imam_mehdi_a_s_by_kamrannaqvi 1.jpg

Ahir Zaman ve Hazret-i Mehdi’nin Evrensel Hükümeti

Zamanın İmamı'nın (s) zuhurundan önce dünya müşriklerin, yani Yahudi ve Hıristiyanların hâkimiyetine müptela olacaktır. Bu hâkimiyetin en bariz örneği günümüzde Amerika, onun gayri meşru çocuğu İsrail ve onlara bağımlı, bu ikisinin gönlünü kazanmak dışında hiçbir gayeleri olmayan kukla yönetimlerdir. O hazret, işin ilk başında bu güçlerle karşı karşıya gelecek ve kanlı bir savaş gerçekleşecektir.

23 Haziran 2017 Cuma

İNTİZAR - Aşağıda Mev'ud Dergisi'nin Üstat Necmeddin Tabasi ile Ahir Zaman ve Hazret-i Mehdi'nin Evrensel Hükümeti hakkındaki röportajı yer almaktadır.

 

Üstad Tabasi İle Ahir Zaman Ve Hazret-i Mehdi'nin Evrensel Hükümeti Hakkında

- Rivayetlerde yer alan “Ahir Zaman” ve “Zuhur Asrı” kavramları hangi anlama gelmekte ve hangi tarihsel döneme işaret etmektedir? Lütfen açıklar mısınız?

- Bismillahirrahmanirrahim. Elhamdulillahi Rabbi'l Âlemin.

Allah'ın Salat ve selamı efendimiz Hz. Muhammed ve onun tertemiz kılınmış Ehli Beyt'inin üzerine olsun.

Bu sorunun cevabının aydınlığa kavuşması için ilkin bu iki kavramın rivayetlerde nasıl ifade edildiğine bakmamız gerekir. Mu'cemu'l Ehadisi'l İmam El Mehdi (aleyhisselam) kitabının dördüncü cildi üzerinde yüzeysel bir inceleme sonucu, Pak İmamların (aleyhimusselam)  rivayetlerinde “Zuhur Asrı” ile ilgili şu tabirlere rastladım: “Devletu'l Kaim”, “zuhuru'l Hak”, “iza kame Kaimuna”, “kame'l Kaim”, “yahrucu Kaimuna”, “vellezi yutahhiru'l arde min a'daillah (Yeryüzünü Allah'ın düşmanlarından temizleyen kişi)”… Anlaşılan, Masum İmamlar (a.s.) Kaim'in kendi aralarından zuhur edeceği ve Hak Devleti'nin o hazretin eliyle ikame edileceği hususunu kendileri için en büyük iftihar vesilesi bilmektedirler.

“Ahir Zaman” kavramıyla ilgili ise İmam Sadık (a.s.) ve İmam Bakır'dan (a.s.) söz konusu dönemin özelliklerine değinen iki rivayeti ele alacağım:

İmam Sadık (a.s.) uzunca bir rivayette, İmam Ali'nin (a.s.) yönetim tarzına işaret ettikten sonra, bu rivayeti nakleden Büreyd b. Muaviye'ye, kendi döneminin özellikleriyle ilgili şöyle buyurur:

“Hayır, Allah'a and olsun Allah nezdinde hürmeti olup da ayaklar altına alınmayan hiçbir şey kalmamıştır. Bu dünyada ne Allah'ın kitabı ne de peygamberinin sünnetiyle amel edilmedi. Emirülmüminin Ali‘nin (a.s.) şehadetinden sonra bu halk arasında Allah'ın hiçbir yasası uygulanmadı…” Sonra, o hazret sözlerinin devamında şöyle buyurur: “İnsanlığın şu vaktine kadar hakkın hiçbir gereğiyle amel edilmedi…”

Buna göre, Ahir Zaman fitneleriyle ilgili şöyle söyleyebiliriz: Değerlerin ayaklar altına alınması, Kur'an'a göre amel edilmemesi, sapkınlıkların yaygınlaşması ve Ahir Zaman'la ilgili rivayet olunan diğer bütün özellikler, Emirülmüminin'in (a.s.) şehadetinden sonra ortaya çıkmaya başlamıştır. Lakin bu özelliklerin en zirvesi, İmam-ı Zaman Hz. Mehdi'nin (a.s.) zuhurundan önce görülecektir. Üstelik öyle bir düzeyde ki bazı rivayetlerdeki tabirlere göre o dönemde bir kurtarıcıya olan istek ve özlem, insanların dilinde bir vird gibi tekrarlanıp duracaktır.

İmam Sadık (a.s.) rivayetin devamında şöyle buyurur: “Fakat Allah'a and olsun, Allah ölüleri diriltip, dirileri öldürüp, hakkı ehline iade, kendisi ve peygamberi için razı olduğu dini ikame etmeyinceye kadar günler ve geceler bitmeyecektir (zaman sona ermeyecektir.)”[1]

Başka bir rivayette, İmam Bakır (a.s.) şöyle buyurur: “Kaim; insanlar arasında şiddetli bir korku yaygınlaşmadan,  insanlar depremler,  fitneler ve belalara uğramadan, Araplar arasında keskin kılıçlar konuşmadan (Araplar arasında savaşlar baş göstermeden), insanlar arasında şiddetli ihtilaflar çıkmadan, din ve inançlarında paramparça olmadan, …  ve hatta öyle ki insanların köpekler gibi birbirlerini parçalayıp birbirlerini yemeleri karşısında dehşete kapılıp sabah akşam arzu duyabilen herkes ölümü arzulamadan kıyam etmeyecektir.”

Rivayetin devamında, Hazreti Mehdi'nin  (a.s.) zuhurunu şu niteliklerle zikreder: “Onun hurucu, insanların herhangi bir çıkış yolundan ümit kestikleri ve ye'se kapıldıkları bir zamanda gerçekleşecektir.”[2]

Sözün özü, bu dönemde insanlar güven ve huzurdan yoksun kalacak ve ne bir hayır/iyilik kapısı ne de sığınacak bir yer bulabileceklerdir. İşte bu şartlarda İmam zuhur edecektir.

- Yani, zat-ı alinize göre Ahir Zaman, aynı zamanda Zuhur Çağı mıdır?

- Ahir Zaman'ın en zirve noktası anlamında evet, Ahir Zaman'ın zirvesi zuhur dönemine yakın zamanlardır. Ancak İmam Sadık'ın (a.s.) rivayetinde de gördüğümüz üzere Ahir Zaman, Emirülmüminin'in (a.s.) şehadetinden sonra başlamıştır.

- Peki, niçin Allah Resulü  (Allah'ın salat ve selamı onun ve alinin üzerine olsun) Ahir Zaman Peygamberi diye anılmaktadır?

- Bu iki konu birbiriyle çelişmez. O hazret, kendisinden sonra peygamber gelmeyeceği için Ahir Zaman Peygamberi diye anılmaktadır. Daha önce de belirttiğim üzere Ahir Zaman, Zuhur Çağıyla sınırlı değildir.

- Hazreti Mehdi'nin Zuhur döneminin özellikleri nelerdir?

- Zuhur Çağı, masum bir imamın hükümran olduğu dönemdir. O bütün dünyada hükümet sürecektir. Bu hükümet döneminde dünya adaletle dolacaktır. Öyle ki hiçbir hükümranlığın, bu dönemdeki yönetim ve hükümetle kıyaslanması dahi mümkün değildir.  Bütün peygamber ve imamların (a.s.) arzu ve müjdesi böyle bir hükümetin tesisidir.

- Söz konusu değişim-dönüşümlere bizler acaba sadece yönetim sahasında mı şahit olacağız, yoksa diğer sahalarda da değişim yaşanacak mıdır?

- Zamanın İmamı'nın  (a.s.) hükümetinin tahakkuku bütün dünya, toplumlar ve insanların hayatında köklü değişiklikler yaratacaktır. İçinde yaşadığımız günlerde hepimizin de şahit olduğu üzere, müstekbir güçler dünyanın öbür ucundan kalkıp Ortadoğu'ya gelmekte, üç kuruşluk çıkarlarını temin ve açgözlülüklerini doyurmak için nice cinayetler işlemektedirler. Tüm bunlara rağmen zerrece rahatsızlık duyacaklarına bu iğrenç eylemlerini bir de zafer diye adlandırmaktadırlar. Lakin Zamanın İmamı (a.s.) zuhur ettiğinde, insanlar öylesine büyük bir değişim yaşayacaklardır ki bırakın insan öldürmeyi, tam tersine insanlığa hizmeti bir iftihar vesilesi bileceklerdir. İmam Bakır (a.s.) bu hususta şöyle buyurur:  “Bizim Kaimimiz zuhur ettiğinde Allah eli kullarının başları üzere olacaktır. Böylece akıllarını toparlayabilecek ve bütün arzuları kemale erecektir.”[3]  Başka bir tabirle ahlaki açıdan tam anlamıyla olgunlaşacaklardır.

Tabi ki insanoğlunun aklı kemale erdiğinde, ahlak ve arzuları değiştiğinde; Peygamberimizin tabiriyle “insanlar arasındaki kin ve nefret duyguları ortadan kalkacaktır.”[4] Peki, bundan daha büyük bir değişim-dönüşüm düşünülebilir mi? Zamanın İmamı (aleyhisselam) insanları öylesine değiştirecektir ki insanlara “para ve mücevher isteyen herkes gelsin” diye çağrıda bulunulduğunda sadece bir kişi ayağa kalkacak ama o da anında bu hareketinden pişman olacaktır.

Bu durumun sebebi halkın zenginleşmesi değildir sadece, tok gözlülüğüdür. İşte bu, insanların ruhiyelerinde meydana gelen değişimin bir göstergesidir. Söz konusu çağrıyı duyar duymaz ayağa kalkıp muhtaç olduğunu ifade eden o tek kişiye öylesine çok para ve mücevher verilecektir ki onları taşıyacak takati kalmayacak ve o, o an pişman olup her şeyi iade etmek isteyecek fakat hiç kimse geri almayacaktır.[5]

Bu söz konusu büyük değişim sadece insanlar arasında değil, hayvanlar arasında dahi vuku bulacaktır. Bazı rivayetlerde varid olduğu üzere o dönemde yırtıcı hayvanlarla evcil hayvanlar barış içerisinde yaşayacak[6], çobanların kurt saldırısı korkusu olmayacak, üstelik evcil hayvanlar yol güzergâhlarındaki ekinleri çiğnemeden hareket edeceklerdir[7]. İşte, o hazretin evrensel hükümranlığı böylesine yaygın bir değişime zemin hazırlayacaktır.

- Bu değişim-dönüşüm en köklü şekliyle hangi sahada gerçekleşecektir?

- Aklınıza gelen bütün sahalarda, kesinlikle köklü değişimlere tanık olacağız. İmam Sadık'tan nakledilen rivayet esasınca “Kaim huruç ettiğinde, yeni bir düzen, yeni bir kitap, yeni bir sünnet ve yeni bir hukuk sistemi kuracaktır.”[8] Bu sözün anlamı, o hazret haşa İslam'dan başka yeni bir din, Kur'an'dan başka yeni bir kitap getirecektir şeklinde yorumlanmamalıdır. Bilakis şöyle anlaşılmalıdır: O döneme kadar din ve kitap öylesine yanlış yorumlanıp uygulanmıştır ki o hazret din ve kitabın aslı ve özünü beyan buyurduğunda, halk onun yeni bir din getirdiği ve yeni bir kitaptan söz ettiği zehabına kapılacaklardır.

O hazret, Kur'an ve içerdiği marifeti tefsir ve Allah Resulü'nün (Allah'ın salat ve selamı O'nun ve Ehli beyt'inin üzerine olsun) sünnetinin ihyası dışında yeni bir şey söylemeyecektir. Aradaki fark, o hazretin asil ve öz Muhammedî İslam esasınca söz konusu değişim-dönüşüm hareketini gerçekleştirmesidir. Örneğin, rivayetlerde varid olduğu üzere Âdem'den Hatem'e kadar bütün peygamberlerin insanlığa getirdikleri ilim iki harften ibarettir. Hazreti Mehdi'nin zuhur döneminde bu ilimler yirmi yedi harf olacaktır[9]; yani yaklaşık on üç kat daha fazla. Bu düzeyde büyük ilmi-bilimsel gelişmeyle birlikte her şeyin hangi düzeyde değişeceği açık olsa gerektir. Kültür, teknoloji, ekonomi, tarım ve sözün özü her alanda her şey tam anlamıyla büyük değişim yaşayacaktır.

Bazı rivayetlere göre, zuhur döneminde yeryüzünde kendi haline terk edilmiş ve ekilip biçilmeyen bir karış yer dahi bulunmayacaktır[10]. Mekke ve Medine çölleri, o hazretin bir işaretiyle hurma bahçelerine dönüşecek ya da o dönemde bahçelerde yetişecek narların tek bir tanesi birkaç kişiyi doyuracak büyüklükte olacaktır.[11]  Ayrıca o hazretin kullanacağı silahlar, her ne kadar görünüşte “hadid” yani metal cinsinden olsa da aslında daha farklı bir madenden yapılmış olup[12] çok daha gelişmiş özellikleri olacaktır; öyle ki günümüz silahlarıyla mukayese dahi edilemeyecek özelliklere sahip olacaktır.

Güvenlik konusuna gelince, günümüzde her ne kadar küresel düzen ve güvenliği tesis ve temin iddiasında olan nice uluslararası kurum ve kuruluş bulunsa da aslında insanların sığınabilecekleri ve haklarını savunabilecekleri tek bir yer dahi yoktur. İşte bu durum, rivayetlerde söz konusu edilen “sığınabilecekleri bir yer bulamayacaklardır”[13] öngörüsünün tahakkuk bulduğunu göstermektedir.

Yine zuhur zamanında güven ve emniyet öyle bir düzeye gelecektir ki bir dişin kovuğunda kalan yemek artığı miktarı bir hak dahi yenilecek olsa hesabı sorulacaktır.[14] Diğer açıdan genç ya da yaşlı bir kadın rahatlıkla ve güven içerisinde dünyanın bir ucundan öteki ucuna ya da Hac ziyaretine gidebilecektir.[15]

Zuhur öncesi ve sonrasına dair rivayetleri karşılaştırmalı olarak ele olacak olursak çok ilginç bir tabloyla karşılaşırız: Zuhurdan önce bir insan ölülerinin kabir ziyaretine gittiğinde “keşke ben onların yerinde olsaydım” diye arzu edecektir[16]. Zuhurdan sonra ise kardeşinin kabrini ziyaret ederken “keşke sen de olsaydın ve bizim nasiplendiğimiz bunca bereketin nimetine nail olsaydın” diyecektir.[17] Zuhurdan önce Mina'da büyük katliamlar yaşanacaktır.[18] Zuhurdan sonra ise insanlar öylesine Hac ibadetine yöneleceklerdir ki üzerlerinde Hac farizası bulunanlar, nafile Hac yerine getirenlere “Tavaf mekânını bir boşaltsanız da biz farizamızı yerine getirsek” diyeceklerdir.[19] Zuhur öncesinde camiler güzel ve görkemli lakin maneviyat ve müminlerin varlığından yoksun olacaktır.[20]  Zuhur sonrasında ise inşa edilecek tek bir mescidin beş yüz kapısı bulunacaktır ki bu, o dönemdeki camilerin büyüklük ve genişliğine bir işarettir[21]. Yahut o dönemde, o hazretin imametinde Kufe'de kılınacak Cuma namazına yetişmek için insanlar sabah erkenden hareket edecek fakat yine de namaz kılacak yer bulamayacaklardır.[22]

Zuhurdan önce, ani ölümler, veba ve benzeri envai çeşit hastalıklar alabildiğine yaygınlaşacak[23], ölümler o kadar çoğalacaktır ki insanların büyük bir yüzdesi ölecektir.[24] Zamanın İmamı'nın (a.s) zuhur döneminde ise insanlar öylesine uzun yaşayacaklardır ki hatta bin civarında çocukları olacaktır.[25] Burada evlat sayısının çokluğunun yanı sıra sağlık ve selametin en üst düzeyde olduğu, nimet ve sosyal hizmetlerin kuşatıcılığı gibi hususlar da istinbat edilebilir.

Sözün özü, bu değişim-dönüşüm bütün boyut ve sahalarda yaşanacaktır.

- Zuhur dönemi öncesinin mutlak karanlık, sonrasının ise mutlak aydınlık dönemi olduğu göz önünde bulundurulacak olursa, Ahir Zaman'dan Zuhur Çağı'na geçiş nasıl gerçekleşecek ve bu birbirinden tam anlamıyla farklı iki dönem nasıl birleşecektir?

- Baskılar ve problemler çoğaldıkça, halkın vaat edilen kurtarıcının tesis edeceği devlete yönelişi kendiliğinden hız kazanacaktır. Tüm bu baskılar, söz konusu değişim hareketinin bir ön hazırlığı mesabesindedir. Tabi ki bu değişim asıl itibarıyla bir gecede gerçekleşecektir, zira  “Allah, onun işlerini bir gecede düzene koyacaktır.”[26]

- O hazretin, Nudbe Duası'nda zikredilen vasıflarından biri de şudur: “O, şirk ve nifak saraylarını/düzenini yıkandır.” O hazretin eliyle yıkılacak olan şirk ve nifak saraylarını örneklendirebilir miyiz?

- Sorunuza cevap olarak en güzeli, İmam Sadık'tan (a.s.) şu rivayeti aktarmaktır ki içeriğinde birçok konuyu bulmak mümkündür: “O, Allah Resulü ne yaptıysa aynısını yapacaktır.” Yani Hazreti Mehdi (a.s.) Peygamberimiz gibi hareket edecektir.  “Kendisinden önceki (düzeni) yıkacaktır.” Yani o döneme kadar var olan yapıları ortadan kaldıracaktır. “Allah Resulü, cahiliye düzenini nasıl yıktıysa öyle” yani Peygamber efendimiz (s.a.a.) nasıl tüm cahili yapı, inanç ve töreleri yıktıysa, Hazreti Mehdi de (a.s.) insanoğlunun cahiliye dönemi eserlerini bir bir yok edecektir.  “Yeniden İslam'ın sürekliliğini sağlayacaktır.”[27] Yani İslam'ı ilk temelleri üzerine yeniden inşa edecektir.

Zuhur öncesi korku, dehşet ve katliamlar tahammül edilebilecek gibi değildir. Tüm bunların kaynağı müşriklerdir. Onların başını ise Yahudiler çekmektedir. İlginçtir, Hazreti Emirülmüminin (a.s.) asırlar öncesinde Kufe Mescidinde bu durumu hatırlatıp uyarmıştır.

O hazret, halka hitaben şöyle buyurur: “Allah'a and olsun emrolunduğunuz her şeyden sorulacaksınız!” Yani, ben size neyi emrediyorsam itaat ediniz “Yoksa Yahudiler ve Hıristiyanlar boyunlarınıza bineceklerdir!”[28] Yani aksi durumda Yahudi ve Hıristiyanların sizlere hükümran olacakları günü bekleyin. Başka bir yerdeki ifadesiyle “Yahudiler ve Hıristiyanlar sizin üzerinizde emir sahipleri olacaklardır.”[29] Yani Yahudi ve Hıristiyanlar öylesine üzerinizde hüküm süreceklerdir ki dünyayı gözünüzde dar edecek ve sizleri yurtlarınızdan kovacaklardır.

Müşrikler, hüküm sürdükleri dönemde halka bir takım yapı, inanç ve kültürleri dayatacak bunun doğal bir sonucu olarak da fesat, ahlaksızlık, hayâsızlık, halkın inançlarının hedef tahtasına oturtulması gibi birçok kötülük yaygınlaşacaktır. Yahudilerin sultasının yanı sıra,  müşrik ve münafıkların yönetiminde yahut görünüşte halkın yanında olup hakikatte varlık ve iktidarları müşriklerle işbirliği ve birlikteliğe bağımlı olan devletler de bulunacaktır.

Zamanın İmamı'nın (a.s.) zuhurundan önce dünya müşriklerin, yani Yahudi ve Hıristiyanların hâkimiyetine müptela olacaktır. Bu hâkimiyetin en bariz örneği günümüzde Amerika, onun gayri meşru çocuğu İsrail ve onlara bağımlı, bu ikisinin gönlünü kazanmak dışında hiçbir gayeleri olmayan kukla yönetimlerdir. O hazret, işin ilk başında bu güçlerle karşı karşıya gelecek ve kanlı bir savaş gerçekleşecektir. Bu dört başı mamur savaşta, taşlar ve ağaçlar dahi o hazret ve ordusunun yardımına koşacak ve o hazrete hitaben: “Benim arkamda bir Allah düşmanı ya da Yahudi saklanıyor, gelin onu yakalayın ve öldürün”[30] diyeceklerdir. 

Bazı rivayetler, o hazretin Arap devletleri ve işbirlikçileriyle de savaşacağına işaret etmektedir: “O, Araplara karşı gayet şiddetli olacaktır.”[31] “Hayır, Allah'a and olsun, o hazret ve onlar arasında ancak kılıç olur!”[32] Tabi ki burada şu inceliğe dikkat çekmek gerekir ki: O hazretin söz konusu kanlı savaşları sadece müşrik devletler, şirk ve nifak öncülerine karşı gerçekleşecektir. Yoksa o hazretin hükümeti, avam arasında yaygınlaştırıldığı şekliyle kan dökücü ve acımasız bir hükümet olmayacaktır.

Ayrıca o hazret, “Belirlenmiş güne kadar mühlet tanınmış”[33] olan şeytanla da savaşacaktır.[34] Elbette burada maksat, İblis midir yoksa Büyük Şeytan mı sorusu sorulabilir ki cevabını o hazretin zuhur zamanına havale edelim!

- O hazretin hükümeti kurulduktan sonra kimler bu nimetten faydalanabileceklerdir?

- İlk evvela, bazı rivayetler esasınca Zamanın İmamı'nın (aleyhisselam) döneminde bütün insanlar muvahhid/tevhid ehli olacaklardır. Artık “falan Yahudi, öteki Hıristiyan” diye bir ayrıştırmaya konu olacak hiçbir sınır kalmayacaktır. “Yer ve göklerde olan herkes ona teslim oldu.”[35] Evet, herkes Zamanın İmamı'nın hükümeti döneminde Müslüman olacaktır.

İkinci olarak, bazı diğer rivayetler esasınca “Allah o hazretin elini bütün kullarının başları üzere koyacaktır.”[36] Demek ki sadece iman ehli, Şiiler ve bazı has topluluklar değil, o hazretin kutlu eli bütün kulları üzerinde olacak, bütün kulların akılları kemâle erecektir.

Üçüncü olarak, Zamanın İmamı'nın zuhuruyla birlikte her yanı kuşatacak sevinç ve mutluluk ölmüşler ve berzah ehlini de şamil olacaktır.[37] Yani, Şiiler ve yaşayan tüm insanların yanı sıra ölüler dahi o hazretin zuhurunun bereketine nail olacaklardır. “Kalpleri sevinçle dolacaktır.”[38]

- Acaba o hazretin hükümetinin bütün boyutları, ana ilkeleri, yasalar ve yönetim tarzını da net bir şekilde belirginleştirecek kapsamlı bir tanım sunmanız mümkün müdür?

- Bildiğiniz üzere bizim elimizde onlarca yasa yahut din yoktur. Bizim açımızdan din ve hak üzere olan tüm yasalar birdir; yani İslam. “Allah nezdinde yegâne din, İslam'dır.”[39] Hazreti Mehdi'nin (aleyhisselam) yegâne iftihar vesilesi ve başarısı, Allah Resulü'nün (s.a.a.) insanlığa takdim buyurmuş olduğu hakikati uygulamaktır. Zira Kur'an-ı Kerim şöyle buyurur: “Şüphesiz sizler için Allah resulü güzel bir örnektir.”[40] Başka bir tabirle sadece o hazretin değil, Hazreti Ali'nin de (aleyhisselam) yaşam tarzı Allah Resulü'nün (s.a.a.) örnekliğine göre şekillenmiştir. Masum imamların bütün iftihar vesileleri, Peygamberin (s.a.a.) adımlarını bire bir takip etmiş olmaktır. Elbette “Eğer, o memleketlerin halkı iman edip takvalı olsalardı, kuşkusuz onların üstüne gökten ve yerden nice bereket kapılar açardık”[41] ayeti mucibince, peygambere tabi olup onun tarzına göre yaşamanın neticesi, yer ve göklerden bereketlerin nazil olmasıdır. Tabii bu durumda artık yer, sakinleriyle küskün olmaz, hiçbir nehir ve göl kurumaz ve buna benzer birçok problem gündeme dahi gelmez.

- Peki, böylesi bir hükümetin tesisi için ön hazırlık ve alt yapı çalışması da yapılmalı mıdır?

- Bu sorunun cevabı “intizar/bekleyiş” konusuyla alakalıdır. Merhum Meclisi Biharu'l Envar'ın 52. cildinde bu konuya dair seksen küsur rivayet nakletmiştir. Bu rivayetlerde yer yer intizar “amellerin en sevimlisi”[42] ve “Ümmetimin en fazileti ameli”[43] gibi tabirlerle anılmış ve diğer bazılarında “Müntazir/bekleyiş içerisinde olan şahıs”, “Allah Resulü'nün çadırında ikamet eden” bir kimseye benzetilmiştir.[44] “Allah Resulü'nün çadırında” bulunan bir insan ise hiç kuşkusuz düşmana saldırı, şirk ve nifak yapılarını altüst etmek için her daim bir teyakkuz ve hazırlık içerisinde bulunur. Yahut intizarın sevabı, bin Bedir ve Uhud şehidinin ameline eşdeğer bilinir. Tüm bu tabirlerin anlamı şudur: İntizar halindeki bir insan Bedir ve Uhud şehitlerinden bin kişi kadar emek verip zahmet çekmeye hazırlıklı olmalıdır. Behemehâl halk, bu konu, bu kültür, İmam'ın kendisi ve düşmanlarını tanımakla mükelleftir. O hazretin düşmanlarının neyin peşinde oldukları ve hangi hedefi takip ettikleri hususunda halk aydınlatılmalıdır.

Bendeniz naçizin görüşüne göre halkı bilinçlendirmenin en güzel yolu, “Mehdeviyet Kültürü” nü pratiğe geçirmek ve onun karşıtı olan kültürlerden sakındırmaktır.  Bunun en zirvedeki örneği bir devlet kurmaktır. Bir devletin tesisi ve daha büyük imkânlara sahip olmakla, sorumluluklar da çoğalır. Radyo-Televizyon Kurumu ve diğer toplu iletişim araçlarından faydalanarak konunun bütün boyutları halka izah etmek ve Zamanın İmamı'nın (a.s.) hükümetinin tesisi için gerçek anlamda ön hazırlıklara başlamak gerekir. Elbette burada, zayıf bir hadise dayanarak “Gaybet Döneminde” devlet kurma meselesini sorgulayanlara cevap verme sadedinde değiliz.  Ancak şu kadarını söyleyebiliriz ki bendenize göre şu çağda farzların en başta geleni ve en öncelikli mesele adil bir İslam Hükümeti'nin tesisi ve onu korumaktır.

- Son olarak eğer gözden kaçan bir konu varsa lütfen buyurunuz.

- Ümit ediyorum ki Rabbimiz, vaadedilmiş evrensel hükümeti idrak etme tevfikini inayet buyurur.  İnşaallah en kısa zamanda bu vaade şahit oluruz. Ümidim şu ki çoğumuz o günleri görür ve o hazretin askerleri arasında yer alır. Ümit ediyorum ki inşallah o hazretin açtığı cephede şehadete nail olur ve diğer şehitlerin sevabının iki katı olan bu şehadet lütfuna erişiriz.

- Kıymetli zamanınızı bize ayırdığınız için teşekkür ederim.

 

Çeviri: İsmail Seyyad



[1] Muhammed b. Yakub el-Kuleyni, El Kafi, c. 3, s. 536-538

[2] Muhammed Bakır Meclisi, Biharu'l Envar, c. 52, s. 231

[3] Age, c. 52, s. 328.

[4] Seyyid b. Tavus, el-Melahim ve'l Fiten, s. 152; bkz. Necmeddin Tabasi, Çeşmendazi be Hükümet-i Mehdi (a.s.), s. 184.

[5] Camiu Ehadisi's Şia, c.c1, s. 34.

[6] Muhammed b. Hasan el-Hurr el-Amuli, İsbatu'l Hüdat, c. 3, s. 542, 521. Hadis.

[7] Ikdu'd Durer, s. 159

[8] el-Melahim ve'l Fiten, s.97; Bkz. Necmeddin Tabasi, Çeşmendazi be Hükümet-i Mehdi (a.s.), s. 189.

[9] Biharu'l Envar, c.52, s.326

[10] Şeyh Saduk, Kemalu'd Din ve Temamu'n Ni'me, c. 1, s. 331.

[11] el-Melahim ve'l-Fiten, s. 152.

[12] Bkz. Necmeddin Tabasi, Çeşmendazi Be Hükümet-e Mehdi (a.s), s. 118.

[13] el-Müstedrek ala's Sahiheyn, c. 4, s. 514; Ikdu'd Durer, s. 150.

[14] Ikdu'd Durer, s. 36; Melahim, s. 68.

[15] Şeyh Saduk, el-Hısal, c. 2, s. 626; Biharu'l Envar, c. 52, s. 316.

[16] Ikdu'd Durer, s. 236; bkz., a.g.e.

[17] el-İza'e, s. 119; bkz., a.g.e.

[18] Biharu'l Envar, c. 52, s. 374.

[19] A.g.e., s. 190.

[20] A.g.e., s. 375.

[21] A.g.e., s. 330 ve 337.

[22] A.g.e., s. 269.

[23] Beyanu'l Eimme, c. 8, s. 102.

[24] Biharu'l Envar, c. 52, s. 337.

[25]Ikdu'd Durer, s. 90-99; Keşfu'l Estar, s. 137.

[26] Biharu'l Envar, c. 52, s.352.

[27] el Ğarat, c. 2, s. 333.

[28] Kaynaklarda bu tabirin aynısını bulamadık.

[29] Müsnedu Ahmed, c. 2, s. 398.

[30] Biharu'l Envar, c. 52, s.349.

[31] A.g.e.,  c. 52, s. 349.

[32] A.g.e., c. 52, s. 254; İsbatu'l Hudat, c. 3, s. 551.    

[33] Hicr (15) / 38.

[34] Al-i İmran (3) / 83.

[35] Bkz. 3. dipnot.

[36]  Biharu'l Envar, c. 52, c. 328.

[37] Kamilu'z Ziyarat, s. 30.

[38] Al-i İmran (3) / 83.

[39] Ahzab (33)/21

[40]A'raf (7)/95

[41]  Biharu'l Envar, c. 52, s.123

[42] Müntehabu'l Eser, 570. Hadis

[43]   Biharu'l Envar, c. 52, 146

[44] Age. c. 52, s. 126

 

Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler