"İnfâk" İhtiyaçtan Artanı Vermek mi Yalnızca! (2)

Kemal Kılıç

2009 kere okundu
24 Şubat 2015 Salı
1627-7551-c6eb6ea5yazi.jpg

Ehli Beyt Dostu’ndan…

"İnfâk" İhtiyaçtan Artanı Vermek mi Yalnızca! (2)

 

Bakara Sûresi 219. âyetinin bir bölümünde ve yine aynı surenin 215. ayetinde aynı kalıpla "...Sana neyi infak edeceklerini soruyorlar..." ifadesinin yer alması ve devamında aynı cevabın verilmemiş olması bizleri bu konuda daha derin düşünmeye, duygusal ve tepkisel davranmamaya sevk ediyor.

Öyle ya, bir kaç ayet arayla aynı sorunun sorulduğunun ifade edilmesi ve aynı soruya farklı bir cevabın verilmesinin istenmesi bir şeyleri anlatıyor değil mi?

Ehlince malumdur ki; Kurân ayetleri siyak-sibak yani, ayetlerin önü-arkası, iniş sebepleri, neyi kast ederek nazil olduğu, genele mi, özele mi hitap ettiği, Kuran'ın bütünlüğü içinde ne manaya karşılık geldiği, aynı kelimenin yer aldığı benzer ayetlerde nasıl bir çerçeveye oturduğu, muhkem mi müteşabih mi olduğu vb. konular önemlidir ve Kuran ayetlerini anlamada önemli bir yer tutar...

İlgili ayetin; "...ihtiyaçtan fazlasını verin" bölümü herkesi bağlayıcı bir mutlaklığı mı ifade ediyor?

Farz bir emri mi ifade ediyor, yoksa tavsiye niteliğinde midir?

İnfak edildiğinde ihtiyacımızdan artakalanı vermede alt sınırı mı yoksa, en üst sınırı mı ifade ediyor?

Ayette, bu soruyu soranlar özel kimselerdi de onlara yönelik özel bir infak mı konu edildi?

Ayetin başında içki ve kumar hakkında da soru sorulduğundan bahsedilmesi ve devamında ihtiyaçtan fazlasının verilmesi gerektiğinin ifade edilmesi özel bir durumu mu anlatıyor?

İhtiyacın sınırı ne? İhtiyaçta alt-üst sınır nedir?

"İhtiyaçtan artakalanı infak etmek" mutlak bir ilahi emir olsa idi, gerek peygamberimiz yaşarken, gerek dört halife döneminde ve gerekse Ehl-i Beyt İmamları ve bütün İslam alimleri nezdinde kesin buyruklarla, fıkıh kuralı olarak kaynaklarda yerini almaz mıydı? Bu tür bir uygulama çok nadir ve münferiden pratize edilmiş olarak kalır mıydı?

Bu ve benzeri sorular ayet üzerinde ciddi anlamda düşünmemizi gerekli kılmaktadır.

Binâenaleyh, İslam orta yoldur. Gerçekçidir. Ayakları yere basan bir hakikattir. Bu yolun sahibi Yüce Yaratıcı (c.c) insan gerçeğini yadsıyan ve realiteyle uyumsuz emir ve yasaklar koymaz, koymamıştır da.

İslam'da cömertlik vardır, ötesinde sehâ vardır.

İslam'da infak vardır şüphesiz. Bunun alt sınırı vardır ve Hak Elçisi tarafından açıklanmış ve sınırları belirlenmiş bir şekilde uygulanmıştır. Zekat, humus, sadaka, infak... Ne derseniz deyin. Bir de üst sınırı vadır ki ucu açık olup, herkesin takvası, imanı, dünyaya bağlılığı, zühdü ölçüsünde hayat bulur...

Birilerine yaranacağız, birilerine şirin görüneceğiz, birilerini yolumuza-İslam'a kazanacağız diye ayetleri eğmeye, bükmeye, olmadık yorumlar ve sonuçlar çıkarmakla ters-yüz etmeye hakkımız ve salahiyetimiz yoktur.

Yüce Rabbimiz infaktaki ölçüyü genel bir prensip olarak herkesi bağlayıcı mahiyette şöylece ortaya koymuştur: "Onlar (müminler) o kimselerdir ki, infak ettiklerinde ne israf ederler, ne de cimrilik eder (gereğinden az verirler). Bu arada orta bir yol tutarlar." [Furkân (25): 67]

Allah bizleri hak ve hakikatten ayırmaya. Kurân'a bütüncül bakabilmemiz, Kurân ve Ehl-i Beyt ışığında yol alabilmemiz ümidiyle...

 

Kemal KILIÇ

Öne Çıkan Haberler