Müslümanlar bir tek ümmettir, şeytana uymayalım

Hazım Koral

1389 kere okundu
18 Ağustos 2015 Salı
215973_140028932731896_1451794_n.jpg

Terör, anarşi ve çatışmaların ayyuka çıktığı bir dönemden geçiyoruz. Bölgemizde din, mezhep ve etnik köken adına sürdürülen mücadele tamamen şiddet içerikli. Üst kimliğimiz nezdinde hiçbir anlamı olamayan bu çatışmalarda oluk oluk insan kanı akmaktadır. Terör, anarşi ve şiddetin insaf, izan, insanî hasletler, beşerî hukuk ve yüce dinimiz nezdinde asla yeri yoktur. Terör ve katliamın meşruiyeti olamaz. Bulunduğunuz bölgeye hakim olma adına suçsuz insanları hedef alıp kan dökmek hangi insanlığa sığar? Bunun hiçbir mantıksal izahı da yoktur. Çok açık bir şekilde ifade edecek olursak bütün bu olup bitenlerin temelinde şeytanî cehalet ve kör taassup yatmaktadır. Müslümanlar bu hâle nasıl düşürüldüler? Bir özlü sözde veya bir hadiste, “Cahilin şerrinden Allah’a sığınırım” diye buyrulmaktadır. Zira cahil insandan her türlü menfi tavır ve her türlü kötülük beklenebilir.

İslâm’ın aydınlık mesajı cehalet ve taassubu ortadan kaldırmak için gelmiştir. Sevgili Peygamberimiz’in (s.a.a) risaletinden önceki zaman dilimi “cahiliyet dönemi” olarak isimlendirilmiştir. Bunun bir başka ismi ise “zulmet dönemi” dir. Zaten “cehalet” ile “zulmet” sözcükleri birbirinin mütemmimidir. Şair Medine’de kurulan “İslâm Devleti” ile birlikte cehalet döneminin ortadan kalkışını şöyle tasvir ediyor: “Kapkaranlık iken afak-ı insaniyetin, nur olup fışkırmışız sinesinden zulmetin.” Yani İslâm Medine havzasına bir devlet düzeni olarak hâkim olmasıyla birlikte cehalet ve zulmet de o coğrafyada son bulmuştu. Cahiliyet döneminde insanlar etnik köken ve aşiret taassubu yüzünden birbirlerini öldürmekteydi. İnsanların can ve mal güvenlikleri yoktu. İslâm Devleti ile bu olumsuzluklar bertaraf edildi.

“Hak geldi, batıl zail oldu” (İsrâ:81) ilâhî sözü de mevzu ettiğimiz gerçeği ifade etmektedir. Şu hâlde cehaletin ve onun türevi olan taassubun batıl bir düşünce, batıl bir tutum olduğu bariz bir şekilde ortaya çıkmaktadır. İslâm ümmetinin tarih boyunca çekmiş olduğu sıkıntıların başında cehalet ve taassup olduğu kanaatindeyiz. Bunun nedeni ise kişinin hikmet ve basiretten yoksun olmasıdır. Bu yoksunluk ise kişi ve kişilerin nefislerine ve şeytana mahkûm olmasından kaynaklanır. Rabbimiz biz Müslümanları bu konuda şiddetle uyarıyor. “Sakın şeytan sizi yoldan çevirmesin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.” (Zuhruf:62) Şeytan çeşitli vesilelerle insanların arasına kin ve düşmanlık tohumları eker. (Mâide:91)

Şeytan insanın zaaflarını gözeterek ona her yönden yaklaşır. "Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın." (A’râf:17) Sağından yaklaşır, sağcı yapar, solundan yaklaşır, solcu yapar, arkadan yaklaşır ırkçı yapar, önünden yaklaşır taassup ehli yapar. Ne yazık ki, şeytanın iğvasına kapılan insanların hepsi iyi yol üzere, iyi istikamet üzere olduklarını sanırlar. Çünkü şeytan onlara yapıp ettikleri yanlışları “doğru” olarak gösterebilmektedir. “Şeytan onlara yaptıklarını süsleyip çekici kıldı. Böylece onları yoldan saptırdı. Oysa onlar gerçeği gören kimselerdi.” (Ankebut:38)

Şeytana karşı teyakkuz hâlinde olmamız gerektiği ile ilgili o kadar çok uyarı mahiyetinde ayetler var ki, bunları görmemezlikten gelmemiz asla mazeret olamaz. Bakınız, mazeret beyan edemeyeceğimiz bir ayet: “Onlara kendisine ayetlerimizi verdiğimiz kişinin haberini anlat. O, bundan sıyrılıp-uzaklaşmış, şeytan onu peşine takmıştı. O da sonunda azgınlardan olmuştu. (A’râf:175)

Bunca ilâhî uyarılara rağmen şeytanı kılavuz edinenlere Rabbimiz neden hidayet versin ki? “Allah, ancak kendisine ihlâsla yönelene hidayet verir.” (Râd:27; Şûrâ:13)

“Kimine hidayet verdi, kimi de sapıklığı hak etti. Çünkü bunlar, Allah'ı bırakıp şeytanları veli edinmişlerdi. Bir de üstüne üstlük kendilerini doğru yolda sanıyorlar. (A’râf:30) Yaptıkları katliamları ve terör eylemlerini iyi bir iş yapmışçasına (akılları sıra) gerekçelendiriyorlar.

Aslında bölge insanımız üst kimliğinden (Müslümanlığından) hareketle yoluna devam etse Allah Teâlâ ona hak ve batılı birbirinden ayıracak hikmet ve basiret verir ve şeytan ona tesir edemez, şeytan onu yönlendiremez. Zira, “Muhakkak ki şeytanın hilesi zayıftır.” (Nisâ:76)

Şeytandan kurtulmanın formülünü Rabbimiz şöyle belirtiyor: “Eğer sana şeytandan yana bir kışkırtma (vesvese veya iğva) gelirse, hemen Allah'a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir. Allah'tan sakınanlara şeytandan bir vesvese eriştiğinde (önce) iyice düşünürler (Allah'ı zikredip-anarlar), sonra hemen bakarsın ki görüp bilmişlerdir. Şeytan'ın kardeşleri ise, onları sapıklığa sürüklerler, sonra peşlerini bırakmazlar. (A’râf:200-202)

Ayetlerden de anlaşıldığı gibi şeytanın hilesi zayıftır ve şeytan ihlâs sahibi kulları ayartamamaktadır. Muhlis olan kullar şeytanın hilesinden müstesna tutulmaktadır: İblis, “Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim, içlerinde ihlâsa erdirilmiş kulların hariç, onların hepsini azdıracağım. Ancak onlardan muhlis olan kulların müstesna. (Allah) Dedi ki: ‘İşte bu, bana göre dosdoğru olan yoldur. Şüphesiz, kışkırtılıp-saptırılmışlardan sana uyanlar dışında, senin benim kullarım üzerinde zorlayıcı hiçbir gücün yoktur." (Hicr:39-42)

Bir başka benzer ayet-i kerimde şöyle buyurulmaktadır: “Öyleyse Kûr'ân okuduğun zaman, kovulmuş şeytandan Allah'a sığın. Gerçek şu ki, iman edenler ve Rablerine tevekkül edenler üzerinde şeytanın hiçbir zorlayıcı-gücü yoktur. Onun zorlayıcı-gücü ancak onu veli edinenlerle, onunla Allah'a ortak koşanlar üzerindedir. (Nahl:98-100)

Rabbimiz bütün bu uyarı ve ikazlarından sonra Müslümanlar arası diyalog ve uhuvvetin tesisi için şöyle buyuruyor: “Kullarıma, sözün en güzel olanını söylemelerini söyle. Çünkü şeytan aralarını açıp bozmaktadır. Şüphesiz şeytan insanın açıkça bir düşmanıdır. (İsrâ:53)

Hiç kuşkusuz diyalog ve iletişim güzel söz ve tatlı dil ile gerçekleşir. Farklı ictihadî meselelerden dolayı veya farklı etnik kimliğinden ötürü Müslümanların birbirlerini ötekileştirip dışlaması ve hatta birbirlerine husumet besleyip işi kan dökmeye vardırması tamamen şeytanın kışkırtmasının sonucudur. “Görmedin mi, biz gerçekten şeytanları, kafirlerin üzerine gönderdik, onları tahrik edip kışkırtıyorlar.” (Meryem:83)

“Onlara; ‘Allah'ın indirdiklerine uyun’ denildiğinde, derler ki; ‘Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız.’ Şayet şeytan, onları çılgınca yanan ateşin azabına çağırmışsa da mı (buna uyacaklar)?” (Lokman:21)

“Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah'ın vaadi haktır; öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın ve aldatıcı(lar) da, sizi Allah ile (Allah'ın adını kullanarak) aldatmasın. Gerçek şu ki, şeytan sizin düşmanınızdır, öyleyse siz de onu düşman edinin. O, kendi grubunu, ancak çılgınca yanan ateşin halkından olmaya çağırır.” (Fâtır:5-6) Bugün bölgemizi kan gölüne dönüştüren tekfirci grupların düştükleri en büyük yanılgı Allah adına aldatılmış olmalarıdır. Allah ve din adına iyi işler yaptıklarını sanmaktadırlar. Onlara yol gösteren din bezirgânları cennet vaadiyle onları aldatmaktadır. Bir zamanlar Haçlı ordularını Müslümanların üzerine salarlarken papaz ve kardinaller de aynı taktiği uygulamaktaydı.

 “Gerçekten bunlar (bu şeytanlar), onları yoldan alıkoyarlar; onlar ise, kendilerinin gerçekten hidayette olduklarını sanırlar. Sonunda bize geldiği zaman, der ki: ‘Keşke benimle senin aranda iki doğu (doğu ile batı) uzaklığı olsaydı. Meğer ne kötü yakın-dost(muşsun sen). (Bu söylenmeleriniz,) Bugün size kesin olarak bir yarar sağlamaz. Çünkü zulmettiniz. Şüphesiz azapta da ortaksınız.” (Zuhruf:36-39)

“Şüphesiz, kendilerine hidayet açıkça belli olduktan sonra, gerisin geri (küfre) dönenleri, şeytan kışkırtmış ve uzun emellere kaptırmıştır.” (Muhammed:25)

“Şeytan onları sarıp-kuşatmıştır; böylelikle onlara Allah'ın zikrini unutturmuştur. İşte onlar, şeytanın fırkasıdır. Dikkat edin; şüphesiz şeytanın fırkası, hüsrana uğrayanların ta kendileridir.” (Mücâdele:19)

Allah Teâlâ’nın zikrinden yüz çevirenler için, Allah Teâlâ’nın zikrini unutanlar için hüsrana uğramaktan, zelil olmaktan başka bir sonuç yoktur. Kûr’ân-ı Kerim’deki ayetler adeta birbirlerini tefsir etmektedir: “Benim zikrimden yüz çevirenlere yeryüzünde istikrarsız bir geçim vardır. Ve biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz.” (Tâ Hâ.124)

 “Kim Rabbinin zikrinden yüz çevirirse, Rabbi onu gittikçe artan bir ısdıraba düşürür.” (Cin:17)

 

Bütün mesele dönüp dolaşıp Allah Teâlâ’nın hükümlerine kayıtsız şartsız teslim olmaya geliyor. İslâm ümmeti olarak genel anlamda en büyük sıkıntı ve açmazımız bu olsa gerek. Eğer dünya Müslümanları olarak yek vücut bir şekilde Allah Teâlâ’nın hükümlerine sarılmış olsak ne düşmanlık kalır, ne de bir niza kalır. Bu olmadığı içindir ki, kimimiz etnik kimliğini öne çıkarıp kendisine hakimiyet alanı oluşturmaya çalışıyor, kimimiz ise ictihadî farklılıklardan yola çıkarak din kardeşlerini tekfir ediyor ve onlar üzerine egemenlik kurmak için kan döküyor, katliam yapıyor.

Kısacası ümmet bilinciyle hareket edip şeytana ödün vermeyelim, onun ve avanesinin yolundan değil, Allah’ın, Resulü’nün, Ehl-i Beyt’in ve seçkin ashabın yolundan gidelim.

 

 

 

 

 

 

Öne Çıkan Haberler