Ehli Beyt’e davet, mezhepçilik değildir

Mizan Gümüş

829 kere okundu
11 Nisan 2016 Pazartesi
6739-742-7551-c6eb6ea5yazi.jpg
Mezhepçilik, ırkçılık,  milliyetçilik İslami düşünceye uymayan anlayışlardır.  Bir Müslüman, mezhepçilik, ırkçılık, milliyetçilik yaparak olaylara yaklaşımda bulunmaması gerekir. İslam, mezhepler ve ırklar üstü yaklaşımları ortaya koyar. Evrensel karakterli olan İslami bakışa göre, İslam ümmetinin maslahatının esas alınarak siyasal olayların değerlendirilmesini ister. Bir ülkenin, bir gurubun maslahatına göre yaklaşımlar yerine ümmetin maslahatı esas olmalıdır. 
 
İslam ümmeti canlı, pratik özelliklere sahip olduğu için, merkezinde İslama dayalı müşahhas İslami karakterdeki maslahat esas olabilir. İslam ümmetinin maslahatının pratikte belirlenmesi, ümmet içerisinde her ferdin, aydın ya da âlimin yapabileceği bir vazife değildir. İslam, ümmetin maslahatını tayinde her tür kargaşayı giderici tedbirler almıştır. Velayet sahibi, ümmetin maslahatının ve İslam düşmanlarına karşı verilecek mücadelenin belirleyicisidir. İslam, ümmetin velayet sahiplerini çoğaltarak ümmetin pratik sorunlarına pratik öneriler getirmez. Peygamber kendi döneminde karar verici olarak vahdetin oluşmasını sağlıyordu. İslamın tüm zamanlar için önerisi karar verici makamda, son kararı veren biri vardır ve olmalıdır. Şura, karar verici bir makam değildir.
 
Mezhepçilik, bir mezhebin görüşlerini, yorumlarını dinin görüşleri gibi ele alarak yaklaşımda bulunmaktır. Mezheplerin görüşleri beşer ürünü oldukları için doğru ve yanlışı içerisinde barındırırlar. Yani mezhebin görüşleri dinin görüşleriyle aynileştirilemez. Mezhepler zamanla, şartlarla, âlimlerin düzeyleriyle ilişkilidir ama İslam zamanlar üstüdür.
 
Bir kimsenin herhangi bir mezhebe uyması ve mezhebinin görüşlerini olduğu gibi kabul etmesi kendi yerinde, mezhepçilikte değildir ve sorun da değildir. Bir kimse mezhebinin hiçbir görüşünde vazgeçmeden de mezhepçilik yapmamış olabilir. Yeter ki başka görüş sahiplerini dışlamadan ve tekfir etmeden,  kardeşlik hukukunu gözeterek ilişkilerini sürdürebilsin. Mezheplere inananlar, mehebi görüşlerinden ödün vermeden de mezhepçi olmayabilirler.
 
 
Ehli Beyt’e davet etmek acaba mezhepçi bir yaklaşım mıdır?
 
Ehli Beyt’e inanmak ve  ve davet etmek mezhepçi bir yaklaşım değildir. Ehli Beyt’e davet, Kurani ve nebevi davettir. İslamın anlaşılması ve yaşanması için dayanılması gereken bir topluluk ve çizgi olması gerekiyor. Kuran ve sünnet Ehli Beyt’e tutunulmasını emretmiştir. Ehli Beyt’e davet dini bir davettir. Herhangi bir alim yada mezhep önderine davet gibi değildir. Hiçbir âlim ve müçtehide davet, dini davet konumunda değildir. Belki âlimlere uymaya davet, genel bir davettir.
 
Kuran ve peygamber, peygamberin vefatından sonrasıyla ilgilenmiştir. Bazılarının zannettiği gibi ümmeti kendi haline bırakılmamıştır. Nakil açısından, uyulması gerekenler belirtildiği gibi akıl açısından da, uyulması gerekenlerin belirtilmesi gerekmektedir.
 
Peygamberimizden sonra onun çizgisini bilgi ve yaşantı olarak sürdürenler ya var olmuştur ya da var olmamıştır. Peygamberimizin yolu ancak o yolu sürdürenler sayesinde geleceğe taşınabilmiştir. Aklen ve naklen bu yolu sürdürenler Ehli Beyt imamlarıdır. Tarihte bu dediğimize şahitlik yapmıştır. İmam Ali (as) konuşmaları ya da diğer imamların konuşmaları tamda bir yolun devamı anlamındadırlar.  İmamların hayatını ve sözlerini bilenler açısından bu konu gayet açıktır. Sorun imamların tanınmaması ve bilinmemesidir. Peygamberi, onun yolunu sürdürenler olmadan islamı doğru anlamak ve ondan hakkıyla yararlanmak mümkün değildir. Ehli Beyt imamları tam bütünlük halinde peygamberin takipçileri olmuşlardır. Temel bir konuyu ele alıp inceleyen bu konuda tatmin olur. Bir kimse temel bir konu olan tevhit konusunu Kuran, peygamber ve Ehli Beyt imamlarından gelen sözlerle ele alıp incelese nasıl da aynı hakikatin çelişkisiz mükemmel izah edildiğini görecektir.
 
İmamların siyasi hayatlarına bakıldığında nasıl da peygamberin devamı olduğu anlaşılmaktadır. Ehli Beyt imamları dini ve dinin içerisinde bir mesele olan siyasi konularda peygamberin devamı olduklarını ortaya koymuşlardır. Elbette ki bunun böyle olacağını peygamberde söylemiştir. Eğer bizler bugün değil de mesela İmam Hüseyin (as) zamanında olsaydık İslamla amel etme durumumuz olsaydı, ona uymamız gerekiyordu. Bu zamana gelmekle uyacaklarımız değişmedi. İlmin kapısından ilim almaya yanaşmamanın dini akli bir izahı olamaz. İlmin kapısı yerine herhangi bir şahsa uymayı farklı görmemek normal değildir. Ehli Beyt imamlarını öğrenmeye anlamaya çağrı mezhebi bir çağrı değil dini ve akli bir çağrıdır.  
 
Dünyada Müslümanların yüzyıllardır yaşadığı belki zamanımızda daha fazlasıyla yaşadığı sorunların temelinde Ehli Beyt’i anlamamak ve Ehli Beyt'e uymamak yatmaktadır. Ehli Beyt anlaşılsa, büyük şeytana uyulmaz ve bu sorunlarda yaşanmaz. Ehli Beyt’e inanan Müslümanların büyük şeytanın oyununa gelmemesi tesadüfen gelişen bir netice değildir.
 
 
Öne Çıkan Haberler