Emevi Ruhu İle ‘AkSaray’ı Meşrulaştırmak

Serdar DUMAN

1425 kere okundu
17 Mayıs 2016 Salı
1317-serdar_dumanhhhh.jpg

Lüks tüketim eğiliminin ivme kazandığı bir süreçten geçiyoruz. Giyim ve aksesuarı kapsayan sektör araştırmasında Türkiye’nin 2014 yılı lüks tüketim pazarı 5 milyar TL’ye ulaşmış durumda… Sektör ile ilgili uzmanların değerlendirmesi şöyle: “Kadınlar statü ve ekonomik güç sembolü olması nedeniyle lüks çanta ve ayakkabılara, lüks aksesuarlara yöneliyorlar. Erkeklerde de aynı nedenlerle lüks tüketime ilgi artarak devam ediyor.”

 İktidara yakınlığı ile bilinen Yeni Şafak gazetesi köşe yazarı Ayşe Böhürler de Müslüman kadınların moda tutkusundan, tesettür defilelerinden, tesettür giyime dönük moda dergilerinden şikâyet ederken şöyle söylüyor:

 “Bir zamanlar modaya ve külliyen tüketim toplumuna, konfor sahibi olma çabasına karşıydık. Robadan bol elbiselerle, büyük başörtüleri kullanmak muteber bir şeydi. Sadece örtünme biçimlerimiz değil, hayatlarımız da böyleydi. Evlere halı, koltuk, yatak örtüleri falan alınmazdı. Hz. Fatıma’nın çeyizi, Hz. Aişe’nin hayatı gibi konular gündemimizi daha çok meşgul ederdi. O yıllarda mütedeyyin kesim dini kimliğini korumanın yanı sıra tedirginlik ve kompleks taşımayan özgüvenli bir dini kimlik oluşturma mücadelesi içindeydi. Yaşantımız; dini kuralların yanı sıra içinde modernizm ve kapitalizm eleştirisini barındıran bir felsefeyi taşıyordu.

 Aradan çok zaman geçti. Artık din anlayışımız modernizm eleştirisi ya da kapitalizme karşı geliştirilen argümanlardan şekillenmiyor. Zengin Sahabiler imdadımıza yetişiveriyor. Küreselden bireysele sistem eleştirisine kapattık zihinlerimizi. Belki de geçmişteki anlayışımız doğru değildi. Belki de bunların arasında bir orta yol bulmamız gerekiyor.”

 Kamuoyunun yakından tanıdığı Cübbeli Ahmet Hoca Vahdet gazetesindeki köşesinde yeni cumhurbaşkanlığı köşkü “AkSaray” için şu değerlendirmeyi yapıyor: “Ebu Zer örneğine karşılık ben de Hz. Ömer örneğini vereyim. Hz. Ömer’in sarayı yoktu. Ancak Şam valisi Muaviye’yi teftişe gitti. Şam’a girip Muaviye’yi gördüğünde ‘Bu Arap’ın Kisrası olmuş’ dedi. Muaviye’yi yaşadığı debdebe ile ilgili sorgulayınca, Muaviye ‘Biz düşman casuslarının çokça bulunduğu bir memleketteyiz. Devletin gücünü gösterip onları korkutmamız gerekiyor, bana böyle yapmamamı emredersen vazgeçerim’ dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer ‘Sana bir şey emretmiyorum, aynı zamanda seni böyle yapmaktan nehyetmiyorum’ diye cevap verdi.”

 Türkiye İslamcıları 1970’li yılların başından itibaren ivme kazanan mücadelelerinde 1990’lı yıllara kadar mütevazi yaşamı şiar edinmişler ve bu yolda da Peygamberimiz (sav) ve seçkin ashabını örnek göstermişlerdir. Söz konusu süreçte Müslümanlar eşyayı dinin ruhunu bozmasına müsaade etmeyen bir anlayışla ele almışlar ve bu anlayışa tekabül eden duruşlarını da “mütevazi yaşam” olarak tanımlamışlardır. Diğer bir deyişle eşyanın nesnel pozisyonunun öznel pozisyona dönüşmesini kabul etmeyen hayat tarzının adıdır mütevazi yaşam…

 Günümüzde ise mütevazi yaşam nostaljik bir özleme dönüştürülürken, kapitalist yaşam biçiminin dürtüleri, hazları Müslümanların hayatlarına hızla hakim olmaktadır. Bu olumsuz değişimin nedenleri nelerdir?

 Öncelikle zihinsel bir dönüşüm yaşanmakta olduğunu tespit etmek zorundayız. Müslümanlar Asr-ı Saadet Ruhu’nun yerine Emevi Ruhu’nu ikame etmeye başladıklarının farkında bile değiller… Eşyaya bakış açımız Emevi döneminin hastalıklı zihin dünyasını hatırlatıyor.

 Yukarıda alıntı yaptığımız Ayşe Böhürler, Cübbeli Ahmet Hoca yaklaşımları tam da bu dönüşümün izlerini taşıyor. Topluma rol-modellik yapan siyaset/ilim/sanat/spor/medya dünyasının ileri gelenleri ya bu zihinsel dönüşüme öncülük ediyorlar ya da bu dönüşüme ses çıkarmayarak dönüşümün önünü açıyorlar.

 Ebu Zer kadar Muaviye de bizim için örnektir diyen zihniyetin yansımalarını çokça görüyoruz. Bu zihniyet adeta toplumu Emevi ruhuna yani hevayı önceleyen, lükse meraklı, dünyevi statüyü birincil dert edinen bir anlayışa davet ediyor. Muaviye’nin saray anlayışı üzerinden AkSaray meşrulaştırılıyor. Sayın hocamızın Asr-ı Saadet ile ilişkisi kopmuş, Kur’an ile ilişkisi kopmuş, ama farkında değil… O iktidara yaranmak adına topluma verdiği mesajın ne denli hastalıklı olduğunu umursamıyor. Kendi yaşantısıyla ilgili medyada çıkan haberleri adeta doğrulama çabası içerisinde… Zahid olarak yaşama biçimi şeklinde tanımlanabilecek tasavvufun öncüsü olma iddiasının trajikomik iflası…

 Diğer taraftan günümüzdeki lükse, statüye, markaya, stile olan ilgiyi eleştiren kadın yazarımız bir yandan da geçmişteki mütevazi yaşam tercihlerini aşırı olarak değerlendiriyor. Orta bir yol bulmalıyız havasında… Yaşam tarzındaki değişiklikler onun mütevazi yaşam biçimini doğru tez olarak teyidini engelliyor. Diğer bir deyişle mevcut yaşam biçimi bu dinin ruhu/felsefesi ile ilgili bilgi ve bilincini de tashih etmesi gerektiğini ona fısıldıyor. Dünyaya dair zaafları mütevazi yaşamı kaldırmayacak seviyeye geldiğinin işaretlerini veriyor. Dolayısıyla bu çelişkisini giderilmesi gereken bir zafiyet olarak telakki edeceğine, doğru olanı aşırı diye nitelendirerek işin içinden çıkmaya çalışıyor.

 Topluma öncülük yapan, toplum tarafından rol-model olarak kabul edilen Müslümanların sorumluluklarını gözden geçirme zamanı geldi geçiyor. Müslümanları küresel sisteme entegre etmeyi amaçlayan modernleştirme sürecinin bir parçası mı olacaklar ya da Müslümanları Asrı-Saadet ruhuna davet ederek doğru bir kimlik inşası için ellerini taşın altına mı sokacaklar? Dünya ile ilişkilerindeki zaafları meşrulaştırmanın vebalini asla ödeyemezler.

 Müslümanların, kan ve gözyaşı denizine dönmüş dünyamıza yeni bir ufuk olabilmesinin yolu kapitalist değerlere, kapitalist yaşama, Emevi ruhuna entegre olmak değildir. Zulmün karanlığına gömülmüş bu dünyaya yeni bir ses, yeni bir umut olmanın yolu Asr-ı Saadet ruhunu hâkim kılmak, Ebu Zer gibi dünyaya bakabilmek, mütevazi yaşam biçimini şiar edinmektir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları
Öne Çıkan Haberler