'İngiliz Şiiliği'ne yönelişin arka planı

Mizan Gümüş

1085 kere okundu
16 Ağustos 2015 Pazar
6739-742-7551-c6eb6ea5yazi.jpg

Resulü Ekrem’den (s.a.a.) bu yana Şiilik hareketi hakkı temsil ve batıla karşı direnişin adıdır. Şiilik açısından Hak batıl mücadelesi son peygamberle sona ermemiştir. İmam Ali (s), İmam Hasan (s) ve İmam Hüseyin (s)… kendi dönemlerinde hakkın temsilcisi idiler. Peygamberden sonra kimi imam bilip ona tabi olma noktasında Şiiliğin görüşü nettir. Fıkıhta imam başka, itikatta imam başka olmadığı gibi, imam kabul edilen kimselerde Resulü Ekrem’den (s.a.a.) iki yüz, üç yüz yıl sonra yaşayanlardan olma ve uzun sure itikatta kime uyacağını bilmeme durumu da yoktur. Şiilik, peygamberlerle başlayan mücadelenin kesintisiz devam etmesinin adıdır. Bazılarının zannettiği gibi siyasi bir mezhep (siyasi şartların ortaya çıkardığı) değildir. Elbette siyasi yanı aynı zamanda güçlü olan bir anlayışı temsil etmektedir.

Zamanımızda Şiilik, evrensel istikbara karşı İslam ve insanlık adına mücadelenin bayraktarlığını yapmaktadır. Büyük Şeytan Amerika’ya karşı mücadele, Şii Müslümanlar sayesinde söz konusu olabilmiştir. Amerika öncülüğündeki emperyalizm, baş düşman olarak İslam İnkılâbı üzerinden Şiileri seçmiştir.  Şer cephesi, inkılâpçılığı temsil eden Şiilerle mücadele ederken Sünni dünyanın çoğunu yanına alabilmişken bazı Şiileri de yanına almayı başarmıştır. Yani Amerikancı Sünnilik ve İngiliz Şiiliğinden de yararlanma yoluna gitmiştir. İngiliz Şiiliğinin yapısı gereği evrensel istikbarın kullanımına açık olmuştur. İngiliz Şiiliği'nin genel hatlarıyla bazı özelliklerini şu şekilde sıralanabilir:

1-İslam’ın yeryüzü hedeflerine karşı ilgisiz kalmak. Bu ilgisizliğin Müslümanlar arasına girmesinin tarihi, İslamın tarihiyle yaşıttır. İslam’ın yeryüzü hedeflerini gerçekleşmesine engel olunması ve en değerli şahsiyetlerin şehit edilmesi bu yanlış inanç için zemin oluşturmuştur. İslamın yeryüzü hedeflerine ulaşmak için çalışmanın anlamsızlığına dair düşünceler İslam toplumunda belirdi. Gayretin yerini,  gayret etmeden bekleyiş aldı.

İslam toplumunda doğru bir bekleyiş şeklini de sürdüren sorumluluk sahibi âlim ve aydınlarda her zaman var oldu. Doğru düşünenler her zaman sorumluluk kuşanarak, güçleri nispetinde yeryüzü hedefleri için bir şeyler yaptılar. İmam Humeyni (r.a) gibi önderler sayesinde İslamın yeryüzü hedeflerini gerçekleştirme noktasında çok büyük mesafeler kat edildi. İslam İnkılâbından bu yana yeryüzü hedeflerini gerçekleştirmede ciddi neticeler alındı.

İslamın yeryüzü hedeflerini gerçekleştirme konusunda yüzyıllardır sorumsuzluk içerisinde bir bekleyiş içerisinde kalan çevreler için artık bu anlayış, tüm anlayış ve yaklaşımlarına sirayet ettiği için oradan kopamadılar. Şu zaman diliminde de sorumluluk kuşanarak İslamın yeryüzü hedefleri için sahada olamadıkları gibi sahada olmanın da değerini inkâr ettiler. Hatta bu gayreti, olumsuz yönde değerlendirme durumunda da kaldılar. Artık bu yaklaşım sahiplerini tarihin kıyısında kalmak bekliyor. Bu yaklaşım sahipleri gerçek bir mücadelenin verildiği bu zamanda tedavülden kalkmayla başbaşalar. Dünyada oluşan şartlar bu toplulukların ve düşüncelerinin var olma imkânlarını ortadan kaldırmak doğrultusundadır.

2-İslam ve Müslümanların maslahatını düşünmeye değer yükleyememe anlayışına sahip olmak. İslam ve Müslümanların maslahatını düşünmek, yalnızca bir zaman için mi bir sorumluluktur? İslam ve Müslümanların maslahatını gözetmemek, İslam düşmanlarını sevindirmekten başka bir neticede vermemektedir. İslam ve Müslümanların maslahatının düşünmenin önemi,  başta masumlar olmak üzere müçtehitler ve aklını kullananlar açısından önemi ortadadır. Tarih,  ümmetin maslahatına karşı seyirci kalanların tarihin çöplüğüne atılmalarla dolu olduğunu göstermiştir.

3-Yüce şahsiyetlere ve hareketlere karşı haset duygusuyla yaklaşma hastalığı. Haset hastalığı, insanları hak bildikleri anlayış ve şahısların karşısına gerçirmiştir. İmam Ali'ye (as) karşı verilen savaşların bir kısmının nedeni haseddir. Zamanımızda da İmam Humeyni (r.a) ve Rehber Hamanei’ye karşı hased duygusuna kapılmışlardır. Bu hastalıklı kesimlerin temel problemlerinden biride nefislerini hased hastalığından arındıramamış olmalarıdır. Hased hastalığı çok çeşitli şekillerden yansımalarını bulabilir. Mümkündür ki bir tür züht yaşantısı içerisinde de kendini ortaya koysun.

4-İslam düşüncesinde derinleşememenin meydana getirdiği yüzeysellik problemi. Bu problem İslam âlim ve düşünürlerini okuyarak aşılabilir. Fikri derinlik olmadan birçok yanlışlıklardan kurtulmak mümkün değildir. Mesela, Yüce İslam dininin tüm zamanların sorunları çözerek çağlar üstü mahiyetini kavrayamayanlar,  yalnızca ayet ve hadislerle sınırlı kaldıklarında zamanın dışında kalacaklardır. Ama yaşayan müçtehitler ve düşünürler sayesinde sorunlarını çözenler tüm zamanların sorunlarıyla ilgilenebileceklerdir. Okumalarını yalnızca hadis kitaplarıyla sınırlı tutan gençler yanlış yorum ve çıkarsamaların kurbanları olarak bu zamanda İslamın istediği kimseler olamayacaklardır.

Müfessirlere yönelmeyenler, müçtehitlere yönelmeyenler aynı zamanda kendileri, tefsir ve içtihat ihtiyacını karşılamış olurlar ki bu durum başlı başına bir sorun oluşturur. İslam, bu zamanın ümmet çapındaki sorumluluğunu Velayeti Fakih eliyle belirler. Velayeti Fakih'in elini devre dışında tutanlara, İslamın yükleyeceği bir sorumluluk olmamaktadır. İslam,  şahsi meselelerdeki sorumluluğu da yaşayan müçtehitler eliyle belirler. Müçtehit ve Velayeti Fakih'e karşı sorumluluk duymayanlar bu zamanın dışında kalmış olurlar.

5- Müslümanların vahdetinden yana olmamak. Vahdet kavramı tüm Müslümanları içine alır. Şii ve Sünni ayırımı yapmak, vahdeti yalnızca bir mekteple ilgili görmekte yanlıştır. Vahdet yalısı olmak İslamın maslahatını düşünmeyle ilgilidir. İslam ve Müslümanların maslahatını düşünemeyen ve ferdiyetçi yaklaşımda bulunanlar açısından önemli olan bir konudaki görüşleridir. Bu görüşleri ortaya koymanın başkalarını olumsuz olarak nasıl etkilemesiyle ilgilenmezler. Onlar kendi yumurtalarını pişirmek için komşularının evlerini yakabilirler. Sahabenin ileri gelenleriyle ilgili konuşurken, bu konuşmalarının doğuracağı olumsuz sonuçlarıyla ilgilenecek durumda değillerdir. Sahabelerle ilgili konuşmalarının tarihi açıdan ne kadar doğru olup olmanın dışında hiçbir meseleyi dikkate almadan sahip oldukları sonuçları her yerde ortaya koymaya çalışırlar. Bu tutumun toplumda doğuracağı sonuçlarıyla ilgilenmezler. Bu yaklaşım sahipleri kendilerini yüce İslam ümmetinin değerli üyesi olarak düşünme yerine, yalnızca bir fert Müslüman olarak gördükleri için,  bildiklerini söylemekle meşgul olurlar. Onların bu durumundan İslam düşmanları yararlanmaktadır.

6- Çıkarlarının kurbanı olmak. Her zaman her inanç gurubundan insanlar çıkarlarının kurbanı olmuşlardır. Özellikle hased hastalığına yakalanmış kimseler çıkarlarının kurbanı olmaya daha yatkındırlar. Özelde İngiliz Şiiliği adına hareket edecekler için daha fazla çıkarlar söz konusudur. Evrensel istikbar, en büyük darbeyi Şii Müslümanlardan görmekte olduğu için özelde İngiliz Şiiliğini devreye sokmak istemektedir. Evrensel istikbar özel imkânlarla bu anlayışın yaygınlaşması için özel çabalar ortaya koymaktadır.

Dünyadaki gelişmeler İngiliz Şiiliğinin etki alanını yok edecek özellikte meydana gelmektedir. Tekfirciliğin özellikle Şii Müslümanlara karşı her tür vahşeti ortaya koyduğu bir zamanda, ancak bu vahşete karşı mücadele edenler kazanacaktır. Bu mücadelenin dışında kalanlar, Şii Müslümanları İngiliz Şiiliğine yöneltemeyeceklerdir. İslam İnkılâbın hikmetli tutum ve davranışları, İslam düşmanlarının planlarını boşa çıkarma yolunda belli neticeler elde edildiğini göstermektedir.

5-Bazı vehimlerin kurbanı olmak. Gerçek mücadelenin dışında kalan çevrelerde, bazı vehimlerle hareket etme davranışları gelişir. “Aslolan görüşülmesi gerekenle görüşmek ve ondan alınacaklar almak gerekir. Velayetin asıl sahibiyle bizzat irtibat kurmak önemlidir.”  Velayetin asıl sahibiyle görüşen var ya da kalbimize birçok ilham gelmektedir gibi şahsın iç dünyasında olan ya da olduğu zannedilen ve başkaları için hiçbir anlamı olmayan vehimlerin arkasına sığınmakta belki başka bir hastalıktır. Bu tür vehimlerin sahipleri bunlarla kendini avutmaktadırlar. Kendini avuttuğu vehimlerini açık nassların gösterdiği amellerin karşısına koyarak, sorumluluklardan kaçamaya çalışıyorlar.

 

 

 

 

 

 

 

Öne Çıkan Haberler