Mescid-i Aksa, Kudüs ve Filistin davasını neden unutmaya başladık?

Kemal Kemahlı

958 kere okundu
14 Ekim 2015 Çarşamba
2664-1220-7551-c6eb6ea5yazi.jpg
Bismillahinnur.
 
Siyonist İsrail Rejimi geçtiğimiz haftalarda hem asker ve polisleriyle hem de sivil güçleriyle Mescid-i Aksa’yı defalarca basma girişiminde bulundu. Siyonistlerin amacı tıpkı El Halil’de Hz. İbrahim Camii’ni böldükleri gibi, Mescid-i Aksa’yı da zaman ve mekan olarak ikiye bölmek ve tabi ki sonra da bu kutsal mescidi yıkarak yerine sözde Süleyman mabedini inşa etmektir. Fakat yüce Allah(cc)’a hamd olsun ki, Kudüs’te yaşayan Müslümanlar gasıp rejimin bu girişimine engel olmayı başardı. Özellikle Filistinli kadınların ve gençlerin Mescid-i Aksa’yı tekbirlerle can siperane şekilde savunmaları her türlü takdirin üzerindeydi.
 
Bu süreçte maalesef dünya Müslümanları özellikle de Arap ülkeleri Siyonist İsrail’in bu saldırılarını seyretmekle yetindi. Sadece İran, Malezya, Ürdün, Fas ve Türkiye’de İsrail’i kınayan gösteriler düzenlendi. Fakat bu gösteriler de çok sınırlı kaldı. Mesela Türkiye’mizde sadece Anadolu Gençlik Derneği (AGD) bu konuda duyarlılık gösterdi. AGD şubeleri elinden geldiği kadar Mescid-i Aksa’ya yapılan saldırıları Türkiye gündemine taşımaya çalıştı. Bu girişimin dışında ülkemizde başka bir STK bu konuyu dert edinerek meydanlara inmedi. Daha önceki senelerde Filistin’deki birçok olayda halkımızı meydanlara davet eden ve bunu da çok iyi bir şekilde başaran STK’larımızdan ve kanaat önderlerimizden ses çıkmadı. Şu anda da başta Kudüs ve Batı Yaka olmak üzere başlatılan 3. İntifada’da onlarca Filistinli genç kız ve erkek Siyonistler tarafından hunharca şehid edilirken hiç kimse bu konuyu gündeme getirip de  Siyonist elçilikler önünde eylem yapalım demiyor.
 
Peki, Müslümanlar neden Filistin, Mescid-i Aksa ve Kudüs davasına duyarsızlaştı? Bu yazıda, bu konunun nedenlerine kısaca değinmeye çalışacağız.
 
Bilindiği üzere 18 Aralık 2010’da sosyal adaletsizliğe karşı Tunus’ta başlayan ve kısa sürede, bizim ‘Güney Batı Asya’ veya ‘Peygamberler Diyarı’, Batılıların ise ‘Ortadoğu’ diye adlandırdıkları bölgede yayılan halk hareketleri, tahmin edilemeyecek sürpriz sonuçlara yol açtı. Tabi bu dalgalanmayı kontrol altına almak veya yönlendirmek için hem Emperyalist-Siyonist güçler hem de bölge ülkeleri harekete geçti. Bazı bölge ülkeleri bu tsunaminin dalgalarının kendi sınırlarından içeri girmesini geçici olarak engellese de, diğer bazı bölge ülkeleri bu tsunaminin altında kaldı. Arap halklarının, rejimlerine yönelik öfke patlaması birçok ülkede harekete liderlik edecek kadroların yokluğu veya liyakatsizliği yüzünden istenmeyen sonuçlar doğurdu. Emperyalist güçlerin de müdahil olduğu süreçte halklar eski günlerini arar hale geldi. Milyonlarca insan evlerinden barklarında ayrılarak mülteci konumuna düştü ve yüzbinlerce insan hayatını kaybetti.
 
İşte, bugün bölgemizdeki İslam ülkelerine baktığımızda Filistin, Kudüs ve Mescid-i Aksa davasının neden yalnız kaldığını daha iyi anlıyoruz. Artık Mısırlı, Suriyeli, Libyalı, Iraklı, İranlı veya Türkiyeli bir Müslüman Filistin’den ve Mescid-i Aksa’dan daha çok, kendi ülkesinde yaşadığı siyasi, sosyal ve ekonomik problemleri düşünmek zorunda kalıyor.
 
Ayrıca bu süreçte tüm Müslümanlar zihnen ve moralmen yorgun düştü/düşürüldü. Yanlış metotlarla neticeye ulaşmaya sevk edilen bölge Müslümanları istedikleri neticeyi alamayınca ümitsizlik girdabının içine düştü. Herkes, Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan oldu. Müslümanların sahip olduğu maddi ve manevi enerji, yanlış yerlerde ve yanlış şekilde harcandı/harcatıldı.
 
Bugün gelinen noktada şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki, Filistin sorunu çözülmeden yani İsrail denen terör devleti tarihin çöplüğüne atılmadan bölgemizde oluşturulan hiçbir sorun çözülemez. Bugün bölgemizde karşı karşıya kaldığımız sorunların kökeninde Osmanlı’nın parçalanması amacıyla 29 Nisan 1916’da İngiltere ve Fransa arasında imzalanan ve Çarlık Rusya’sının da sonradan müdahil olduğu Sykes-Picot Anlaşması, Filistin topraklarında Yahudi bir devletin kurulmasını öngören 2 Kasım 1917 tarihli Balfour Deklarasyonu ve 1948 yılında İsrail devletinin kurulması yatmaktadır. Tarihe baktığımızda bu üç meşum hadiseden sonra bölgemizde yeni sorunların ortaya çıktığı/çıkarıldığı  görülmektedir.
 
Bu bağlamda ne Suriye sorunu, ne Yemen sorunu, ne Mısır sorunu, ne DAİŞ sorunu ve ne de ülkemizdeki Kürt sorunu Filistin sorunu hallolmadan çözüme kavuşamaz. Her şeyden önce bataklığın kurutulması gerekir. Bu yüzden tüm İslam ülkelerinin ve Müslümanların Siyonist İsrail’in yok olması, Kudüs ve Mescid-i Aksa’nın kurtulması için birlikte çalışması gerekir.
 
 
 
Öne Çıkan Haberler