Gülen’in inanç dünyasını anlayıp mahkûm edememek

Mizan Gümüş

820 kere okundu
17 Ağustos 2016 Çarşamba
6739-742-7551-c6eb6ea5yazi.jpg

Bir hareketin, yapıp ettiklerini doğru anlayabilmek için o hareketin düşünce ve inanç yapısının çok iyi anlaşılması gerekiyor. Dini bir cemaate önderlik yapan bir insanın inanç yapısı anlaşılmadan sağlıklı değerlendirmeler yapmak mümkün değildir. Eylemlerle inanç yapılarının alakasının olmadığını düşünemeyiz.

Büyük Şeytan Amerika, bazı dini grupları kullanmak için çalıştığında ilk önce o topluluğun inanç yapısını ve düşünce tarzını ciddi bir şekilde inceleyerek işe başlar. Eğer; o inanç yapısı, kendi hedeflerine ulaşmaya hizmet edecek karakterdeyse onunla ilişkiler kurar. Mesela, büyük şeytan tekfircilik inancını üretemez ama tekfircilik düşüncesinden yararlanarak Müslümanlara zarar verdirebilir. Müslümanlara zarar veren inanç ve düşüncelerin yanlış da olsa dini bir yapısının olması ve gelenek içerisinde temellerinin oluşmuş olması gerekiyor. Tekfircilik; kökleri çok derinlerde olan ve asırlarca kendini ifade etmiş bir anlayıştır.

Fetullah Gülen’i doğru tanımak için onun inanç dünyasına inebilmek gerekiyor. İnançlarıyla amelleri arasındaki bağ anlaşılmadan birçok mesele açıklanamaz. Onun inanç yapısının oluşmasında Said Nursi’nin kitaplarının çok özel bir yeri vardır. Said Nursi’yi devre dışı tutarak, Gülen’in doğru bir şekilde anlaşılması mümkün değildir.

Gülen’in dini anlayışı daha çok batini bir karakter taşır.

Gülen’in inanç dünyasında onu azgınlaştıran, ona her yolu meşru gösteren anlayışını birkaç maddede izah edebiliriz:

1-    Kuran’da, Sünnet’te ve İslam kültüründe yüce makam ve manevi içerikli ne kadar hakikat varsa kendisiyle ilişkili ele almaktadır. Mehdi, ilimde derinleşen, ilim verilen, kitabın bilgisine sahip olan, zamanın imamı, müminlerin mevlası, kutbul aktab, insanı kâmil, müceddid vb. gibi yüce kavramların müşahhas karşılığı olarak kendini görmektedir. Ona göre bu kavramların karşılığı olmalıdır. Nurcuların Said Nursi’nin kendi döneminde bu kavramların karşılığı olduğunda ihtilafı yoktur. Gülen, Said Nursi’den sonrası için Nurculuk içerisinde kendisinden daha layığının olmadığına kendisi ve taraftarları inanmaktadır. Kendisini bu kavramlarda ifade edilen yüce kişilik olarak düşünen bir insanın tutumunu ortaya koymaktadır. Ona göre kendisi ilahi bir görevlendirme içerisindedir. Zamanın imamı olduğu için herkes onu tanımalı ve ona uymalıdır. Buna kendisi ve taraftarları inanmaktadır. Bu görevlendirmeyi kendileri yapmalarına rağmen, bunun ilahi bir tayin olduğunu düşünmekteler. Temel anlayışları, bu kavramların karşılıksız olmadığı hakikatidir. O hakikati, kendi batıl yorumlarına kurban etmektedirler.

Gülen’in bu kabullerini eleştiren ve mahkûm edenlerin çoğu da maalesef bu kavramların karşılığının olmadığına inanmaktadırlar. Böylece tartışma iki batıl anlayış arasında olmaktadır. Buradan İslam ve Müslümanların hayrına bir şey çıkmaz. İki taraf da cehalet ve kötü niyet kurbanıdır. Sadece birbirlerinin batıl anlayışlarına yüklenebilirler. İki taraf da Kuran’a, Sünnet’e ve akla dayalı doğru bir inancı ortaya koyamıyor. Şii Müslümanların dışında kalanların bu konuları izahı çok zordur. Çünkü Şii Müslümanların inancında bu kavramların hak karşılıkları olduğu için bu konuda Gülen benzeri batıl temsilcileri ortaya koyabilirler. Bundan dolayı; Şii Müslümanlar, Gülen konusunda hiç yanılmadılar.

2-    Fetullah Gülen, kendini her zaman Hakk’ın merkezinde ya da Hakk’ın kendisi olarak görmüştür. O nereye dönse, Hakk’ın da oraya döndüğünü kabul ediyor. Doğru olan onun yaptığıdır.  O neyi maslahat görüyorsa, o aynı zamanda ümmetin maslahatıdır. Onun ümmet anlayışı milliyetçi ve cemaatçi bir şekle sahiptir. Bundan dolayı cemaatin yararı için başka Müslümanlara zarar vermede mahzur görmüyor. Kendi yumurtasını pişirmek için ümmetin evini yakmaya inanç ve anlayışı müsait olduğu için Amerika’ya uşaklık yapmada mahzur görmemektedir. Bundan dolayı Amerika da onu seçmiş oluyor. Taraftarları açısından da hak olan, Fetullah’ın olduğu yerdir. Fetullah’ın hakkı temsil etiğine inandıkları için artık Kuran’ı, Sünnet’i ve aklı ölçü edinmeleri mümkün değildir. Hiçbir Fetullahçı ölçülerden hareketle bir değerlendirme yapmamıştır ve yapamaz. Bu topluluk için Kuran, Sünnet, akıl hiçbir yol göstericiliğe sahip değildir. Ölçü olarak dinin ortaya koyduğu değerlerin yerini; Fetullah’ın şahsi zanları, rüyaları ve hayalleri almıştır.

Fetulah Gülen merkezde kendini ve hareketini gördüğü için mesela Filistin meselesi onun için hiçbir anlam ifade etmiyor. Aynı durum Said Nursi için de geçerlidir. İsrail’in devlet olarak ilan edildiği bir dönemde yaşamasına karşın bu konuyla ilgilenmemiştir. Çünkü o da kendini merkezde görüyordu. Gülen, İsrail’le iyi ilişkide olmayı şahsı ve hareketi adına yararlı gördüğü için İsrail adına her şeyi yapmayı değerlerine aykırı bulmuyor.

3-    Gülen’in dini anlayışı, batini izahlara dayalı bir anlayıştır. Belirli fıkha bağlı kalma gereği duymayan bir yapıdadır. Bundan dolayı fıkha uygun olmayan birçok uygulamayı,  gerektiğinde uygun görebilmektedir. İç dünyasında olaylarla ilgili geliştirdiği manevi yorumları esas almaktadır. İçine doğan bir düşünce ya da bir rüya yol gösterici olmaktadır. Rüya görülmese bile görmüş gibi anlatmanın da bir mahzuru yoktur.

4-    Gülen hareketi,  dini bir harekettir.  Her vesileyle yaptıklarını İslam’la izah etme çabası içerisindedir. Bazıları Gülen’in işlediği cinayetlerden dolayı onun hareketinin dini bir hareket olmadığı söylüyorlar. Sanki dini bir hareket olması bu derece yanlış yapmasına engel olurmuş gibi bir düşünce var. Bu yanlış değerlendirmeler yapmanın temel nedeni, İslam’ın tarih felsefesini bilmemektir. Tarihi okuyamayanlar bu zamandaki olayları da bir yerlere oturtmakta zorluk çekiyorlar. Hz. Ali’ye karşı gelenler de netice itibariyle İslami kimlikli kimselerdi. Hz. Ali’ye karşı gelmeyi içtihatla izah edenler başkalarına karşı gelmeyi dinin dışında görmeleri de tutarsızlığın tutarsızlığı gibi bir durumdur.

Hâlbuki şunu ortaya koyabiliriz: Hak olmayan ama İslam’a dayalı oluşturulan çok sayıda hareket oluşabilir ve oluşmuştur. Bir hareketin hak olmaması, İslami verilere dayalı oluşturulmaması anlamında değildir. Nice İslam adına ortaya konmuş hareket vardır ki İslam ve Müslümanların baş belası olmuştur. Buna en iyi örneklerden biri, Gülen hareketidir.

5-    Gülen hareketi; olumlu düşünce ve isteklerinden daha çok, düşmanlıklarına göre yönlenen bir harekettir. Bu hareketin bu düzeyde etkin olmasının sebebi, bunlarda bulunan İslam inkılâbı ve Şia düşmanlığıdır. Dünyadaki okullarının varlığı da bu düşmanlık sayesindedir. Çoğu kez şahıs ve hareketlerin tahrik kaynağı, düşmanlık duygusudur. Bu hareketin egemen duygusu, düşmanlıktır. Bu düşmanlıkla dünyanın her tarafında okullar açtılar. Eğer İslam inkılâbı ve Şia düşmanlığı olmasaydı, okullar da olmazdı. Onun bu İslam ve insanlık dışı tutumu çok aşikâr olmasına rağmen yazık ki bu düşmanca tutum onu bugünler mahkûm edenlerin dikkatini hiç çekmemiştir. Onu şimdilerde eleştirenler, Şii Müslümanlara kiniyle kıvranan bu şahsı, hoşgörü öğretmeni olarak ifade ettiler.

6-    Akletmeyi öldüren ve bu sayede başarıya yürümeye çalışan bir harekettir. Akletmeyi nasıl ortadan kaldırıp, aklı yalnızca verilen görevleri yapmaya yönlendireceğini çok iyi başarmış bir anlayıştır. Bu örgütün mensubu hiçbir fert akletmediği gibi aynı zamanda müstakil bir şahsiyet sahibi de değillerdir. Gülen, akledenlerle beraber hareket etmeyi hiçbir zaman düşünmemiştir. Aklı kullananları etkileyecek hiçbir ilmi cazibeye sahip olmadığı için, inanan ve teslim olan kişilikler oluşturmuştur. İnsani ve İslami değerlere tutunmadan bu kadar toplulukları sürükleyebilmek için bu toplulukların sorgulayıcı olmaması gerekiyor. Bu çapta büyük toplulukları etrafında toplaması ve birlikte hareket etmelerini sağlaması, kendisine tabi olanların akletmemesi sayesinde olmuştur.

7-    Aşırı siyasallaşmış bir yapıdır. Dini sohbetlerin çoğu siyasal hedef ve gayelere yöneliktir. Gülen; o kadar siyasi bir kişiliktir ki Allah, Peygamber, Kuran ve özellikle sahabe derken aklından bu dediklerini geçirmez. Onun tek hedefi, bunları diyerek nasıl siyasi hedeflerime yaklaşabilirim düşüncesidir. Aslında sahabe onu hiç ilgilendirmemektedir. O, sahabeden kendi dini ve siyasi hesapları için yararlanmaktadır.

8-    Gülen; konuşmalarında, kitaplarında hareket olarak İslami inanç ve düşünceyle asla bağdaşmayan söz ve uygulamaların sahibi olmasına karşın, ülkemizin âlim ve aydınlarından fazlasıyla takdir görmeyi başarmış bir kimsedir. Bu çok büyük bir şeytani başarıdır. Bu şeytani başarıda onu takdir eden âlim ve aydınların çok büyük payı vardır. Onu övenler, onun kötülüklerine katkı sağlamıştır. Takdir edenlerinde batıl düşünceleri de ayrıca tahlil edilmelidir. Bu kadar batıllığın bariz olduğu konuda yanılanların güvenilir hiçbir tarafları olamaz. Onları yanıltan, onların değer yargıları ve bakış açılarıdır. Bu değer ve bakış açıları var oldukça yanılmaların arkası gelmeyecektir.

9-    Şahsa endeksli bir harekettir. Böyle bir hareket olduğu için Gülen sonrasında bitiş sürecine girecektir. Yıllarca yapılan tüm yorum ve açıklamalarla kendini ön planda tuttuğu için kendinden sonrası yoktur. Onun ölümü, aynı zamanda hareketinin de ölümüdür.

Öne Çıkan Haberler