Nijerya'da İslami Direniş Hareketi

Hazım Koral

1045 kere okundu
29 Aralık 2015 Salı
215973_140028932731896_1451794_n.jpg

Nijerya, Batı Afrika’da, Gine Körfezi kıyısında, Benin ile Kamarun arasında yer alan bir ülkedir. Başkenti Abuja, en büyük şehri Lagos’tur. Nüfusunun yarıdan fazlası Müslümandır. Bu ülkeye İslâmiyet 14. yüzyılda girdiği rivayet edilmektedir. Tarihî kaynaklarda geçtiği üzere, Nijerya’ya ilk olarak 15. yüzyılda Avrupa sömürgeciliğini getirenler, Portekiz ve İngiliz esir tüccarı denizciler olmuştur. Avrupalılar Nijeryayı başlıca köle ticaret merkezi olarak kullanmışlar ve bu ülkede ilk defa Atlantik esir ticaretini başlamışlardır. 350 yıl kadar süren köle ticareti ile 20 milyona yakın Nijeryalı’nın esir olarak satıldığı tahmin edilmektedir.

İngiltere, 19. yüzyıl başlarından itibaren, Nijerya’nın içişlerine karışmaya başlamış ve ilk olarak Lagos, 1861 yılında bir İngiliz kolonisi haline gelmiştir. Nijerya toprakları, kıyıdan itibaren kuzey sınırı Nijer’e kadar, ormanlarla kaplıdır. Dünyanın en uzun nehirlerinden biri de  Nijer Nehri’dir. Nijer’den doğan Nijer Nehri, 4180 km uzunluğunda olup, ülkenin hayat kaynağıdır. Nijerya topraklarının büyük bir kısmı yüksek demir ve alüminyum konsantrasyonu ihtiva eder. Dünyanın nüfus bakımından dokuzuncu ülkesi olan Nijerya, yaklaşık 140.000.000 nüfusuyla Afrika’nın en kalabalık ülkesidir. Ayrıca nüfus artışının en yüksek olduğu ülkelerden biridir.

Bugün için Nijerya, Afrika ülkelerine nazaran refah seviyesi yüksek olan bir ülkedir. Mevcut petrol yataklarından elde edilen gelirler, ülkedeki iç karışıklıkları önlediği gibi ülke insanlarına geniş iş imkânları sağlamıştır. Halkın büyük bir bölümünü yerli kabileler teşkil eder. Ayrıca bu ülkede Avrupalı beyazlar da mevcuttur. Nüfus, birbirinden birçok açıdan farklı, yüzlerce çeşit etnik gruplardan teşekkül eder. Bunların en güçlü ve geniş olanı ve siyasette belirleyici olan Housa-Fulani kabileleridir. Ülke idaresinde ve hayat tarzlarında, İslam kaidelerine bağlı kalırlar. Ülkede, genellikle Avrupalı olan bir miktar Hıristiyan vardır. Bazı kabileler ise hâlâ putperesttir.

Müslüman Nijeryalıların kültür düzeyleri oldukça yüksektir. Ülke genelinde okuma-yazma oranı % 66 dolayındadır. Nijerya’da toplam 13 üniversite mevcuttur. Nijerya’da, yüzlerce çeşit kabile gruplarının, yine yüzlerce çeşit dili vardır. Bugün için Afro-Asyatik ve Nijer-Kongo ailelerinden gelme 300’den fazla yerli dil tespit edilmiştir. Ülke, uzun yıllar İngiltere zulmü ve sömürgesi altında kaldığı için, resmi daireler ve okullarda İngilizce kullanılmış ve ülkenin resmi dili haline gelmiştir. Bundan başka Arapça da konuşulmaktadır. Yerli dillerinin en yaygın ve sosyal hayatta tesirli olanları Hausa,Yoruba ve İbo dilleridir.

Nijerya’da mevcut diğer dinler arasında Protestanlık da oldukça yaygındır. Paganistlerin haricinde Nijerya’da çok az sayıda Yahudi yaşamaktadır. Nijeryalı Müslümanların geneli Malikî ve Hanefî mezhebine mensuptur. Mildî 1979’da İran coğrafyasında vuku bulan İslâm Devrimi’nden sonra Müslüman halklarda yerel ve uluslararası istikbara karşı anti emperyalist bir bilinç yükselmeye başlamıştı. Özellikle Nijerya uzun yıllar Batılı emperyal ülkelerin kolonisi olması hasebiyle başta İngiltere ve ABD’ye karşı Müslümanlarda bir husumet belirtisi baş göstermişti. Üniversitelerdeki Müslüman gençlerin İran’daki inkîlap liderlerinin tercüme eserlerini büyük bir iştiyakla okuyup tetkik etmeleri devrimci bilinci de beraberinde getirmekteydi.

Bazı gençlerde ise mezhebi anlamda Ehl-i Beyt kültürüne yöneliş de söz konusuydu. İslâmî Direniş Hareketi’nin Lideri Şeyh İbrahim Zakzakî’de bu temayülde olanlardan biri idi. Ancak bu şahsiyet faaliyetleri esnasında asla bir mezhep taassubunda bulunmadan müntesiplerini (bütün bir ümmetin ortak maslahatını gözeterek) tevhidî değerler etrafında bilinçlendirmeye çalışıyordu. Vazu nasihatleri kullandığı dil ve üslup ümmet bilinci ve İslâm kardeşliği çerçevesinde idi. Bir taraftan Müslüman gençlerin emperyal ülkelere karşı bilinçli birer devrimci yetişmeleri için çaba harcarken, diğer taraftan da gençlerin dikkatini kişilik gelişimi ve ahlâkî değerlere çekmekle meşguldü.

Şeyh İbrahim özellikle ve büyük bir hassasiyet içerisinde Filistin davasına ilgi duymaktaydı. Vaazlarında da merhum İmâm Humeynî’nin söylemlerinden örnekler vererek işgalci İsrail’in İslâm coğrafyasının bağrına saplanmış bir hançer olduğundan söz edip, o hançerin oradan mutlaka sökülüp atılması gerektiğini ısrarla vurgulamaktaydı. Kendisi bizzat Uluslararası Filistin Konferanslarına katılır ve orada da ateşli konuşmalar yapardı. Ta ki medresesi ve kaldığı ev rejim güçlerince baskına uğrayıp bin, bin beş yüz dolayında müntesibinin şehid edildiği ve kendisinin yaralı olarak ele geçirilip tutuklandığı güne kadar.

Nijerya askerî ihtilâllerin en çok yaşandığı ülkelerden biridir. Mevcut rejim Batılı emperyal ülkelerle sıkı işbirliği hâlindedir. Ayrıca Siyonist İsrail ile arası iyidir. Boko Haram gibi tekfirci grupların faaliyetlerine ise adeta göz yummaktadır. Böylesi bir siyasî atmosferde elbette ki, tevhidi değerler ekseninde devrimci bir mücadelenin içerisinde olmak ve anti emperyalist söylemleri yüksek bir dil ile ifade etmek her yiğidin harcı olmasa gerek. Büyük âlim Şeyh İbrahim Zakzakî’nin de yaptığı bundan ibaretti.

Bir yıl kadar önce yine böylesine menfur bir saldırıya maruz kalan İslâmi Direniş Hareketi’nin merkezi kan gölüne dönüşmüş ve yüzlerce Müslüman genç şehid edilmişti. Şehid edilenlerin arsında Şeyh İbrahim Zakzakî’nin üç oğlu da vardı. Bir başka saldırıya maruz kaldıklarında iki oğlu daha şehid edilmişti. En son saldırıda da bir oğlunun şehid olduğu bildirilmekte. Şiddet yanlısı olmayan bir İslâmî hareketin böylesine menfur baskılara maruz kalması anlaşılır gibi değil. Ancak bu katliamları gerçekleştiren rejim despotlarının beyanatlarına baktığımızda maksadı da görebiliyoruz. En öne çıkan beyanatları şu: “Nijerya’nın İran olmasını asla müsaade etmeyiz.”

Empeyal güçlere göbekbağı olan ülkelerin en büyük derdi tahakküm ettikleri halklarının İslâm Devrimi’nin etkisinde kalmalarına ilişkindir. Bunu biz Türkiyeli Müslümanlar olarak 12 Eylül’de, 28 Şubat’ta ve 27 Nisan’da gördük. Anti emperyalist bir söylemi dile getirdiğinizde statikocu egemen güçlerden tepki almanız kaçınılmazdır. Dünyanın neresine giderseniz gidin bu böyledir. Nijerya’daki İslâmî Direniş Hareketi egemen güçlerin dikkatinden kaçmamıştı. Özellikle Şeyh İbrahim Zakzakî’nin liderliğinde her Ramazan ayının son cuması tertiplenen Kudüs Günü etkinliği Siyonistlere uşaklık eden rejim güçlerinin dikkat ve tepkisini çekmişti.

Bu tür etkinliklerinden dolayı Şeyh İbrahim Zakzakî’nin ilim havzası defalarca baskına ve şiddete uğramıştı. Hemen hemen her baskın, ya tutuklamalarla veya katliamlarla sonuçlanmıştı. Ancak şunu da itiraf etmek gerkir ki bu baskı, tutuklama ve katliamlar İslâmî Direniş Hareketi’ni asla yolundan alıkoyamadı ve bilakis daha da azimlendirdi. Zakzakî ve arkadaşları eğitim, irşad ve tebliğ faaliyetlerine devam ederken, öte yandan da halkın iktisadi problemlerine de eğilmekteydi. Zekat ve infak fonu ile sosyal yardımlaşma ağını öylesine geliştirmişlerdi ki, bütün ihtiyaç sahiplerinin kapısı olmuşlardı adeta. Bu vesile ile “müellefe-i kulûb” kapsamında gayr-i Müslimlerden de kendilerine katılıp Müslüman olanlar vardı.

Söz konusu müspet faaliyetlerinden dolayı Nijerya’daki İslâmî Direniş Hareketi’ni Lübnan Hizbullahı’na benzetmektedirler. Şeyh İbrahim Zakzakî için ise Nijerya’nın Hasan Nasrullah’ı diye tanımlamaktadırlar. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi, özellikle Sayın Zakzakî hemen hemen bütün konuşmalarında mutlaka Filistin davasına deyinip, işgalci Siyonist İsrail’i telin etmekteydi. Müslüman halkların mutlaka güç birliğine gidip işgalci Siyonistlerin Filistin topraklarından kovulması gerektiğini vurgulardı. İşte Siyonist güdümlü rejim de bu söylem ve demeçlerden son derece rahatsız olmaktaydı. Sonra ver gelsin baskınlar ve zulümler!

Şu bir gerçek ki, söz konusu zulüm ve baskılar bizzat Siyonist İsrail’in emir ve talimatlarıyla yapılmaktadır. Biz bunu çok açık bir şekilde 28 Şubat’ta ve 27 Nisan’da gördük. 28 Şubat post modern darbesinden üç gün önce bu işi gerçekleştiren omuzu demirliler Tel Aviv’de toplantı tertiplemişlerdi. Bu menfur toplantıda alınan kararlardan üç gün sonra 28 Şubat darbesini yapmışlardı. Bu darbeye, çok açık bir şekilde Ankara Sincan’daki Kudüs Günü etkinliği gerekçe gösterilmişti. Nijerya’daki baskınlarda da bunun aynısını görmekteyiz. 

Sonuç olarak ifade edecek olursak, işgalci Siyonistler boş durmuyor ve bir taraftan Filistin topraklarındaki işgallerini her Allah’ın günü genişletirken, diğer taraftan da ileride kendisine yönelik tehdit oluşturacak İslâmî hareketlere direkt veya indirekt operasyonlar yapmaktdır. Bu satırların sahibi olarak biz de vahyin dili ile diyoruz ki, “Mekerû ve mekarallah, vallâhu hayrul mâkirîn.” (Onlar bir tuzak kurdular, buna mukabil Allah’da bir tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.) (Âl-i İmrân:54)

Şu da bir gerçek ki, İslâm ve insanlık düşmanı olan Siyonistler ve onları yerel işbirlikçileri yaptıkları baskı, zulüm ve katliamlara rağmen asla muvaffak olamayacaklar. Ayette de belirtildiği üzere Yüce Rabbimiz onların tuzaklarını başlarına geçirecektir. Ve muhakkak ki, “Galip gelecek olan Allah’ın hizbidir.” (Mâide:56)

 

 

Öne Çıkan Haberler