ABD’nin Hizbullah hesabı neden tutmadı?

Fehim Taştekin

183 kere okundu
4 Şubat 2019 Pazartesi
fehimtastekinn_200x200.jpg
Bazı ülkeler vardır; uluslararası müdahaleciliğin ve rekabetin dört taraftan dürttüğü. Lübnan gibi. Mezhepsel güç dağılımıyla ayakta tutulan ama iki yakası bir araya gelemeyen. Ülke sevgisini ve toprağa bağlılığını derinden muhafaza eden ama o bağlarla ortak akıl üretemeyen. 15 yıl süren iç savaşın bıraktığı düşmanlıkların esiri haline gelen. Her şeye hükmeden mezhepçi-dinci kavgalardan sıyrılamayan. İçerdeki kavgasını herhangi bir dış bloka yaslanarak sürdüren siyaset baronlarından kurtulamayan.
 
Buralarda hükümet kurmak büyük başarı. Dağılmalarına sebep de yolsuzlukları, kayırmacılıkları, ekonomiyi kurtlar sofrasına bırakmaları, elektrik, su ve çöp gibi hayati sorunları çözmemeleri, bu çözümsüzlüğü de siyasi-ekonomik ranta çevirmeleri değil. Kurduran güç dengesi, aynı zamanda bozan faktör.
 
Lübnan’da 6 Mayıs seçimden sonra başbakanlık görevini yeniden üstlenen Saad el Hariri nihayet 31 Ocak’ta hükümeti kurabildi. Rakip partiler arasındaki bakanlık bölüşümü kördüğüme yol açmıştı. Bu basit bir bölüşüm kavgası değil.
 
İşin bir tarafında herhangi bir blokun 30 üyeli kabinede 10’dan fazla bakanlık elde ederek kararları veto ve hükümeti dağıtma gücüne kavuşmasını engelleme çabası var. 2011’de Hariri Amerikan planlarına fazla yattığında Hizbullah hükümetin fişini çekmişti. İkinci oyalayıcı faktör Amerikan dayatmaları. Malum Trump yönetiminin en önemli önceliği İran’ın bölgesel nüfuzunu kesmek ve bu bağlamda en mühim mesele de Hizbullah’ın askeri ve siyaseten çökertilmesi. Bu seferki hamle, bütçe payında dördüncü olan ve uluslararası kuruluşlarla bağlantılı bulunan Sağlık Bakanlığı’nın Hizbullah’a verilmesine karşı Amerikan vetosuydu. İran etkisinden yakınan ABD, Lübnan’da hükümet sürecini sabote edecek kadar ülke üzerinde kendini hak sahibi görüyor.
 
Hükümet kurma çabaları tökezleye tökezleye sürerken Trump yönetimi, Hizbullah’a destek sağlayan kişi, kurum ve devletleri hedefe koyan yeni bir yaptırım yasasını onaylamıştı. Yasa Beyrut’ta 241 Amerikan askerinin öldüğü ve ABD’yi Lübnan’dan çekilmek zorunda bırakan saldırının 35’inci yıldönümüne denk getirilmişti. ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı David Hale ve terörizmin finansmanıyla mücadeleden sorumlu Hazine Bakan Yardımcısı Marshall Billingslea da Hizbullah’ın yeni hükümetten dışlanması için Beyrut’ta epey mesai harcadı. Ama Şark’ul Evsat’a göre ABD, Hizbullah’ı engellemeye çalışmanın Lübnan’ı çöküşe götüren başka krizleri tetikleyeceğini görerek yutkuna yutkuna yersiz vetoyu kaldırdı. Yine de şu tembihleri eksik etmeden:
 
– Hizbullah’ın mal varlığı sıkı sıkıya denetlenmeli. Lübnan bankaları Hizbullah bağlantılı hesaplarla ilgili uyanık olmalı.
 
– Refik Hariri Havalimanı, Beyrut limanları ve Lübnan-Suriye sınırı Hizbulah’ın kaçakçılığına karşı teyakkuzda olmalı.
 
– Hizbullah’a bağlı sağlık kuruluşları Sağlık Bakanlığı’nın imkânlarından yararlanmamalı.
 
– Sağlık Bakanlığı İran’dan ilaç ithal etmemeli.
 
Amerikan yönetimi, Hizbullah’ın olduğu hükümeti içine sindirmek zorunda kalırken Lübnan’ın fişini çekecek adımlardan kaçınma yolunu seçti. Amerikan desteği kesilirse Lübnan tamamen Hizbullah’ın kontrolüne geçer korkusu etkili oldu. Bu korku Gelecek Hareketi’nin ana finansörü Suudi Arabistan için de geçerli. Eskiden bu tür perde arkası işler Suudilerden sorulurdu. Ama son iki yılda öyle batırdılar ki daha fazla ters tepecek müdahalelerden kaçınmak durumunda kaldılar. Haliyle Amerikalılar doğrudan meseleye el attı.
 
Bir diğer sorun Hizbullah’ın Gelecek Hareketi’ne muhalif altı Sünni vekilden birinin bakan yapılması ısrarıydı. Şii hareketin, Suud ekseninden bağımsız davranan Sünniler için koltuk ısrarı, karmaşık Lübnan siyasetinin inceliklerine ışık tutan bir detay. Hizbullah’ın mecliste oluşturduğu blokta Sünnilerin yanı sıra Hıristiyanlar da var. Mesele basitçe Şii’nin Sünniyle ya da Müslüman’ın Maruni’yle kavgası değil. Alt bileşenler arasında da ayrılıklar çok olmakla birlikte iktidar şekillenirken temelde iki ana eksen karşı karşıya geliyor; bir tarafta Suud-batı kanadının desteklediği güçler, diğer tarafta Suriye ve İran’ın dış aktör olduğu cephe.
 
***
 
Yani oyunlar Hizbullah ve müttefiklerini kırpma hedefine göre oynandı. Hatta İsrail’in Güney Lübnan’da Hizbullah tünellerini bulma adına başlattığı operasyon da Lübnan iç siyasetini etkilemeye yönelikti. Bazı yorumlara göre İsrail, Hizbullah’ın Cumhurbaşkanı Mişel Aun ve orduyla arasını açmayı umuyordu. Baskı mekanizmalarının hiçbiri istenilen sonucu vermedi.
 
Nihayetinde gruplar belli feragatlarla hükümeti oluşturdu. İçerdeki zorlayıcı faktör ise ekonomi. Bir süredir yolsuzluk ve siyasetteki kördüğüme karşı sokaklar ısınmıştı. Hükümet kuramamanın bedelinin herkes için ağır olduğu bir eşiğe gelindi. Dünya Bankası hükümet kurulmazsa Nisan 2018’de Paris’teki konferansta (CEDRE) vaat edilen 11 milyar dolarlık krediyi rafa kaldırmaktan söz ediyordu. Lübnan’da çark ancak borçla dönebilecek durumda. Borç miktarı 87 milyar doları geçiyor. Gayri safi milli hasılanın birbuçuk katı! İşsizlik yüzde 36 civarında.
 
Halkı bezdiren pazarlıkların ardından Hizbullah’ın Hıristiyan müttefiki Özgür Yurtsever Hareketi’nin lideri Cibran Basil Dışişleri Bakanlığı’na, Hizbullah’ın Şii müttefiki Emel hareketinden Ali Hasan Halil de Maliye Bakanlığı’na yeniden getirildi. Cibran Basil, Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın 2006’da bir kilisede ittifak için taahhütleştiği Mişel Aun’un damadı. Aun’un kurduğu Özgür Yurtsever Hareketi parlamentodaki en büyük blok olan Güçlü Lübnan’a öncülük ediyor. Kritik koltuklardan Savunma Bakanlığı’na Aun’un adamlarından İlyas Bu Saab getirildi.
 
Tartışmaların odağındaki Sağlık Bakanlığı da Hizbullah’ın önerdiği Dr. Cemil Cabak’a verildi. Cabak Hizbullah üyesi değil ama Lübnanlı bazı kaynaklara göre Nasrallah’ın özel doktoru. Hariri, dış ticaretten sorumlu devlet bakanlığı koltuğunun Hizbullah’ın önerdiği Sünni vekillerden Hasan Murad’a verilmesini kabul etti. Bu konuda taviz Aun’dan geldi. Cumhurbaşkanı kabineye 5 isim verme hakkına sahip. Aun, Hizbullah’ın talebini karşılamak için bir bakanlıktan vazgeçmiş oldu. Bunun karşılığında Murad parlamentodaki çalışmalarda Güçlü Lübnan’ın çıkarlarına sadık kalacak.
 
Oluşan tablo şöyle: Özgür Yurtsever Hareketi/Güçlü Lübnan Bloku/cumhurbaşkanlığı kotası 10 bakanlık, Gelecek Hareketi başbakanlığa ilaveten 4 bakanlık, Gelecek Hareketi ile birlikte 14 Mart İttifakı’nı oluşturan Semir Caca liderliğindeki Lübnan Güçleri başbakan yardımcılığı ve 3 bakanlık, Azm Hareketi bir bakanlık, Velid Canbolat liderliğindeki İlerici Sosyalist Parti 2 bakanlık, Hizbullah 3 bakanlık, Hizbullah’ın Şii müttefiki Meclis Başkanı Nebih Berri liderliğindeki Emel Hareketi 3 bakanlık, Süleyman Franciye liderliğindeki Marada, Taşnak partisi ve bağımsız Sünniler birer bakanlık aldı.
 
***
 
Görünüşte üç ana bloktan veto kartını elinde tutacak şekilde 11 bakanlığa erişen yok. Ancak belli kritik konularda Nasrallah-Aun anlaşması hâlâ işlerliğini koruduğu için güç dengesi Hizbullah’tan yana. Son seçimde siyasetteki gücünü biraz daha tahkim etmiş olan Hizbullah yeni dönemde Aun ve Berri ile uyumu bozmadığı sürece hükümette istemediği kararları bloke edebilir.
 
Suud’un adamı olduğunu 2017’de Riyad’daki alıkonulma hadisesiyle iyice açığa vuran Hariri seçimlerde Sünnilere tahsis edilen 27 koltuktan sadece 17’sini kazanmıştı. Yeni durum Hariri’nin İran’ın nüfuzunu kesme adına önüne gelen herhangi bir dosyayı takip etmesini zorlaştırıyor. Bunu gördüğü için Hariri patronlarının öfkesini çekmeden gizlice Şam’la köprüleri kurmanın ve yeni bir denge oluşturmanın yollarını arıyor. Bu tablo, Irak’taki hükümet oluşumundan sonra ABD’nin İran’ın nüfuzunu kesme stratejisinde yeni bir başarısızlık halkası.
 
Hükümetin kurulmasını Lübnanlılar havai fişekler eşliğinde kutladı. Kutlamalar bir yana insanlarda öylesine bir bezginlik ve umutsuzluk oluşmuş ki kimse yeni hükümetten mucize de beklemiyor. Noktayı, Beyrut’tan bir araştırmacı-gazeteci dostumun kendi ümitsizliğiyle koymuş olayım:
 
“İyimser değilim. Bütün partiler kendileri için bir şey koparmanın derdinde. Yine hepsinin payına bir şeyler düştü. Bu sistem bana geleceğim için ümit vermiyor. Ciddi ciddi ailemi alıp ülkeden gitmeyi düşünüyorum. Bütün istediğim biraz temiz hava solumak, temiz su içmek ve daha iyi sağlık hizmeti almak.”
Öne Çıkan Haberler