Irak’ın Amerikan sancısı depreşirken…

Fehim Taştekin

128 kere okundu
6 Şubat 2019 Çarşamba
fehimtastekinn_200x200.jpg
Irak siyaseti bir işgalin mirası olarak kurumların çöküşü, Irak-İslam Devleti (IİD), devamında Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) ve mezhep belasına duçar olduğundan ‘egemenlik’ haklarına dört elle sarılacak mecalde değildi.
 
2008’de “Irak’a demokrasi getirdik” safsatasını satmak için Bağdat’a giden dönemin ABD Başkanı George W. Bush’un suratına, gazeteci Muntezir el Zeydi tarafından fırlatılan pabucun siyasal alanda karşılık bulması hayli zaman aldı. Nihayet Irak siyasetinin farklı yelpazeleri, ABD’ye kapıyı gösteren çıkışlar yapmaya başladı.
 
IŞİD’in saha hakimiyeti biterken ABD’nin Orta Doğu’da operasyonel kalmasının güncel gerekçesi İran tehdidi.
 
Başkan Donald Trump Suriye’den çekileceklerini ilan ettiğinden beri Irak’taki Amerikan askeri varlığının rolü öne çıkarılıyor. Trump bir tarafta İsrail lobisi ve Körfez’deki ortakları, diğer tarafta Kongre’de çekilme karşıtı karara imza atan Senato ve müesses nizamın diğer ayaklarından gelen baskılar karşısında, 4 Şubat’ta CBS’e verdiği röportajda yeni stratejinin çerçevesini şöyle koydu:
 
“Zorunda kalırsak Suriye’ye çok hızlı geri gelebiliriz. Irak’ta harika bir üssümüz var ve orada olacağız ve Suriye’den yavaşça çekilirken IŞİD’i Irak’tan vuruyoruz… Irak’taki üssü tutmak istememin nedenlerinden biri İran’ı izlemek istemem çünkü İran gerçek bir sorun.”
 
Trump, Amerikan güçlerinin kullandığı Anbar vilayetindeki Ayn el Esed Üssü’ne atfen “Irak’ta inanılmaz ve pahalı bir askeri üssümüz var. Çekilmek yerine sorunlu Ortadoğu’da her yeri izlemek için mükemmel bir yer” diyerek Irak siyaseti açısından bir de gaf yaptı. Çünkü Irak resmi olarak ABD’ye üs vermiş değil. 2008’de imzalanıp ertesi yıl yürürlüğe giren Stratejik Çerçeve Anlaşması’nın ilgili maddesi şunu buyuruyor:
 
“ABD Irak’ın toprak, deniz ve hava sahasını başka ülkelere karşı saldırı ya da transit noktası olarak kullanmayacak; kalıcı üs ya da kalıcı askeri varlık arayışında olmayacak ya da bu yönde talepte bulunmayacak.”
 
Anlaşma, taraflardan biri yazılı olarak çekilmedikçe geçerliliğini koruyor. Bu anlaşma çerçevesinde ABD güçleri, askeri eğitmenler hariç 2011 sonu itibariyle Irak’ı terk etti. 2014’te IŞİD’e karşı hükümetin talebiyle 5200 Amerikan askeri Erbil, Bağdat ve Anbar vilayetinde konuşlandı. Trump ayrıca, yukarıdaki sözleriyle ikili anlaşmalara aykırı istihbarat planını peşinen ifşa etmiş oldu.
 
***
 
Trump İran’ı gözetleme üssü hayaliyle ummadığı ölçüde tepkiyle yüz yüze. Üç temel sorun var: ABD üs sahibi olduğunu söylüyor ama değil; Suriye’deki güçleri Irak’a çekeceğini söylüyor ama Bağdat’tan izin almış değil; İran’ı Irak’tan dikizleyeceğini söylüyor ama yasal çerçeve oluşmuş değil.
 
Elbette “Irak Amerikan postallarıyla çiğnenmiş ve kirletilmiş bir yer, dilediğini yapar” diyenler çıkabilir. Fakat bu tür cümlelerin artık bu denli kolay kurulamayacağı günler gelip çatıyor. Amerikan cephesi Bağdat’taki tufanı ‘İran kışkırtması’ diye niteleyip daha da fazla ısrarcı olabilir.
 
Protestoları basitçe ‘İran bağlantılı’ gruplara bağlanırsa Irak siyasetinde alttan gelen ‘ulusalcı’ ve ‘Irakçı’ dalgayı görmezlikten gelmiş oluruz. Burada ‘pabuç etkisi’ bir parantezi hak ediyor. Çünkü tepkiler sadece İran bağlantılı yapılardan gelmiyor. Mesela ABD’yle birlikte İran ve Türkiye’nin Irak üzerindeki nüfuz savaşına da karşı çıkan Şii lider Mukteda Sadr’a bağlı Sairun Koalisyonu çok net bir tavır koydu. Sairun’dan Meclis Birinci Başkan Yardımcısı Hasan el Kaabi “ABD güçlerinin Irak’tan çıkarılması için meclisten yasa çıkaracağız. ABD varlığını sonlandırmak için herkese çağrı yapıyoruz” dedi.
 
Amerikalıların adamı olarak görülen Cumhurbaşkanı Berhem Salih de makamının gerektirdiği yanıtı verdi: “Irak anayasası komşu ülkelere saldırı için bir üs olarak kullanılmasını yasaklıyor. Amerikan askeri varlığı iki ülke arasındaki anlaşma çerçevesinde yasaldır. Anlaşmanın dışında bir operasyon kabul edilemez. Kendi sorunlarınızla Irak’a fazladan yük olmayın. Burada biz yaşıyoruz.”
 
ABD’nin mayıstaki seçimden sonra başbakanlık koltuğunda tekrar görmek istediği Haydar el İbadi de ABD için vekil güç olmayı reddettiklerini belirtti: “Irak komşulara saldırı için sıçrama tahtası olarak kullanılmamalı.”
 
Asaib Ehl el Hak, Bedir Hareketi, Ketaib el Hizbullah ve Nuceba Hareketi de ABD’ye “Çek git” diyen örgütler arasında.
 
***
 
Amerikan askeri varlığı ile ilgili tartışmalar yeni değil. 2014 sonrası IŞİD ile mücadelede ABD’nin Haşd el Şaabi’yi engellemeye dönük müdahaleleri Iraklılar arasında “IŞİD’e örtülü yardım” olarak görülüyordu. Hatta Haşd el Şaabi ve Irak ordusunun kuşattığı bölgelerde Amerikalıların hava indirme operasyonuyla IŞİD üyelerini (ya da muhbirlerini) kurtardığına dair iddialar ortaya atılmıştı.
 
Haşd el Şaab ile Amerikan güçleri arasındaki gerilim son bir yıldır Suriye sınır hatlarındaki operasyonlar nedeniyle had safhaya ulaştı. Haşd el Şaabi birkaç kez Suriye ile koordineli bir şekilde sınır ötesi hareket düzenlerken Amerikan saldırılarına maruz kaldı. Örnek olarak 18 Haziran 2018’de sınırın Suriye tarafında 700 metre içeride atılan iki füzeyle Haşd el Şaabi 22 savaşçısını yitirdi. ABD, Haşd el Şaabi ile Suriye arasındaki işbirliğini Irak-Suriye sınırlarında İran’a engelleme hedefinin altının oyulması olarak görüyor.
 
Trump’ın 26 Aralık 2018’de Bağdat’ı es geçip doğrudan Ayn el Esed Üssü’nü ziyaret etmesi Amerikan askeri varlığıyla ilgili tartışmaları yeniden alevlendirdi. Trump, Irak lideriyle ancak üste Amerikan güçlerinin kaldığı bölümünde buluşabileceğini söyleyince ne cumhurbaşkanı ne başbakan ne de meclis başkanı görüşmeye gitmişti. Bunun üzerine mecliste Amerikan güçlerinin çekilmesi yönünde bir yasa hazırlığı hızlandırıldı. O vakit Haşd el Şaabi’nin büyük bileşenlerinden Asaib Ehl el Hak’ın lideri Kays el Hazeli, “Parlamentodan ABD güçlerinin ülkeden çıkarılması için karar çıkacağından eminim. Irak halkının iradesine uymazlarsa onları güç kullanarak çıkaracağız” demişti. Meclisteki Bina Koalisyonu’nun vekillerinden Mansur Buayci de yasa tasarısının Kürdistan Bölgesi dahil tüm askeri üslerin boşaltılmasını içerdiğini söylemişti. Bu tür bir tasarı Türkiye’yi de doğrudan ilgilendiriyor.
 
Geçen Cuma Haşd el Şaabi kışkırtıcı hareketlerde bulundukları gerekçesiyle Musul’da devriye gezen Amerikan askerlerinin önünü kesti. Bu minvalde karşılıklı olarak Haşd’ın ‘Amerikan’, ABD’nin ‘Şii milis’ hassasiyeti olası çatışmalara davetiye çıkartacak şekilde artıyor. Hatta Ulusal İstihbarat Direktörü Daniel Coats 29 Ocak’ta Senato İstihbarat Komitesi’ndeki ifadesinde “Irak’ta Haşd el Şaabi Amerikan personeli için başlıca tehdit teşkil ediyor” dedi.
 
***
 
ABD, İran’ı hedefe koyarken ‘İran güdümlü’ diye nitelediği Haşd el Şaabi’yle ilgili değerlendirme de keskinleştiriyor. ABD’nin bu türden tehdit algısı asimetrik savaş kapasitesiyle gözdağı vermeye çalışan İran’ın da işine geliyor. ABD’nin Irak’ı İran’la hesaplaşma sahasına çevirmesinden kimin kârlı çıkacağını görmek için kâhin olmak gerekmiyor. 11 Eylül’den bu yana ABD’nin bölgemizde açtığı savaşların ve yaptığı müdahalelerin en büyük kazananı İran oldu. Bugün Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen’de İran nüfuzuna savaş açtıklarını söyleyenler, evvela, bunun bir numaralı müsebbibinin kendi işgalci, müdahaleci ve dayatmacı politikaları olduğunu bilmek durumunda. Nüfusunun yüzde 65’i Şii olan Irak, 1980-1988 arasında İran’la sekiz yıl savaşmış bir ülke. Irak’ın Şiileri İran’ın Şiileriyle değil kendi ifadeleriyle Farslarla savaşıyordu. Böyle buyurmuştu Baasçı resmi ideoloji. Tarih ve sosyoloji de dini-mezhebi paydaşlığa rağmen iki ülke arasındaki uyuşmazlıklara işaret ediyor. Nereden nereye gelindi! Şimdi İran’ın dahli olmadan Bağdat’ta hükümet bile kurulamıyor. Bunu tersine çevirecek olan da Amerikan müdahalelerinin sürekliliği ya da bu ülkede üs edinmesi değil. Buna ancak ulusal bağımsızlık kaygılarıyla hareket eden Iraklılar son verebilir.
Öne Çıkan Haberler