İçimizdeki öfke…

Abbas Yılmaz Kadıoğlu

1945 kere okundu
18 Ekim 2015 Pazar
2296-Abbas (1).jpg
"Yazıklar olsun bana dedi; Kabil, şu Karga kadar duyarlı  olamadım..!!"
 
Öfkesine yenilen Kabil bu yenilgisinin pişmanlığına yönelmiş, etrafındaki olaylardan çok kötü bir şeyin içadını yaptığını anlamıştı.  İçerisinde kabaran kıskançlık duygularının, tüm benliğine, aklına hakim olmasını engelleyememişti. Bu duygularının bu kadar kabarması  sadece kıskançlıktan mı, diye düşündü. Belki de beğenilmeme olabilirdi, ama neden? Bu öfkenin sonuçlarının bu kadar ağır olması sadece bunlarla ifade edilebilir miydi..!!?
 
Modern psikoloji, "öfke bireysel özelliklerin öne çıkması sonrası açığa çıkan aslında müspet bir olgudur" tespitine kontrol edilemezse tam aksine hem kendine hem de sosyal çevresine çok derin problemler taşıyacağına dikkat çeker.
 
Batının bilgi çağı adını vermiş olduğu modernleşme projesinde, semavi inançlara açmış olduğu savaşın neticesinde, her ne kadar batıdaki ve doğudaki  mezhep savaşlarının, modern projenin dinlerin sosyal yapıdan atılması sonucunu dayatmış olsa da, 1800'lü yılların başında elektirigin icadı, parapsikoloji ile insanın etkilenen ve etkileyen  bir varlık olduğuna karar verdi. 
 
Batının modernleşme projesindeki psikolojik çalışmalar  öfkenin; başarıyı mı, şiddeti mi üreten duygu olduğu konusunda yeterli sonuçları koymak yerine, denemeler üzerinden bilimin önüne alternatifli  süreç bırakarak önermelerini ortaya koymuştur. Bilim bu konuda araştırmalarını  sürdürmekte…..
 
İnsanlık  kendisi ve geleceği  ortaya koyduğu çözümler acısından en önemli sorunların başında, insanlığın öfke karşısında göstereceği  kontrollü süreci tekrardan öğrenmek olacaktır.  İlahi öğretilerde insanın ruhsal gelişiminin en önemli süreci olan öfke kontrolü, insanlık tarihinin ilk evrelerinden itibaren başladığı kutsal metinlerde bize vaaz edilmiştir.
 
İnsanlık ilahi hikmetin merhamet kucağında büyütülürken, ilahi öğretmenler hayatın tüm evrelerinde nefsin tezkiyesinin merhalelerini nakış gibi insanlığın zihnine işlediler.  Adem (a.s)'ın Arafat duasında nefsinin arzularının kendisini  Rahman'ın yanından uzaklaştırmaması için yalvarıyor; nefsin isteklerinin, öfkeleşerek azgınlaşmasını kendisi açısından tehlikesini yüce Rahman'a sunuyordu. Yarab beni nefsimin öfkesine karşı koru ve beni destekle. Habil, Adem'in sesine yöneliyor ve nefsinin arzularına karşı kontrollü davranışıyla hikmete ulaşıyor; Rahman'a sunduğu kurbanı kabul edilerek, Mümin kulun özelliği açısından nefsinin tüm arzularını kontrol edebilen insanın kazanımlarına Rahman'ın mükafatlarıyla destekleniyor olması, Kabil'in öfkesinin aciziyetini çirkinliğini ortaya koyuyordu.  Nuh (a.s)'ın 950 yıllık mücadelesindeki sabrın, öfkenin kontrolündeki öğretilerinin başında sayılması, Habil'in; "beni sabırlı bulacaksın" sözünü, insanlığa yüzyıllarca söylediğinin kanıtıdır. Kenan öfkenin kıskacında ilahi öğretmenlerin 950 yıl sabır öğretisine  karşı dağların yüksekliğine sığınmakta araması, kontrolsüzlüğün hüsranıyla boğuluyordu.
 
Ey insan Öfkenle ulaştıklarına bir bak !
 
Nefsin isteklerinin pazarına dönüştürülmüş beden …..
 
İlahi öğretmelerin atası insanlığa en derin örnekler sunarak sahnede yerini alıyor. Sare validemizin  ben artık zayıf düştüm ey İbrahim sana bir evlat vermekte, genç  Hacer'i sana uygun görmekteyim;  İbrahim (a.s) hem Sare'den hem de  Hacer'den müjdelenince, Sare'nin nefsini kontrol edemeyişi ile, ilahi öğretinin yeni bir sahnesinde Hacer validemiz, sabrın bereketinde yüceliyor, öfke kontrolünde elde etmiş olduğu kazanımlarıyla müjdeleniyordu. Hacer validemiz öfkenin kontrolündeki sabrın, güvenin, inancın abidesi oluyordu. Tüm insanlık  bu öğretinin zikrini sedasını  Sefa ile  Merve arasında sayın bu heyecanında aramaya devam ediyor.  Hacer validemiz, sabrın kucağı yüce insan.  Bu kucakta büyümüş yüce bir  şahsiyet   İsmail (a.s) Hacer'in göğsünden beslendiği sabır  iman ve  güvenle büyümüş, İsmail, gençliğinin baharında, teslimiyetin zirvelerinin tahtına oturtuluyordu. İsmail, babası İbrahim  ile anası  Hacer'in vahyi öğretisinde  yoğurarak büyüttüğü teslimiyet abidesi … ''baba beni ancak sabredenlerden bulursun, mutlak inanc mutlak güven, öfkesinin tüm galabesine karşı tam kontrol, sabır öğretisinin sahnesi İsmail  (a.s)…
 
Hem İsmail'in hem Hacer ve  İbrahim (a.s)'ın, insanlığa ilmik ilmik öğrettikleri sadakat, sabır...
 
İlahi Kitap; "İbrahim'i biz bazı imtihanlardan geçirdik, biz onu her zaman  sabredenlerden bulduk."
 
Ve bunun mükafatı olarak İbrahim'e imameti verdik. Öfkenin kontrolü insanın kemalat yolunda karşısındaki en büyük sorunu olmuştur. Şeytan öfkesine yenilerek demiyor mu; "ben Adem'den daha üstünüm ona secde etmem." Halbuki yüce Rahman yeryüzünde halife yarataçağım teklifini, tüm yaratılmış melekuta ve  ona da (iblis'e) sunmuştu.   Bu teklifi geri çevirmişti. Adem (a.s)'ın teklifi kabulu ile kazandığı makama  secde edilmesine karşı öfkesine yenildi, secde etmedi ve Rahman'ın gazabına muhatap oldu.
 
Öfke kontrol edilemez ise şiddeti var eder. Tarih kontrolsüz öfkenin esaretinde haksızlıklara zulümlere cinayetlere katliamlara sahne olmaya devam ediyor. 
 
İlahi kitapların hakkı, adaleti, sabrı, metaneti, sadakati, inancı, öğreti yapmış (ahseni tagvim) karşısında, bencilliği, kıskançlığı, menfaati hayat standart yapmış, dünya perest (esfele safilin )olmuştur.
 
Yakup'un oğulları, kardeşi  Yusuf'u kıskançlığın öfkesinde kuyulara atıp terk ettikleri gibi...
 
Öfkesini kontrol  edemiyen  Havranın sahipleri, İmran ailesine kıskançlığının zirvesinde saldırıyordu. Namusu Ekber Meryem validemizi, menfaatlerine  malzeme yapmaktan hiç çekinmeyen Yahudi din adamları, Meryem'e iftira atarak şiddeti meşrulaştırıyorlardı. Yine sahnede ilahi hikmetin azığı sabır Meryem'in sadrında yüceliyor İsa (a.s)'ın kundağında hakikate dönüşüyordu. Havranın dinmeyen öfkesi İsa (a.s)'ma  şiddete dönüşerek onu katletmeye kast ediyorlardı. Şeytanla başlayıp Kabil ile dünyalaşan öfkenin, insanlığı yok eden ruhi mikroba nasıl dönüştüğü, görülüyordu.
 
Mekke'de  ikiz kardeş olarak dünyaya gelen Haşim ve Ümeyye'nin, Haşim in dirayeti, şahsiyeti ile kazandığı itibarı çekemeyen kardeş Ümeyye, öfkesini şiddete taşıyan kıskançlığında, Hatem-ul Enbiya (s.a.a)'ın Haşimioğullarından çıkması ile zirveye çıkmıştır. İsmail'in soyundan gelen bu boy, Yahudilerin Yakup (a.s)'ın evlatları arasındaki kıskançlığın Yusuf'a yaptıkları gazaveti, Abdulmuttalib'in  torunu Abdullah'ın oğlu Muhammed Mustafa (s.a.a)'e yöneltiyorlardı. Havralardan kiliselerden yükselen kıskançlık çığlıkları Mekkede Ümeyyeoğullarının sesine katılıyor . Mekke'de büyük bir şiddete dönüşen öfkeye sahne oluyordu .
 
Öfke şiddetin anahtarı olmuştu tarih boyunca. Nefislerinin kulları olan  Mekke'nin başkanları, eğer bir makam varsa o bizim hakkımızdır, diyecek sabrın, hakkın, adaletin, rahmetin sınırlarına saldırarak kendi bencilliklerini koruyacaklardı. Yahudilerin ve Hristiyanların  Mekke'den çıkacak rahmet güneşinin kurdukları dünya saltanatını yerle bir edecek sesini yok edebilmek için Şam'da tuzaklar kuruyor, dedesi ile ticaret kervanında koruma altındaki son nebiyi yok etmek, komplo üstüne komplolar yapıyorlardı.  Rahmet fidanı büyümüş dalları ümmeti altına alacak yüceliğe erişmişti. Artık nübüvvetini ilan ettiğinde  Mekke'de çığlıklar kulakları patlatıyordu. Ümeyyeoğulları itibarı elde ettiğini düşündüğü, dünya mülkünün bencilliğinde öfkeleniyor, Haşimioğullarını  yine düşman ilan ediyorlardı. Çok geçmeden Rahmanın hükümetine varis olan Muhammed (s.a.a) veziri olarak, kardeşi olarak atadığı, amcası Abdulmuttalib'in oğlu  Ali (a.s)'yi ilan ettiğinde Ümeyyenin öfkesi şiddete döşüyordu. Allah yeryüzündeki dinini ikmal etmişti. Bundan sonra ne bir din, nede nebi gelecekti.  Hatem-ul Enbiya ile mührü koymuştu.   Rahman'ın dini kemalat sürecinde idi, artık din mükemmele ulaşana kadar bu alemde tekamül edecek ve gerçek İslam olarak Allah'a ulaşacaktı. Kemalat yürüyüşü ancak insanı kamillerle olabilir. Allah bu tekamülü imamlarda tayin kıldı.  Peygamberin vasilerinin ilanı ile Ümeyye ve diğer tüm dünya perestler kendilerinde olmayan bu itibarı kıskanarak inkar öfkesinden şiddet dönüştürdüler. Neden biz değilde; Ali (a.s)?  ve …
 
Ehl-i Aba ayeti geldiğinde ben yok muyum bu Aba ashabı içerisinde yaklaşımı, Kur'an'ın manası üzerindeki hesapların öfkenin neler yapabileceğini açıklar vaziyettedir. Fatıma, Ali, Hasan, Hüseyin, Muhammed (s.a.a)'ın masumiyet abasının altında, insanlığın geleceğinin kemalat liderlerini ilan ederken, başka mahvillerde kıskançlığın öfkesi şiddeti üretiyordu. Bu şiddet   Muhammed (s.a.a)'ı Aişe validemizin evinde …?, Fatıma  (a.s)'ı  Haremi Resulullah'ın mesicidinde  kaburgalarını kırıyor, Ali (a.s)'ı Kufe'de mescidde hançerliyor, Hasan (a.s)'ı Medine'de evinde zehirliyordu.
 
Öfke o kadar büyümüştü ki ..!!
 
Alemlere rahmet olarak gönderilmiş nebinin çigerparesi Kerbela'da ağaç budar gibi bedeni budanıyordu. Neydi bu öfke, insanlığın varlık feyzini yok etmek isteyen şiddet. Neyin öfkesi bu kadar, büyütülünce Muhammed (s.a.a)'ı katledecek şiddete dönüşebiliyordu. Muhammed (s.a.a): ''Hüseyin bendendir, ben de Hüseyin'denim'' dememişmiydi? Katledilen Hüseyin değil, Muhammed'di (s.a.a).  Bu şiddet şeytanın kıskançlık kundağında sarılmış, Kabil'den miras alınmış, Firavunların, Nemrutların saraylarında büyümüş, havralarda ve kiliselerde din kisvesi giydirilmiş, cehillerin hükümetinde, Ümeyyelerin nezaretinde zülüm olmuş, ilahi öğretiyi boğmak için adalete rahmete saldırmıştır. 
 
Nebinin mescidinde bulunmuşların, Hüseyin (a.s)'mı katleden sürece getiren öfke ne idi. 'Anam babam sana feda olsun' diyenler içerisinden  Muhammed'in (s.a.a)  feda olduğu Hüseyin'ini  (a.s) katleden şiddeti nasıl ürettiniz. Bu din  Allah'ın gönderdiği mukaddes, muberra din değildir..!! Bu şeytanın dinidir. Adem'i kıskandığı öfkesinin ebedi  olarak Allah'ın rahmetinden kovulmasına sebeb olan kıskançlığın kurduğu din.. Son nebi Gadir-i Hum'da vezirini ilan ederken, 'niye ben değil' diyenlerin, son nebinin cenazesine gelmeyerek onun hükümetini nasıl işgal ederizi hesaplayan öfkenin, şiddete dönüşerek peygamberin varisini tehdit eden, hükümetten uzaklaştıran o gizli öfkeydi.  
 
Nasıl bir öfkedir bu ! 
 
"Onları saptıracağım... önlerinden arkalarından sağlarından sollarından yaklaşacak ve onları doğru yoldan saptıracağım." Gadiri Hum yolunu kim saptırdı? Son nebi dünyadan göçeli 40 sene olmuştu. Resulün sofrasında bulunanlar, şeytanın kundağındakini (yezit i) İslamın halifesi seçiyorlardı. Bu savrulma ne içindi? Hangi makam mevki, tüm insanlık değerlerini satın alıyordu? Kontrol edilemeyen öfke, şiddetin zirvesi oluyordu. Kerbela'da kadınlar, çocuklar çadırlarda yakılıyor, katlediliyor, esir alınıyordu. Son nebinin "ben Hüseyin'denim" dediği Hüseyin (a.s) katlediliyordu. Budanıyordu adeta bir ağaç gibi, son Resulün ashabının gözleri önünde. Bu zulme bu katliama bu haksızlığa seyirci kalanlar, öfkenin esaretinde nesilden nesile taşıdılar, şeytanın kundağındaki kıskançlığı , bugün öfkenin çocukları İslamın evlatlarını Kerbela'da katlettikleri gibi, sebepleri yalnızca kıskançlık, tamahkarlık son Nebinin evlatlarını katlediyorlar.  Hem de kendilerini  Yezit gibi İslamın taraftarı olduğunu söyleyerek. Bugünün dünya perestleri bu şiddetin öfkesinde onların yanında sessizce keselerindeki altınları kütükler haline dönüşmesini bekleyerek. İslamın şeytani yorumu Yezitleri ürettiği gibi, ses çıkarmayanlar, bu şiddeti kontrolsüz hale getirenler, bugün İslamın  evlatlarını katlederken Müslim bin Akil'e biat edipte 5 gün sonra bizim bağlarımızı vali elimizden alacak, korkusuyla terk edenler, ellerindeki dolar, avro hesap cüzdanlarının kaybedilme korkusunu öfkeye dönüştürüp, şiddetle İslam toplumlarının üzerine yöneltiler. Halbu ki onlar bu öfkelerini kontrol altına alıp zalimlere Yezitlere, IŞİDlere, El Kaidelere, Amerika'ya, İngiltere'ye, Siyonist İsrail'e yöneltmeleri gerekmez miydi? Öfkemizi küffara yöneltemez isek, şiddete dönüşmüş şeytanın askerleri oluveririzde  meleğin sura üflemesiyle uyanırız.
 
Öfke içimizde onu kontrol edemez isek şeytanın öfkesiyle büyüyüp, şiddetinde kullanılan ordular oluruz.
 
 
 
 
 
 
Öne Çıkan Haberler