HALEP.jpg

Suriye'de çözülme başlarsa, tüm bölge çözülür

Bu konuda kafa karışıklığı var ama şurası bir gerçek ki, Suriye’de herhangi bir çözülme başlayacak olursa, bu çözülme ülkenin belirli bir bölgesi ile sınırlı kalacak gibi değil, bütün ülkeyi etkileyecek bir çözülme gibi gözüküyor. Hatta sadece Suriye ile sınırlı kalacak bir çözülme de değil, Türkiye de dâhil olmak üzere, bütün Ortadoğu’yu etkileme potansiyeline sahip bir çözülmeden bahsediyoruz.

17 Nisan 2017 Pazartesi
Doç.Dr. Serhat Erkmen'e göre, Türkiye, ABD saldırısını ‘eski politikalara dönmek için fırsat görse de, Washington'ın, gelişmeleri ‘rejim değişikliği' politikalarına götürmesi ‘gerçekçi değil'.
 
Erkmen, Suriye'de bir ‘çözülmenin' başlaması halinde bunun bütün bölgeye yayılma riskine dikkat çekti.
 
ABD Başkanı seçildikten sonra, Rusya ile daha iyi ilişkiler kuracağı beklentisi yaratan Donald Trump'ın Suriye'ye saldırı kararı alması sonrası, ABD-Rusya ilişkileri iyice gerildi. İki küresel güç Soğuk Savaş sonrası en zor dönemden geçerken, bu sürecin Suriye, bölge ve Türkiye'yi nasıl etkileyeceğini ve Amerikan saldırısının olası etkilerini 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü'nden Doç. Serhat Erkmen'le konuştuk.
 
 
"Türkiye saldırıyı eski politikalarına dönmek için fırsat bildi" 
 
Serhat Erkmen'e göre Türkiye'nin Suriye'deki iç savaşın ilk birkaç ayından sonrasından itibaren rejimin değiştirilmesine yönelik bir siyaset izlediği çok açık. Bunun Türkiye'nin en üst düzey yetkilieri de defalarca dile getirildiğini anımsatan Erkmen, ABD'nin Suriye'ye füze saldırılarının ardından da aynı çizgiye geri dönüldüğü gürüşünde. Erkmen, gelişmeyi şöyle değerlendirdi:
 
Aslında geçmişteki politikaların bir anlamda tekrarından ibaret olduğunu görüyoruz. Belki son birkaç ay içerisinde hem Türkiye ile Rusya arasındaki yakınlaşmanın getirdiği etkenler, hem de Suriye'deki savaş şartlarının değişmesi ve de rejimin uluslararası alanda daha geniş bir kabul görmesinin sonucunda, Türkiye'nin de bu politikasından vazgeçtiğine yönelik bir izlenim doğmaya başlamıştı. Türkiye en üst düzey makamlar tarafından açık bir biçimde, Suriye'deki rejim değişikliği politikasından vazgeçtiğini söylemedi, bu izlenim sadece örtülü olarak dile getiriliyordu. Nitekim ABD'nin Humus'u bombalamasından sonra, belki de en güçlü şekilde desteğini dile getiren de Türkiye oldu. ABD'nin bu saldırısı, Türkiye'nin son 5 buçuk 6 yıldır izlemiş olduğu politikayı tekrar gündeme getirmek için bulduğu bir fırsattı ve bu fırsatı da değerlendirmiş oldu.”
 
 
"ABD müdahalesi rejimi devirmeye dönük siyasete dönüşmedi" 
 
Kimyasal saldırının kim tarafından ve nasıl yapıldığının hala tartışıldığını ve tarafların farklı iddiaları olduğunu belirten Erkmen, “Kim tarafından yapılmış olursa olsun ve arkasından gelen tepki ne olursa olsun, bunun kısa vadede rejimi devirmeye dönük bir ABD siyasetine dönüşmediği ortada” vurgusu yaptı. Erkmen şu tespitlerde bulundu: “Hem ABD siyasetinde belirgin bir dönüşüm yokken, hem de Şam yönetimi hem Avrupa hem Rusya'dan, hem de bölge ülkelerinden artan bir destek almaya devam ederken, üstelik bir de sahadaki çatışma dengeleri Şam'ın lehine değişmişken bu çok gerçekçi gözükmüyor. Ama sonuçta devletlerin çıkar belirleme süreçleri, kendi algılamaları ile ilişkili. Bu doğrultuda bizim belki de ne dediğimizden ziyade, karar vericilerin olup biten hakkında ne düşündüğü ya da bundan ne algıladığı daha belirleyici olabiliyor.”
 
 
"Suriye'deki savaş yayılma özelliği gösteriyor" 
 
Türkiye tarafında Şam'da rejim değişikliği gerçekleşmezse Suriye'de bir parçalanmanın kaçınılmaz olduğu görüşünün hakim olduğunu söyleyen Erkmen'e göre de, bunun sebebi, “Rejimin Suriye'deki istikrarsızlığın ana kaynağı olduğu” saptaması. Bu konuda hükümetin içinde de farklı fikirlere sahip olanlar bulunabileceğini de belirten Erkmen şöyle konuştu:
 
“Belki bu konuda bir kafa karışıklığı var ama şurası bir gerçek ki, Suriye'de herhangi bir çözülme başlayacak olursa, bu çözülme ülkenin belirli bir bölgesi ile sınırlı kalacak gibi değil, bütün ülkeyi etkileyecek bir çözülme gibi gözüküyor. Hatta sadece Suriye ile sınırlı kalacak bir çözülme de değil, Türkiye de dâhil olmak üzere, bütün Ortadoğu'yu etkileme potansiyeline sahip bir çözülmeden bahsediyoruz. Bunu Suriye'deki iç savaşın niteliği ile belki açıklayabiliriz. Bugün hala Yemen'de, geçmişte Lübnan'da, uzun bir süre Irak'ta, son yirmi yıl içerisinde Ortadoğu'da savaşlar yaşandı. Suriye'deki iç savaş ile diğer iç savaşlar arasındaki en önemli fark, Suriye'deki iç savaşın diğerlerinden çok daha belirgin bir yayılma özelliği göstermesi. Yani Irak'taki savaşı belki belirli bir ölçüde çevreleyebilirler, keza Lübnan'ı öyle ki bu savaş bir dönem Ürdün ve Filistin'e sarktı ama Suriye ile aynı etkiyi yaratmadı. Ya da Yemen'deki iç savaş daha çok ülke içinde kaldı. Fakat Suriye'deki iç savaşa bakarsak, bütün bölge ülkelerini üç aşağı beş yukarı etkileyen bir sürece dönüştü. Dolayısıyla bence Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunabilmesi için, merkezi olarak güçlü bir iktidarın devam etmesi tabi bunun toplumun diğer katmanlarını da içermesi ve daha demokratik bir şekilde yapılanması gerekiyor.”
 
 
"Demokratik açılımların gerektiğini Suriye rejimi de gördü" 
 
Suriye rejiminin demokratik ve toplumun diğer katmanlarını da içeren bir yeniden yapılanmaya ihtiyaç duyduğunu vurgulayan Erkmen, “Suriye'de yaşanan problemi, kendi gündemlerinin bir parçası haline getiren ya da getirmek için silahlı çatışmayı Suriye'ye taşıyan grupları kesinlikle kastetmiyorum” diyen Erkmen, bu gerçeği Şam'ın da gördüğü görüşünde:
 
“Bunların Suriye'de çözümün bir parçası olacağına inanmıyorum ama sonuçta Suriyelilerin bir kısmı da bu çatışma sürecinin bir parçası oldu, Suriye'de siyasal taleplerini ortaya koymak için bir süredir mücadele ediyorlar ve onlar da tatmin edilmeden bir çözüme ulaşılamayacağını söylüyorum. Dolayısıyla iktidarın merkezi anlamda güçlü olması, demokratik olmadığı anlamına gelmiyor. Birtakım demokratik açılımların yapması gerektiğini artık rejim de gördü ve görmeli. Bölge ülkeleri ve küresel güçler Suriye'ye bir bütün olarak ve aralarında da bir uzlaşma sağlayarak mı bir çözüm öngörüyorlar, yoksa herkes Suriye'de alacaklarını alıp, geri kalanına karışmama politikası mı izlemeye çalışıyor? Asıl mücadele burada geçiyor.”
 
Suriye'nin ‘toprak bütünlüğünün korunması' konusundan herkesin ayrı şeyler anladığını da söyleyen Erkmen, “Suriye'de merkezi bir hükümetin olması kalıcı, istikrarlı, demokratik ve toprak bütünlüğünü koruyan bir Suriye olmasını herkes dile getiriyor. Fakat bunu dile getiren devletler dahi birtakım farklı gündemlere sahip olabiliyorlar. Dolayısıyla bu kavramların her birinin içinin doldurulması gerekiyor” anımsatması yaptı.
 
 
"Son dönemdeki olaylar Irak işgali öncesi döneme benziyor"
 
Suriye'ye yönelik kimyasal silah suçlamaları ve ABD'nin tek taraflı müdahalesiyle gelişen olayları ise 1998 yılının sonlarında yaşanan sürece benzeten Erkmen, Trump ve ABD'nin verdiği yanıtın askeri kuvvet kullanımıyla rejim değişikliği olmaktan ziyade hem iç hem de uluslararası kamuoyuna mesaj vermek niteliği taşıdığını kaydetti. Erkmen şu tespitlerde bulundu:
 
“Hatırlarsanız 1998 sonlarında, Irak'ta devam eden kitle imha silahları denetlemesine ilişkin birtakım gelişmeler olmuştu ve Saddam Hüseyin denetçilerin bir kısmını daha doğrusu tamamını ülkeden çıkarmıştı. O dönemde de bu konuda çelişkili raporlar vardı. Bazı denetçiler kitle imha silahı kalmadığını, olmadığını ileri sürerken, bir kısmı da henüz araştırmadıkları bakmadıkları yerler olduğunu söylüyordu. Sonuçta ABD Clinton döneminde, buna sınırlı bir tepki ile hem ABD iç politikasındaki gündemi değiştirebilmek hem de buna birebir dek düşmese de bir karşılık verdiğini göstermek üzere 4 gün süren bir bombalama gerçekleştirmişti. O dönemde Beyaz Saray'da yaşanan bir kriz vardı, ABD başlattığı bu operasyona Çöl Tilkisi ismini vermişti ve16-20 Aralık 1998'de gerçekleştirilmişti.”
 
 
"Rusya ile güvensizlikler henüz somut pratik ayrılığa dönüşmedi" 
 
Türkiye ve Rusya arasında ilişkilerin düzelme evresindeyken, Suriye nedeniyle bir takım güvensizliklerin oluştuğunun hissedildiğini de söyleyen Erkmen, “Ama bu güvensizliklerin somut ve pratik bir ayrılığa dönüştüğünü sanmıyorum. Her iki tarafın da bölgede birbirine ihtiyacı var, dolayısıyla aralarında bir fikir ayrılının varlığının belirginleşmeye başladığını söyleyebiliriz. Ama bu fikir ayrılığını birtakım yeni olaylarla körüklemezlerse, aralarındaki yeni sorunu çözebilirler. Fakat bu fikir ayrılığı örneğin İdlib'de ya da Fırat Kalkanı Bölgesi'nde çok açık bir biçimde ortaya çıkarsa, o zaman iki ülkenin yeniden Suriye konusunda tamamen ayrı düştüğünü söyleyebiliriz” yorumunda bulundu.
 
 
"Astana süreci zaten bir süredir askıdaydı" 
 
Astana'nın farklı boyutları olduğunu ve sürecin bir süredir askıda kaldığını İdlib'de ocaktaki iç çatışmalardan sonra da yavaş yavaş sonuçsuzluğa sürüklenmeye başladığını anlatan Erkmen bu konuda şu görüşleri ifade etti: “Astana sürecinin belli bir kısmı muhalif grupların sürece entegrasyonunu sağlayabilir ama öbür taraftan baktığımızda, Astana sürecinin en doğrudan sonuçlarından bir tanesi muhalefetin de kendi içinde ciddi bir ayrılığa ve çelişkiye sürüklenmesi oldu. Süreç devam etse de bizi maalesef Suriye'de yeni çatışma dönemleri bekliyor.”
 
 
"Suriye'den doğan bölgesel çatışmanın kazananı olmaz" 
 
Türkiye de dahil, tüm bölge ülkelerinin Suriye'den kaynaklanan bölgesel bir çatışmanın çıkmasını engellemek için ellerinden geleni yapmaları gerektiğine dikkat çeken Erkmen, bu savaşın kazananı olmayacağını şu sözlerle ifade etti:
 
“Böyle bir çatışmadan sadece farklı ölçeklerde radikalizm kazanır. Öte taraftan, ABD ile Rusya'nın Suriye'de fikir ayrılıkları olduğu zaten biliniyordu ama sadece Humus'ta olup bitene bakarak ikisinin tamamen karşıt cepheye geçtiğini ve Suriye üzerinden birbirleri ile hesaplaşmaya girdiklerini düşünmüyorum. Eğer öyle olsaydı, yani ABD tansiyonu yükseltmek isteseydi, operasyonun öncesinde Rusya'ya bilgi vermezlerdi. Örneğin bu operasyon sırasında Humus'ta İranlı, Rus mühendislerin ya da birtakım askeri unsurlarının bulunduğu da bilinen bir gerçek. Bu askerlerin bu operasyon sırasında ölmesi halinde belki iki ülkenin ilişkilerinin daha da gerilmesine sebep olurdu. Bu operasyonun tarafların o şekilde kontrolden çıkmış bir biçimde birbirlerine saldırdığını veya birbirlerine tamamen karşıt cephelerde yer aldığını değil sadece Suriye'de mevcut fikir ayrılıklarının devam ettiğini gösterdiğini düşünüyorum. Ama gelecekte bu yenilenirse ve ABD ile Rusya birbirlerine doğrudan ve açıktan zarar verir bir hale gelirlerse, işte o zaman bir felaket senaryosu ile karşılaşırız."
 
Bu durumu çözebilecek birtakım mekanizmaların hala olduğunu da hatırlatan Erkmen, "Bölge ülkeleri de Suriye'nin komşuları dahil olmak üzere, bu tür çatışmadan kaçınmalı" diye ekledi.
 
FHA
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler