Ramazan Geldi ise, Kur’ân da Gelmeli…

Kemal Kılıç

2137 kere okundu
18 Haziran 2015 Perşembe
1627-7551-c6eb6ea5yazi.jpg

Her yerde bir tatlı telaş, her evde bir hazırlık başlamıştı haftalar öncesinden. Ramazan geliyor deyü. Ve işte beklenen misâfir geldi.

Nedendir bilinmez Ramazan-ı Şerif denilince akla hemen oruç gelir. Bir ay oruç tutmak ve akşamlarında kılınan teravihler öncelenir zihinlerde. Olması gereken midir bu, yoksa toplumsal teâmüllerden midir olan şeyler?

Bir şeyin doğruluğu veya yanlışlığı o şeyin alındığı kaynaklardaki varlığına uygunluğu ile ölçülür malum. Öyleyse, Ramazan’ın çağrıştırdıklarını ve çağrıştırması gerekenlerini de bu Kutsal Zaman diliminin bize bildirildiği yerde aramak gerek.

Nedir bu kaynaklarımız?

Öncelikle Kur’ân ve O’nun ayrılmaz eşi olan Resul ve Ehli Beyt’inin Buyrukları…

Önce Kuran’a bir göz atalım. Kur’ân ‘Ramazan’ deyince bizi neye yöneltiyor öncelikle…

İşte ilgili âyet: “Ramazan Ay’ı ki, o ayda Kur’ân; İnsanları doğru yola yöneltmek ve böylece doğru ile yanlışı (hak ile bâtılı) apaçık ortaya koymak için indirilmiştir. Öyleyse sizden bu aya erişen onu oruçla geçirsin…” [Bakara; 185]

Görmekteyiz ki Kur’ân bize Ramazan’ı oruçtan da önce Kur’ân ile buluşturma ayı olarak tanıtıyor. Kur’ân’ın o ayda indirilmiş oluşu ile Kur’ân’ın ölümsüz uyandırıcılığına dikkat çekiyor. Öyleyse biz müminler bu mesajdan öncelikle şunu almalı değil miyiz?

Şu zamana kadar ertelemiş, önemsememiş, tembellik etmiş olsak dahi;

Ramazan’da; Hayatımıza Kur’ân girmelidir.

Ramazan’da; Kur’ân’ı tanımaya çalışmalıyız.

Ramazan’da; Kuran’ı yeni baştan anlayarak okumalıyız.

Ramazan’da; Kur’ân ile inanç ve eylemlerimizin bir check up’ını yaptırmalıyız.

Ramazan’da; Kuran ölçüsü ile her şeyimizi test ederek konumumuzu-duruşumuzu gözden geçirmeliyiz.

Ramazan’da; inancımızı, eylemlerimizi, dünyaya bakışımızı, toplumsal konulardaki tavırlarımızı, tercihlerimizi, öncelediklerimizi ve ötelediklerimizi, madde ve mana ikilisi karşısındaki değer verişimizi, kısaca ‘Allah’ın İstediği-Razı Olduğu Bir Yaşamı Ne Ölçüde Yaşıyoruz?’u sorgulamalıyız.

Ramazan bunlar için bir milad olmalı, bir başlangıç olmalı, bir dönüm noktası olmalı. Allah yaşamımızın neresinde? Biz Allah’ın rızâsının neresindeyiz?

Sonrasında ise o ayın gerekleri ne ise mümin olarak onları yerine getirmeye çalışmak Allah ile kul arasındaki ilişkinin bir diğer açıdan derecesini belirler.

Özetle diyecek olursak;

Ramazan Kur’ân ayıdır, ama Kur’ân’ı anlamadan Arapçasından okuma ayı değildir.

Ramazan oruç ayıdır, ama sadece aç kalma ayı değildir.

Ramazan; Oruç tutuyorum diyerek sabah kahvaltısının vaktini birkaç saat öne alarak, öğle yiyemediğin yemeği de az geciktirmiş olarak akşama daha fazlasıyla yeme ayı değildir.

Ramazan; Mideyi yiyeceklerden sakındırırken, elini-dilini-belini ve tüm azâlarını ulu orta kendi haline bırakma ayı değildir.

Ramazan; Günlük farzlara dikkat etmeyip de nafile olan Teravih’e koşma ayı değildir.

Ramazan; Bir ay Müslümanca yaşayıp sonrasında şeytanın elinde oyuncak olmaya izin verme ayı değildir.

Ramazan; Mevsimlik Müslüman tipi üretme ayı değildir.

Ramazan; Kur’ân Müslümanını Oluşturma ayıdır.

 

Ramazan gelince coşar da coşar,

Sigaradan mahrûm, içkisiz yaşar.

Aldırış etmeyen beş vakit farza,

Nâfile Terâvih’e koşar da koşar…

 

Dönemlik değil, ömürlük insan olmak, ömürlük Mümin ve Müslim olmak umuduyla, tüm canların Ramazan-ı Şerif’i hayırlı olsun, hayırlara vesile olsun, Kur’ân ile tanış olmamıza başlangıç olsun.

Öne Çıkan Haberler