gelip zemini temizlemesi, ondan sonra gelen birinin temel için toprağı derince kazması, sonrasında bir başkasının temeli atması ve yükseltmesi, daha sonra bir başkasının gelip duvarlarını örmesi sonra da başka görevli ve sorumluların art arda gelerek zamanla bu yüksek binanın tamamlanması için çalışmaları gibidir. İlahi nebiler insanlık tarihinin başlangıcından itibaren insan toplumunu adım adım o istenen topluma ve nihai hedefe yaklaştırmak için birbirleri ardınca geldiler. Nebilerin hepsi başarılı oldular, ilahi resullerden bir teki bile bu yolda başarısız olmadı, bu yüce makamlı görevlilerin omuzlarına konan yükü attıkları her adımda maksat ve hedefe yaklaştırdılar, çabaladılar, bütün güçlerini sarf ettiler. Ömürleri sona erdiğinde ise bu yükü bir başkası onlardan aldı ve aynı adımlarla yükü maksada daha da yakınlaştırdılar. Veliyy-i Asr (a.f) bütün bu ilahi peygamberlerin mirasçısıdır, gelecek ve o ilahi toplumun oluşturulmasında son adımı atacaktır.

Bu toplumun özellikleri hakkında bir şeyler söyleyeyim. Elbette eğer sizler İslami kitaplarda, asli İslami metinlerde dikkat ederseniz bu toplumun bütün özelliklerini elde edebilirsiniz. Cuma günleri inşallah okumaya muvaffak olursunuz ve okuduğunuz Nudbe duasında bu toplumun özellikleri zikredilmiştir. "Nerededir o dostlara izzet verip, düşmanları zelil edecek olan." Örneğin, o toplumda Allah'ın dostları azizdirler ve Allah düşmanları da zelildirler, yani o toplumun değerleri ve ölçüleri böyledir. "Nerededir o kitabı (Kur'an) ve kanunları ihya etmesi ümit edilen." O toplum Allah'ın hükümlerinin uygulandığı bir toplumdur, yani Allah belirlediği, İslam'ın ortaya koyduğu bütün hadler ve sınırlara İmam-r Zaman (a.f) devrinde oluşturulacak toplumda riayet edilir. İmam-ı Zaman (a.f) zuhur edip kuracağı topluma dair ben özet olarak bir kaç özellik zikrettim, siz aziz kardeşler ve bacılar ayetleri ve gelen duaları okuduğunuzda zihninizi bu konuda olabildiğince açık hale getirin, sadece Nudbe duasını okumak yeterli değildir, bundan ders almak ve anlamak gerekmektedir.

İmam-ı Zaman bu bir kaç temel üzerine bina etmektedir, birincisi zulüm ve tuğyanın kökünü kesmek ve yok etmektir. Yani veliyy-i Asr (a.f) zamanında oluşturulacak toplumda zulüm ve zorbalık olmamalıdır, sadece İran'da ve İslam toplumunda değil, bütün dünyada olmamalıdır. Ne ekonomik, ne siyasi, ne kültürel ne de hiç bir şekliyle zulüm o toplumda var olmayacaktır. Sömürü, sınıf farkı, ayrımcılık, eşitsizlik, zorbalık, kabadayılık yeryüzünden kazınmalıdır. Bu birinci özelliktir.

İkinci olarak, İmam-ı Zamanın inşa edeceği ideal toplumun özelliği insan düşüncesinin seviyesini yükseltmektir, hem insanın ilmi düşüncesinin ve hem de İslami düşüncesinin seviyesini. Yani Veliyy-i Asr (a.f) döneminde sizler cehalet, eğitimsizlik, fikri ve kültürel açıdan fakirliği yeryüzünde bulamazsınız. Orada insanlar dini doğru bir şekilde tanıyabilir ve bu - herkesin bildiği gibi -  Emirelmü'minin'in (a.s) Nehcu'l Belağa'da bir hutbesinde zikrettiği peygamberlerin hedeflerinden biridir, "Küfrün toz toprağı altında saklı, delalet ve sapkınlık karanlığından dolayı üstü örtülü kalmış akılları açığa çıkarıp kullanacak."[4] Rivayetlerimizde Veliyy-i Asr (a.f) zuhur ettiğinde, evinde oturan bir kadın Kur'an'ı açıp dinin hakikatlerini oradan çıkarıp, anlayacaktır. Yani ne demek? Yani İslami ve dini kültür seviyesi o kadar yükselecek ki insanlığın bütün fertleri, toplumun bütün fertleri, sosyal alanlarda çok da faal olmayıp evinde oturan bir kadın bile fakih olabilecek, din uzmanı olabilecektir. Kur'anı açıp dinin hakikatlerini kendi başına Kur'an'dan anlayabileceklerdir. Bir toplumun - erkekler ve kadınlar -  farklı düzeylerinde dini anlama ve ilahi kitaptan hüküm çıkarma yetisi olduğunda, böylesi bir toplum ne kadar nurani ve zulümden arınmış bir toplum olduğuna bakın. Bütün görüş ayrılıklarının ve yöntem farklılıklarının o toplumda bir anlamı kalmaz.

İmam-ı Zaman (a.f) toplumunun - Mehdevi toplum -  sahip olduğu üçüncü özellik, o gün bütün tabiat güçlerinin ve insan güçlerinin açığa çıkacak olması ve beşerin istifadesine sunulmayıp yer altında bir tek şeyin bile kalmayacak olmasıdır. Bütün bu kullanılmayan tabii güçler, insanı doyurabilecek bütün bu tarım alanları, tıpkı asırlarca keşfedilmemiş olan bütün bu güçler. Mesela atom enerjisi, elektrik cihan üzerinden asırlar geçtiği halde bu enerjiler tabiatın bağrında varlığını sürdürüyordu, ancak beşer onları bilmiyordu, sonra günün birinde yavaş yavaş açığa çıkardı. Bu türden tabiatın bağrında gizli olan sayısız enerjiler İmam-ı Zaman'ın (a.f) döneminde açığa çıkarılacaktır.

Başka bir özellik ile ilgili bir cümle de İmam-ı Zaman döneminde ana eksen, fazilet ve ahlak ekseni olacaktır. Ahlaki faziletler bakımından daha üstün olan her zaman daha önde ve öncelikli olacaktır. 6/4/1359

Bir başka rivayette şöyle buyrulmaktadır:

"Bizim Kaim'imiz'e (düşmanın kabine) korku salınarak yardım edilmiştir ve bu yardımla desteklenmiştir. Onun için yeryüzü ters yüz olur, hazineler açığa çıkar, doğunun ve batının hakimiyetini ele geçirir."[5]

Yani bizim Kaim'imiz korku vesilesiyle desteklenir, zalim devletler ve sistemler ondan korkarlar. Bu bizim günümüzde küçük bir örneğini kendi toplumumuzda gördüğümüz bir şeydir. Bugün İslami hükümetin damlalarından bir damlacık olan, o ilahi azamet ve ilahi saltanat okyanusundan bir damla olan hükümetimiz, toplumumuz, İslami düzenimiz küresel güçlerin ve zalimlerin yüreğine öylesine korku salmış ki bu korkunun kendisi bizim zafere ulaşma vesilemizdir. Bugün dünya müstekbirleri İslam Cumhuriyeti'mizden ve İnkılabımızdan, milletimizden ve nizamımızdan korkmaktadırlar. Bu korkularından dolayı kendi zalimce güçlerini rahatsız eden şeyi ortadan kaldırmaya çalışmaktadırlar, onların bu çabalarının aksine - gördüğünüz gibi -  dünya siyaseti sahnesi daha çok İslam'ın ve Müslümanların zaferiyle sonlanacaktır. İşte o zaman herkesi kapsayan ve genele şamil olan Veliyy-i Asr döneminde böylesi bir durumda, o cihan hükümeti kurulabilecektir. "yardımla desteklenmiştir", ilahi yardım onu desteklemektedir. Yeryüzü onun karşısında ters yüz olacaktır, yani onun emrinde ve gücü dahilinde olacaktır. Hazineler onun için açığa çıkacak ve onun gücü doğudan batıya dünyaya yayılacaktır.

Daha sonra bir kaç cümle ile şöyle buyuruyor:

"Yeryüzünde imar edilmemiş bir tek virane kalmayacaktır."[6]

Yani bu güç dünyanın abat edilmesi yönünde kullanılacaktır, insanların ihtiyaçlarını ele geçirmek ve onları zayıflatmak için kullanılmayacaktır. Bütün dünya üzerinde abad edilmeyen bir tek virane bile kalmayacaktır, artık insan eliyle nasıl bir yıkım yaratılmış ve beşerin cehaleti yüzünden insanlar nasıl bir yıkıma sürüklenmişlerse. İmam Bakır'dan (a.s) gelen bir rivayette şöyle buyruluyor:

"Kaimimiz kıyam ettiğinde, bir kimse ihtiyaç duyduğu bir şeyi kardeşinin cebinden hiç bir engel olmadan alacaktır."[7]

İnsanların beraberlik, eşitlik isteğine ve fedakarlığına bir işarettir. İnsanların bedbaht olmalarının en büyük sebebi olan kalplerindeki cimrilik ve hırs hakimiyetinden kurtulması, böylesi bir halin müjdecisidir. Kardeşi diğer kardeşinin cebine uzanıyor ve oradan ihtiyacı kadar alıyor ve o da buna engel olmuyor. Bu gerçekte o günün İslam'ının, ahlakının, ekonomisinin ve toplumunun sağlıklı bir nizam olduğunu göstermektedir. Yani zorbalık ve mecburiyet yoktur, insanların kendileri insani cimrilik ve hırstan kurtulurlar ve böylesi bir insani cennet meydana gelir. Yine bir başka rivayette:

"Bizim Kaimimiz kıyam ettiğinde haraç son bulacaktır, haraç alınacak bir yer olmayacaktır."[8]

Küresel müstekbir devletlerinin dostlarına, taraftarlarına sürekli yapa geldikleri bağışlar, peşkeşler, milletin kesesinden sağa sola bağışta bulunmalar, bunların kökü dünya üzerinden kazınacaktır. Haraç almalar geçmişte bir şekildeydi, bugün başka bir şekildedir. Geçmişte bir halife bir sultan bir parça toprağı, araziyi, bir köyü, bir şehri bazen bir eyaleti bir kişiye bağışlar ve git orada istediğin her şeyi yap, halkından vergi al, tarım alanlarından yararlan, her türlü maddi geliri senindir derdi. Bunlardan bir pay da sultana verilmeliydi. Bugün de petrol, sanayi, ticari, teknik imtiyazlar verilmesi şeklindedir, insanları perişan hale getiren bu büyük sanayi ve bu imtiyazların hepsi gerçekte bir tür haraçtır ki günümüz tekelleri de bu hükümdedir. Çünkü bu da hükümetlerin yardımıyla, kurulan yakın ilişkilerle, rüşvet verip almakla yapılmaktadır. İnsanlığı ve faziletleri yok eden bu uygulamalar ortadan kalkacak ve insanların faydalandığı şeyler onların ihtiyarlarına bırakılacaktır.

Bir başka rivayette yine ekonomik durumdan bahsedilerek şöyle buyrulmaktadır:

"İnsanların arasında öylesine eşitlik olacaktır ki, zekata muhtaç olan bir kişi bile göremeyeceksin."[9]

Mali ve ekonomik açıdan insanlar arasında öylesine eşitlik oluşturacaktır ki sizler zekat vermek için bir tane fakir dahi bulamayacaksınız, doğal olarak burada zekat umumun işleri için harcanacak ve artık fakirlere verilmeyecektir, çünkü o günün dünyasında fakir yoktur. Bu türden İslami bir cennetin ve gerçek bir dünyanın resmedildiği pek çok rivayetler vardır. Bu bazılarının hayallerinde ve vehimlerinde kurdukları Medine-i Fazıla gibi değildir, hayır. Bunların hepsi uygulanabilir İslami şiarlardır ve biz İslam Cumhuriyeti'nde hakikaten güçlü bir elin, vahye bağlı ve ilahi teyide sahip bulunan bir kalp ve düşüncenin, bir masumun dünyayı böylesi bir duruma getirebileceğini ve insanlığın da bunu sevinçle karşılayacağını kesinlikle düşünüyoruz. O böyle bir dünyadır. 21/1/1366

Eğer ayetlere ve rivayetlere başvurursanız - ki elbette araştırmacılar ve tahkikçiler müracaat etmişlerdir -  daha fazla özellikleri de bulabilirsiniz. Zulümden, tuğyandan, düşmanlıktan ve günahtan iz taşımayan bir toplum, insanların dini ve ilmi düşüncelerinin yüksek seviyede olduğu bir toplum, dünyadaki bütün bereketlerin, nimetlerin, bütün iyiliklerin ve bütün güzelliklerin ortaya çıktığı ve insanların emrine verildiği bir toplum, takva, fazilet, fedakarlık, isar, kardeşlik, şefkat ve eşitliğin esas ve eksen alındığı bir toplumdur. Böylesi bir toplum düşünün, bu bizim vaadedilen Mehdi'mizin, İmam-ı Zaman'ımızın (a.f), en eski çağlardan beri sevdiğimiz - ki şimdi bu gökyüzünün altında ve bu yeryüzünde yaşamaktadır ve insanların arasındadır - kişi tarafından meydana getirilecek ve gerçekleştirilecektir. Bu İmam-ı Zaman'a (a.f) inanmaktır.

Biz İran milleti bir inkılap gerçekleştirdik. Bizim inkılabımız İmam-ı Zaman'ın (a.f) gerçekleştirmek üzere seçildiği ve zuhur edeceği hedefleri gerçekleştirmek yolunda gerekli bir mukaddime ve büyük bir adımdır. Biz eğer bu büyük adımı atmasaydık kesinlikle Veliyy-i Asr'ın (a.f) zuhuru gecikecekti. Siz İran halkı, siz şehit vermiş anneler, acılı babalar ve bu savaş boyunca zahmet çekenler, bilin ki insanlık hareketinin hedefine doğru ilerlemesine ve Veliyy-i Asr'ın (a.f) zuhurunun daha çabuk olmasına yardım ettiniz. Sizler bu yükü hedefe bir adım daha yaklaştırdınız, bu inkılapla engelleri - ki dünyanın bu köşesinde bulunan zulüm ile kirlenmiş bu sistem ve nizamı, çok tehlikeli ve acı verici bu kanser tümörünü -  ortadan kaldırdınız, yıktınız.

Peki bundan sonra ne yapmalıyız? Bundan sonraki görevimiz çok açıktır. Evvela biz bilmeliyiz ki, Veliyy-i Asr'ımızın (a.f) zuhuru bu inkılapla bir adım daha yakınlaştı, yaptığımız bu inkılapla daha da fazla yakınlaştırabiliriz. Yani inkılap yapan, zamanının imamına bir adım daha yakınlaşan bu halk, bir adım daha atarak, sonra bir adım ve tekrar bir adım daha atarak İmam-ı Zaman'a (a.f) daha da yakınlaşabilir. Nasıl? Evvela sizlerin ve benim İran'da sahip olduğumuz kadarıyla İslam dairesini - mübalağa etmiyoruz, elbette kamil İslam değildir, ancak bu milletin İran'da yürürlüğe koymayı başardığı İslam'ın bu kadarını - İslam'dan sahip olduğumuz kadarını gücünüz yettiğince dünyanın diğer ufuklarına, diğer ülkelere, mazlum ve karanlıkta kalmış diğer noktalarına yaymalı ve dağıtmalısınız, bu kadarla bile Veliyy-i Emr ve Hüccet-i Asr'ın (a.f) zuhuruna yardım etmiş ve yakınlaşmış olursunuz.

İkinci olarak, İmam-ı Zaman'a (a.f) yakın olmak, ne mekansal ve ne de zamansal bir yakınlıktır. Sizler imam zamanın zuhurunu yakınlaştırmak istiyorsunuz, İmam-ı zaman'ın (a.f) zuhuru belli bir tarihte olmayacaktır, mesela yüz yıl sonra yahut elli yıl sonra değlidir ki, bu elli yılın iki üç yılı geçti geriye kırk sekiz yıl ya da kırk yedi yıl kaldı diyebilelim, hayır. Mekansal olarak da, değildir ki biz buradan hareket ederek doğuya, batıya, kuzey veya güneye giderek ona ulaşabiliriz diyemeyiz, hayır. İmam-ı Zaman'a (a.f) yakın olmak manevi bir yakınlaşmadır, yani sizler beş yıla, on yıla, yüz yıla kadar ne zaman islam toplumunun nitelik ve niceliğini yükseltirseniz, İmam-ı Zaman (a.f) o zaman zuhur edecektir. Eğer kendi toplumunuzun içinde - bu inkılabi toplumun - takva, fazilet, ahlak, dindarlık, zühd, manevi olarak Allah'a yakınlığı kendinizde ve diğerlerinde oluşturabilirseniz, Veliyy-i Asr'ın (a.f) zuhurun temellerini ve sütunlarını daha sağlam hale getirmiş olursunuz. Gücünüz yettiğince mümin ve muhlis Müslümanların sayısını arttırırsanız yine İmam-ı Zaman'a (a.f) ve Veliyy-i Asr'ın (a.f) zuhur zamanına daha yakınlaşmış olursunuz. Şu halde biz toplumumuzu zaman ve tarihimizi adım adım Veliyy-i Asr'ın (a.f) zuhur tarihine yaklaştırabiliriz; bu bir.

İkinci nokta, bugün bizim inkılabımız bir takım hareket ve yöntemlere sahiptir, bu yöntemler hangi yöne doğru hareket etmelidir? Bu nokta üzerinde durulması gereken bir noktadır. Bir öğrenciyi göz önüne alalım, bu öğrenci mesela matematik dersinde profesör olmak istiyor. Şimdi bu iş için gerekli ön çalışmaları nasıl oluşturmalıyız? Ona öğrettiğimiz şeyler matematik yönünde olmalıdır. Matematikçi olmak isteyen birisine mesela kalkıp fıkıh dersi öğretmenin bir anlamı yoktur. Yahut fakih olmak isteyen birisine kalkıp mesela fen bilimleri dersi vermemizin bir anlamı yoktur, ön hazırlıklar hedefle uyumlu olmaldır. Hedef, söylediğimiz özellikler doğrultusunda Mehdevi değerlere sahip bir toplumdur. Şu halde biz de bu yönde hazırlıklar yapmalıyız. Zalim ile uzlaşmamalıyız, kimden gelirse gelsin her türlü zulme karşı kararlı bir hareket içinde olmalıyız. Biz istikametimizi İslami hudutların oluşturulması yönünde belirlemeliyiz. Toplumumuzda gayri İslami ve İslam karşıtı düşüncenin yayılmasına hiç bir şekilde fırsat vermemeliyiz. Zorla, mecbur bırakarak, baskıyla yapılsın demiyoruz, fikir ve düşünceye karşı, fikir ve düşünce ile savaşmaktan başka bir yol olmadığını biliyoruz.

Bütün kanunlarımızı, ulusal kararlarımızı, devlet yönetimimizi, icra kurumlarımızı hepsini ama hepsini zahir ve içerik olarak İslami hale getirmeli, böylece günden güne daha yakınlaştırılmalıdır. Bu Veliyy-i Asr'ın (a.f) bizden ve hareketimizden beklentisi bize bu şekilde yön vermektedir. Nudbe duasında İmam-ı Zaman'ın (a.f) fısk, düşmanlık, tuğyan ve nifaka karşı koyduğunu, nifakın, tuğyanın, isyanın, şakiliğin ve iki başlılığın kökünü kazıyıp yok ettiğini okuyorsunuz. Biz de günümüz toplumunda bu yönde hareket etmeli ve ilerlemeliyiz. Bizi manevi olarak İmam-ı Zaman'a (a.f) yaklaştıracak, toplumumuzu Veliyy-i Asr'ın (a.f) toplumuna, o Mehdevi, Alevi ve tevhidi topluma daha çok yakınlaştıracak şey budur. 6/4/1359

Bu dünyayı hayal etmemizin bir diğer etki ve neticesi de, milletlerin kalbinden ümitsizliği ve hayal kırıklığını yok etmesidir, biliyoruz ki bizim mücadelemiz etkili ve bir sonuca sahiptir. Bazen İslam tefekkürünün bu boyutuna aşina olmayan kimseler, dünyanın büyük maddi dengeleri karşısında şaşkınlığa ve umutsuzluğa düşmektedirler, bunlar bu büyük kudretler, bu ileri teknoloji, bu yıkıcı silahlar ve dünyada var olan atom silahlarına rağmen bir millet inkılap yapsa bile ne kadar dayanabilir diye düşünmektedirler. Kendileri için zulüm ve istikbar güçlerinin baskıları karşısında direnmenin mümkün olmadığını düşünürler, ancak Mehdi'ye inanmak, Peygamber evladının eliyle İslami ve ilahi bir devletin hakim olacağına inanmak insanlarda bir ümit meydana getirmektedir, hayır diyecektir, biz mücadele edeceğiz çünkü sonuç bize aittir, çünkü işlerimizin neticesinde tüm dünyanın karşısında eğildiği, teslim olduğu ve olacağı bir durum ortaya çıkacaktır. Çünkü tarihin akışı bizim bugün temellerini attığımız şeye doğru ilerlemektedir, eksik de olsa bunun bir örneğini elde ettik. Bu ümit eğer mücadeleci milletlerin kalbinde - özellikle Müslüman milletlerin - yeşerirse, bu onlara yorulmak bilmez bir ruh hali aşılayacaktır ve hiç bir etken onları mücadele meydanlarından geri döndürmeyecek ve onları psikolojik olarak bir yenilgiye ve çöküntüye duçar etmeyecektir.

Bir diğer nokta da, bu yanlış tebliğatların uzun yıllar boyunca insanların zihnine hazreti Mehdi'nin (a.f) kıyamından önce yapılacak olan her ıslah girişiminin ve hareketin faydasız olduğunun kazınmasıdır. Hazreti Mehdi'nin (a.f) kıyam etmesi için dünyanın zulüm ve günahla dolması gerektiği ve dünyanın zulüm ve günahla dolmaması durumunda Mehdi'nin (a.f) kıyam etmeyeceği şeklinde delil getirmişlerdir. Diyorlardı ki hazret dünya zulüm ve günahla dolduktan sonra kıyam edecek. Burada dikkat edilmesi gereken nokta vardır, Hazreti Mehdi (a.f) hakkındaki bütün rivayetlerde bu cümle şu şekildedir:

"Allah yeryüzünü adalet ve kıst ile dolduracaktır, tıpkı zulüm ve adaletsizlikle dolduğu gibi."[10]

Ben şimdiye kadar hiç bir yerde "zulüm ve adaletsizlikle dolduktan sonra" diye bir cümlenin geçtiğini görmedim ve rivayetlerde böyle bir cümlenin olduğunu da zannetmiyorum. Ben bu noktayı dikkate alarak farklı bablardaki, farklı rivayetlere başvurdum ve hiç bir yerde "zulüm ve adaletsizlikle dolduktan sonra" diye söylendiğini görmedim, her yerde "tıpkı zulüm ve adaletsizlikle dolduğu gibi" cümlesi kullanılmıştır. Yani dünyanın Hazreti Mehdi (a.f) eliyle adalet ile doldurulması, dünyanın zulüm ve günah ile dolmuş olmasının hemen ardından gelmiyor hayır,  aksine tarih boyunca defalarca, bir kez değil, bir zamanda değil farklı zamanlarda dünya zulüm ve adaletsizlikle dolmuştu. Firavunlar döneminde, tağuti hükümetler, zalim saltanatlar döneminde tüm dünya zulmün baskısı ve düşmanlığın kara bulutlarıyla kararmıştı, hiç bir yerde adalet ve özgürlüğün ışığı görünmüyordu, böylesi bir günü dünya görmüştü ve bir gün de tüm dünyanın baştanbaşa adalet nuruyla aydınlandığını da görecektir. Zulmün hüküm sürdüğü bir tek yer kalmayacaktır. İnsanların baskıdan, zulümden, hükümetlerin ve zorbaların zulmünden, ayrımcılıktan dolayı acı çektiği bir tek yer bile kalmayacaktır. Yani bugün dünyanın çoğunluğunda hakim ve kesinlikle bir gün genele yayılacak olan bu durum, adaletin genele hakim olduğu günlere dönüşecektir. 21/1/1366

Bugün dünya sathında adaleti oluşturma yönünde yaptığımız İslami inkılapla, Hazreti Mehdi'nin (a.f) inkılabına doğru büyük bir adım atarak hedefe yaklaşmışızdır. İslami hükümeti kurmak vaat edilenin gecikmesine neden olmamakla kalmayıp, aksine onun daha çabuk olmasını sağlamaktadır, intizarın manası budur. Ferecin beklenmesi, yani Kur'an'ın ve İslamın hakimiyetinin beklenmesidir. Sizler şu an dünyanın içinde bulunduğu durumu yeterli görmüyorsunuz, hatta İslam İnkılabı'nın elde ettiği bu ilerlemeleri de yeterli görmüyorsunuz, Kur'an ve İslam'ın hakimiyetine daha da yaklaşmak istiyorsunuz, işte bu fereci beklemektir. Fereci beklemek, yani insanlığın sorunlarının çözülmesidir.

Bugün insanlık zorlu ve karmaşık düğümlerle düğümlenmiştir. Bugün maddi kültür, zorla insanlara dayatılmaktadır, bu bir düğümdür. Bugün dünya sathındaki ayrımcılık insanlara büyük acılar çektirmektedir, bu büyük bir düğümdür. Bugün dünya halklarının hatalı zihniyeti, adalet isteyen inkılapçı bir halkın feryatlarının güç sahiplerinin ve güç peşinde koşanların sarhoşluk naraları arasında kaybolup gitmektedir, bu bir düğümdür. Bugün Afrika, Latin Amerika'daki mustazaflar, Asya ve Asya'nın etrafındaki milyonlarca aç insanlar, derilerinin rengi yüzünden ırkçı ayrımcılığa tabi tutulmaktan dolayı acı çeken milyonlarca insan ümitli gözlerle bir imdatlarına yetişecek birini ve bir kurtarıcıyı beklemektedirler, büyük güçler bu kurtarıcının sesinin onlara ulaşmasına izin vermemektedir, bu bir düğümdür. Ferec, yani bu düğümlerin çözülmesidir. Bakış açınızı genişletin, evimizle ve günlük yaşamımızla sınırlamayalım, dünya sathında insanlık fereci talep etmektedir, ama bu ferecin yolunu bilmiyorlar.

Siz inkılabi Müslüman millet, İslami inkılabınızı devam ettirmek için düzenli hareketini insanlığın küresel kurtuluşuna yaklaştırmalısınız ve sizler tüm dünyayı kuşatacak ve bütün düğümleri çözecek olan vaat edilen Mehdi'nin (a.f) zuhuruna ve insanlığın son İslami inkılabına doğru adım adım yaklaşmalı ve insanlığı yakınlaştırmalısınız, fereci beklemek budur. Bu yolda yaradanın lütfu ve Veliyy-i Asr'ın (a.f) müstecap duası bizim yardımcımızdır ve kendimizi hazretle ve onun hatırasına aşina kılmalıyız. İmam Zaman'ı (a.f) unutmayalım. Memleketimiz İmam-ı Zaman'ın (a.f) memleketidir. İnkılabımız, İmam-ı Zaman'ın inkılabıdır, çünkü İslami bir inkılaptır. Allah'ın büyük velisinin hatırasını her zaman yüreklerinizde taşıyın. "Allah'ım o kerem sahibinin devletinde yaşamayı senden diliyoruz" duasını bütün kalbinizle, gerçekten ihtiyaç içinde okuyun. Hem ruhunuz Mehdi'nin (a.f) intizarında olsun, hem bedensel gücünüzle bu yolda hareket edin. Bu İslami inkılabın daha sağlam olması için attığınız her adımla, Mehdi'nin (a.f) zuhurunu bir adım daha yaklaşmaktasınız. 29/3/1360

Bugün siz halkın elinde bulunan hükümet, Allah'a iman etmiş kimselerin bin yıllık arzusuydu. Bütün imamlar Allah'ın hakimiyetini ve ilahi kanunları toplumda hakim kılma yönünde hareket etmişlerdir. Çabalar sarf edilmiş, cihadlar yapılmış, acılar çekilmiştir. Bu yolda bereketli sonuçlar doğuran zindanlara, sürgünlere ve şehadetlere göğüs gerilmiştir. Bugün sizler bu fırsatı yakaladınız, tıpkı İsrail oğullarının yüz yıllar sonra Süleyman ve Davud peygamber (a.s) zamanında yakaladıkları fırsat gibi. Sahip olduğunuz şey, ey Müslüman ümmeti, ey kahraman ve mücadeleci İran halkı, bunun kıymetini bilin, inşaallah bu hükümetin Hazreti Veliyy-i Asr, Mehdi Mevud ve Sahib-i Zaman'ın (a.f) hükümetiyle sonuçlanana kadar kendinizi koruyun. 18/2/1360

Bu, siz aziz İran halkının hedeflediğiniz, takip ettiğiniz, yürüdüğünüz ve ilahi yardımlarla sürdürmeye devam edecek olduğunuz yoldur, bu yol ne mutlu ki İslam dünyasının bir taraflarında Müslüman halkların yavaş yavaş aynı doğrultuda hareket ettiklerini gördüğümüz yoldur. Allah Teala şöyle buyurmuştur: "Sonuç muttakilerindir"[11] eğer bizler böylesi bir takvayı amellerimizin yöntemi olarak belirlersek, kesinlikle işlerin akibet ve sonucu İslam ümmetine ait olacaktır ve bu gelecek Allah'ın izniyle çok da uzak değildir. 2/12/1389

Sözlerimi bitirirken, o yüce imamla, ilahi masum veli ile tek tek hepimizin duygusal, manevi ve ruhi bağının gerekliliği üzerine bir cümle arz edeceğim. Meseleyi fikri ve entelektüel tahlil çerçevesinde sınırlamayın. Allah'ın o seçkin masumu, bugün biz insanlar arasında, dünyanın bizim bilmediğimiz bir yerinde yaşamını sürdürmektedir. O vardır, dua etmektedir, Kur'an okumaktadır, ilahi tavırları beyan etmektedir, o rüku ve secde etmektedir, ibadet etmektedir, o dua etmektedir, o toplumda zuhur edecek ve insanlara yardımda bulunacaktır. O somut bir şekilde vardır, bizzat vardır ancak biz tanıyamamaktayız. Allah'ın bu seçkin insanı, bugün vardır ve bizler toplumsal ve siyasi şekle ilaveten - ki Allah'a hamd olsun nizamımız o yüce şahsiyetin istekleri doğrultusunda var olacaktır inşaallah - şahsi irtibatımızı da kalben ve ruhen güçlendirmeliyiz. Yani toplumumuzun tek tek bütün fertleri Veliyy-i Asr'a (a.f) tevessülü, hazrete aşina olmayı, o yüce şahsiyetle raz ve niyaz içinde olmayı, hazrete selam göndermeyi ve hazrete yönelmeyi kendileri için bir vazife bir farz olarak görmeli ve hazret için rivayetlerde pek çok şekilde yer alan dualardan biri olan "Ferec duasını" okumalıdırlar. Yine kitaplarımızda yer alan fikri, aydınlatıcı ve öğretici boyutlarına ilaveten, içerdiği ruhi, kalbi duygusal boyutları olan ziyaret nameleri de okumalıdırlar, bizim buna ihtiyacımız vardır. Çocuklarımız, gençlerimiz ve savaşçılarımız cephede imam zamana yönelerek, ona tevessül ederek ruhen güç alıyor, mutlu oluyor, ümit kazanıyorlardı. Şevk ile ağlamaları, şevk ile göz yaşı dökmeleri kalplerini hazrete yakınlaştırır, kendilerini Allah'ın ve o yüce şahsiyetin inayetine layık hale getirirler ve bu olması gereken şeydir. 21/1/1366

Ey İmam-ı Zaman! Ey bu ümmetin mahbubu, vaat edilmiş Mehdi'si! Ey peygamberlerin pak sülalesi! Ey bütün tevhidi ve evrensel inkılapların varisi! Milletimiz senin hatıranla, senin adınla en başından beri aşinadır ve senin lütfünü yaşamında ve benliğinde test etmiştir. Ey Allah'ın salih ve layık kulu! Biz bugün senin o ilahi ve rabbani kalbinle, o mukaddes ruhunla bu milletin ve bu inkılabın zaferi için ettiğin dualara muhtacız, Allah'ın sana bahşettiği kudretle bu millete ve bu ümmetin yoluna yardım et. "Herkesi görüp de seni görememek benim için çok zordur."[12] Ey imamı zaman! Salihlere ve Allah'ın kullarına has kılınmış bu cihanda, bu sonsuz tabiatta Allah'ın düşmanlarını görüp, Allah düşmanlarının etkilerini hissedip de seni görmemek ve varlığının feyzini idrak edememek bizim için çok zordur.

Rabbim! Muhammed ve Muhammed ailesinin hakkı için, kalplerimizi İmam-ı Zaman'ın yadıyla her zaman canlı tut.

Rabbim! Gözlerimizi Veliyy-i Asr'ın cemaliyle nurlandır.

Rabbim! Bu Allah ordularını, senin yolunda mücadele etmiş olan bu insanları, İmam-ı Zaman'ın askerlerinden ve gazilerinden eyle. 6/4/1359

Rabbim! Muhammet ve Muhammed ailesinin hakkı için, Masum Veli'nin mukaddes kalbini bizden razı eyle. Bizi o hazrete yönelen ve ona tevessül edenlerden kıl.

Rabbim! Muhammed ve Muhammed ailesinin hürmetine hazretin ferecini ve o ilahi hükümetin kıyamını olabildiğince yaklaştır.

Rabbim! Bize bu yeni kurulmuş İslam nizamını, o günlere ve o nizama benzetebilme başarısı ver!

Rabbim! Muhammed ve Muhammed ailesi hakkı için bizi bütün durumlarda ve tüm işlerde onun yarenlerinden ve Şiilerinden kıl. 21/1/1366

 

Kaynak: Ayetullah Seyyid Ali Hameneî, 250 YILLIK İNSAN / Hz. Peygamber (s.a.a.)'den İmam-ı Zaman (a.f.)'a kadar Ehl-i Beyt'in İki Yüz Elli Yıllık Mücadele Tarihi, çev. Muaz Pazarbaşı, s. 26-29, Feta Yayıncılık, 2015.

 

[1]  Tesnifu Ğureru'l Hikem ve Dureru'l Kilem

[2]  Kasas Suresi, 5

[3]  Araf Suresi, 128

[4]  Nehcu'l Belağa, Hutbe 1

[5]  Kemalu'd Din ve Tamamu'n Nime, c.1, s.331

[6]  Kemalu'd Din ve Tamamu'n Nime, c.1, s.331

[7]  Vesailu'ş Şia, c.5, s.121

[8]  Camiu Ahadisu'ş Şia, Burucerdi, c.23, s.1012

[9]  Biharu'l Envar, c.52, s.390

[10]  El Kafi, c.1, s.341

[11]  Araf Suresi, 128

[12]  Biharu'l Envar, Ferazi ez Duai Nudbe, c.99, s.108

 

Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler