ipekyolu.jpg

Dünyanın yeni istikameti: Batı'dan Doğu'ya mecburi yön

Değişen uluslar arası güç dengeleriyle oluşan siyasi gerçeklik: Batı'dan Doğu'ya mecburi yön.Türkiye için de geçerli olan bu denklem aslında sıkışılan cendereden çıkış için de olmazsa olmaz tek seçenek olarak kendini dayatıyor.

2 Ağustos 2017 Çarşamba
İNTİZAR - Yüzyıllardır Doğu'dan Batı'ya doğru akan nehir artık yön değiştirmiş gibi gözüküyor. Artık akış tersine dönüp Batı'dan Doğu'ya doğru gerçekleşiyor. Bu gerçekliğe işaret eden, dikkat çeken çokça makale yayınlanıyor. Öyle ki; artık bu durumu bir trafik işaretinin isimlendirimesi olan 'mecburi yön' olarak tanımlamak yerinde olacaktır.
 
Bu o kadar belirginleşmiş bir gerçekliktir ki; artık bölünen, parçalanan Batı'dan bahsedilirken, Batı'ya mensup, hem de dünyanın en büyük ekonomik güçlerinden olan Almanya gibi bazı ülkeler bile istikametlerini Doğu'ya çevirebiliyorlar. 
 
Batı'dan Doğu'ya doğru bir zorunlu istikametin kendini dayattığı gerçekliği Türkiye için de geçerli. Hatta Türkiye için bu gerçekliğin hissedilmesi dünyadaki başka bir çok ülkeye göre çok daha fazla olacaktır. Çünkü Türkiye'nin bulunduğu konum böylesi bir gerçekliğin etkisinden uzak durmayı imkansız kılmaktadır. 
 
Dünyada artık iyice belirginleşen bu yeni gerçekliğin farkındalığı; Türkiye'nin ayrıca Batı ile ilişkilerinde büyük bir kırılma yaşadığı son başarısız darbe girişimi sonrası yeni ittifaklar arayışı sürecinde daha da yüksek bir şiddette hissedilmektedir. Belki de Türkiye için bu gerçeklik; Batı boyunduruğundan kurtulup, gerçek anlamda bağımsızlaşmaya doğru uzanan bir çıkış imkanını da oluşturabilir.
 
Rusya ile birlikte Çin dünyanın yeni çekim merkezi olan Asya'yada iki baskın karakterli ülke olarak dikkatleri çekerken, Şangay İşbirliği Örgütü'ne katılan Hindistan da Çin'den sonra en büyük nufusa sahip ülke olarak nehrin akış yönünün Doğu'ya dönüşüne etki eden bir unsur olarak önemli bir etkinin sahibi oldu.  
 
Bu çerçevede Doğu denildiğinde akla gelen en önemli unsurlardan birinin Çin olduğu, Çin'in Amerika'dan sonra gelen en büyük ekonomik güç olması ile birlikte Yeni İpek Yolu Projesi (Bir Kuşak Bir Yol -OBOR-) projesi ile 'Doğu'ya mecburi yön' ifadesini daha da anlamlı kılan en önemli unsur olduğunu söyleyebiliriz.
 
Türkiye için de oldukça önemli olan Batı'dan Doğu'ya doğru olan bu mecburi yönelişin en önemli unsuru olan Çin ile ilişkileri, Çin'in oldukça dikkat çeken Yeni İpek Yolu Projesi'nin Türkiye için oluşturduğu anlama ışık tutan Nurettin Akçay'ın "Yeni İpek Yolu Projsi Kapsamında Türkiye-Çin İlişkileri" başlıklı ankasam.org'da yayınlanın makalesini bu çerçevede ilginize sunuyoruz...
 
 
Yeni İpek Yolu Projesi kapsamında Türkiye-Çin ilişkileri
 
2014 yılında Gayrı Safi Yurtiçi Hasılası (GSYH) Japonya'yı geçen Çin, 10,3 trilyon dolar ile 17.4 trilyon dolarlık Amerika'nın ardından dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olmuştur. Gerek ekonomik gerekse askeri ve teknolojik olarak Amerika'nın şu anki en güçlü rakibi olan Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) Ortadoğu'da bulunan ülkelerle yoğun ilişkiler kurma arayışındadır. Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı'nın (UNCTAD) açıkladığı verilere göre Çin ihracat mallarının yüzde 12,3 olan küresel pazar payı, 2015 yılında yüzde 13,8'e çıktı. Bundan daha yüksek bir orana en son ABD, 1968 yılında ulaşmıştı. 1978'de ÇHC liderliğine gelen Deng Xiaoping ile birlikte daha liberal ekonomi politikaları uygulayan ve 2001 yılında Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) üyeliği ile son 30 yılda dünyanın en büyük üreticisi konumuna yükselen Çin doğal olarak ciddi bir enerji ithalatçısı ve ürettiği mallara pazar arayan bir ülke haline gelmiştir. Enerji bakımından bağımlı bir ülke olan Çin, 2014 yılı itibarıyla ABD'den sonra dünyanın ikinci en çok petrol tüketen ve ithal eden ülkesidir. Çin ithal ettiği petrolün %52'sini Ortadoğu'dan (Suudi Arabistan, İran ve Irak) almaktadır. İthal edilen bu petrol deniz yolu ile Malaka Boğazı'ndan ve Güney Çin Denizi'nden geçerek Çin'e ulaşmaktadır.  Malaka Boğazı ve Güney Çin Denizi'nin kontrolünün zor olması nedeniyle Çin, petrole ulaşmak için kendisini yeni alternatif yollar yaratmak zorunda hissetmiştir. Ayrıca ürettiği malların güvenli bir şekilde en büyük ticaret ortaklarının bulunduğu Avrupa ülkelerine ulaşması için Çin'in alternatif ulaşım yollarına ihtiyacı elzemdir. Bunun farkında olan Çin Halk Cumhuriyeti 2013 yılında Devlet Başkanı Xi Jinping önderliğinde Yeni İpek Yolu Projesi'ni ilan etmiştir.
 
 
Türkiye – Çin ilişkilerinin tarihi seyri
 
1971 yılında Çin'in Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi daimî üyesi olmasıyla birlikte Türkiye-Çin ilişkileri de resmen başlamıştır. Fakat ilk yıllarda Çin ekonomisinin sosyalist sistem adı altında dış dünyaya kapalı olması nedeniyle ilişkiler düşük bir düzeyde seyretmiştir. 12 Eylül 1980 askeri darbesi sonrasında ilişkilerde ciddi bir canlanma görülmüştür. Darbe sonrası Avrupa Ekonomik Topluluğu tarafından dışlanan Türkiye, yeni ilişkiler kurabileceği güçlü bir müttefik arayışına girmiştir. BM daimî üyesi olması ve 1978'de Deng Xiaoping'in ülkenin başına geçmesiyle beraber Çin sert sosyalist ekonomi anlayışını terk etmiştir. Daha liberal bir ekonomi politikası benimseyerek dünyaya açılan Çin Halk Cumhuriyeti, yeni müttefik arayışında olan Türkiye için biçilmiş kaftan haline gelmiştir.
 
Türkiye'den Çin'e ilk üst düzey ziyaret Mayıs 1981 tarihinde dönemin Ticaret Bakanı Kemal Cantürk tarafından gerçekleştirilmiş ve hemen ardından Aralık 1981 tarihinde dönemin Dışişleri Bakanı İlter Türkmen Çin'i ziyaret etmiştir. Ticaret ve Dışişleri Bakanlarının Çin ziyaretleri, Türkiye'nin Çin'e göstereceği yoğun ilginin ilk işaretiydi. Dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren'in Aralık 1982 tarihinde Başbakan Turgut Özal'ın da Temmuz 1985'de kalabalık heyetlerle Çin'i ziyaret etmeleri, Çin pazarının ve düşük maliyetli Çin ürünlerinin Türk işadamları tarafından öneminin kavranmasına neden olmuştur. Türk tarafının bu ziyaretleri Çin tarafından da karşılık bulmuş ve Çin Halk Cumhuriyeti yetkilileri bu yıllarda Türkiye'ye üst düzey ziyaretlerde bulunmuşlardır. Nisan 1983'de Kültür Bakanı Zu Muzhi, Ekim 1983'te Wu Chuochiang, Mart 1984'te Çin Cumhurbaşkanı Li Xiannian ve Temmuz 1986'da Zhao Ziyang Türkiye'ye iade-i ziyaretlerde bulunmuşlardır.  1990'lı yıllarda Çin-Türkiye ilişkileri Doğu Türkistan'da yaşanan “Uygur Sorunu”nun su yüzüne çıkmasıyla durma noktasına gelmiştir. Ayrılıkçı hareketlere karşı son derece hassas olan Çin Halk Cumhuriyeti, Türkiye'nin 90'lı yıllarda Uygurlara karşı gösterdiği yoğun milliyetçi hisler ve söylemler nedeniyle 1991-2000 yılları arasında bakan düzeyinde bile Türkiye'ye ziyaret gerçekleştirmemiş ve bir anlamda Türkiye'ye bu konuda dikkatli olması gerektiği mesajını vermiştir.
 
2000'li yıllar Türkiye-Çin ilişkileri için iyileşme ve yeniden yapılanma dönemi olmuştur. Özellikle 2002'de AK Parti iktidarıyla beraber Çin ile daha yoğun ilişkiler kurulmuş ve ilişkileri zedeleyecek söylemlerden uzak durmaya çalışılmıştır. 2010 yılında Türkiye ile Çin arasındaki ilişkilerin “Stratejik Ortaklık” seviyesine yükseltilmesi bu dönemin aktif ve barışçıl dış politikasının bir ürünü olmuştur. Çin ile ilişkiler ekonomik ve siyasi ilişkilerin dışında kültürel anlamda da yükselme eğilimindedir. 2012 ve 2013 yılları iki ülkede Çin ve Türkiye yılları olarak kutlanmış ve bu kapsamda iki ülkede de çeşitli etkinlikler düzenlenmiştir. Çin'e ait Konfüçyüs Enstitüleri'nin sayısı 2016 yılı itibariyle Türkiye'de beşe yükselirken, iki ülke öğrencilerinin sayısı da çeşitli burslar ve teşvikler sayesinde her geçen gün artış göstermiştir.
 
Yaklaşık 45 yıllık bir geçmişi bulunan Türkiye-Çin ilişkilerine baktığımızda bu ilişkiden Çin tarafının çok daha avantajlı çıktığını rahatça görebilmekteyiz. 2015 yılı itibariyle iki taraf arasında 27,2 milyar dolar seviyesine çıkan bir ticaret hacmi bulunmaktadır. Ancak bu ticari ilişkide Türkiye, Çin'e 2,4 milyar dolarlık bir satış yapmışken, Çin 24,8 milyar dolarlık bir ihracat gerçekleştirmiştir. Öte yandan Türkiye genellikle Çin'e hammadde (maden ürünleri) satışı gerçekleştirirken, Çin ise Türkiye'ye daha çok işlenmiş (elektronik) ürün satışı yapmıştır.  İkili ticaretin başlamasından bu yana Türkiye sadece 1993-94 yıllarında Çin karşısında ticaret fazlasına ulaşmışken, geriye kalan yılların tamamında Çin lehine bir ticaret açığı söz konusu olmuştur.
 
Ticari ilişkilerin yanı sıra siyasi ilişkilerde de Türkiye, Çin'den beklediği ilgi ve faydayı görememiştir. BM Güvenlik Konseyi beş daimî üyesinden biri olan ve yeni süper güç adayı olarak görülen Çin ile kurulacak iyi ilişkiler Türkiye'nin manevra alanını genişletebilecek kapasiteye sahiptir. Ancak ilişkilerin başlamasından bu yana gerek Kıbrıs sorunu gerekse diğer konularda Çin'in politik hamleleri Türkiye faydasına olabilecek bir yeterlilikte değildir. Özellikle Suriye'deki iç savaş sürecinde BM'de oylanan neredeyse tüm kararlarda Çin, Türkiye'nin dış politika hamleleriyle çelişen kararlara imza atmıştır.
 
 
Yeni İpek Yolu Projesi (OBOR – One Belt One Road)
 
Çin Devlet Başkanı Xi Jinping'in 2013 yılında ilan ettiği Bir Kuşak Bir Yol (One Belt One Road) projesi ile İpek Yolu Ekonomik Kuşağı (Silk Road Economic Belt) ve 21. Yüzyıl Deniz İpek Yolu (The 21st Century Maritime Silk Road) programları oluşturularak Doğu ve Güneydoğu Asya'yı, Orta Asya, Orta Doğu, Avrupa ve Afrika ile bağlayan bir koridor yaratılması hedeflenmektedir. Projenin finansmanı için Asya Altyapı Yatırım Bankası ve Şanghay merkezli BRICS (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Amerika) kurularak Yeni İpek Yolu Fonu oluşturulmuş ve projeye 40 milyar dolar kaynak ayrılmıştır.
 
Proje kapsamında oluşturulacak hattın 65 ülkeden geçmesi planlanmakta ve bu ülkelerin toplam ekonomi büyüklüğü 21 trilyon doları bulmaktadır. Proje, Çin'i geçmişte Orta Asya, Orta Doğu ve Avrupa'ya bağlayan kadim “İpek Yolu”nu ihya etmeyi ve dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 60'ını teşkil eden bu 65 ülkeyle ticaret yapmayı daha da kolaylaştırmayı amaçlamaktadır. Öte yandan Yeni İpek Yolu projesine katılan ülkeler ile Çin'in 2015 yılındaki ticari cirosu 1 trilyon dolara ulaşmıştır. Bu rakam Çin'in toplam dış ticaretinin yüzde 25'ini oluşturmaktadır.
 
Rakamlara baktığımızda Çin açısından son derece önemli olan ve Çin'i deniz yoluna bağımlılıktan kurtarması düşünülen proje, Çin'i hem siyasi hem de ekonomik olarak hat üzerinde bulunan ülkelere yaklaştıracaktır. Çelikten çimentoya kadar pek çok sektörde kapasite fazlası bulunan Çin proje sayesinde bu fazlalığı daha rahat pazarlama fırsatı bulacakken, enerji alımı konusunda da çeşitliliği artıracak ve Çin ekonomisini daha sağlıklı bir seyirde tutacaktır.
 
 
Türkiye Proje'nin neresinde?
 
Dünyanın en büyük 17. ekonomisi olan Türkiye, yatırım yapmak isteyen Çinli şirketler için gittikçe önemli bir ülke haline gelmeye başlamıştır. Türkiye, Ortadoğu, Orta Asya ve Kuzey Afrika'ya açılan kapı olarak kara, deniz ve hava taşımacılığı bakımından OBOR için de merkezi bir konumda bulunuyor. Türkiye ve Çin arasında proje kapsamında, demiryolu altyapısının geliştirilmesi, limanların kullanılması ve kara yolları bağlantılarının oluşturulması amacıyla şimdiye kadar birçok anlaşma imzalandı. 21. Yüzyıl Deniz İpek Yolu projesi kapsamında Çin'in Akdeniz'deki en büyük ortağı Yunanistan olmasına rağmen, 2015 yılından beri Çinli şirketler Türk limanlarına da yatırım yapmaktadır. Bu çerçevede Çinlilerin en fazla ilgilendikleri limanlar Kumport, Çandarlı ve Mersin Limanları olmuştur.
 
OBOR girişiminin güzergâhına bakıldığında Türkiye'nin konumunun ne derece önemli olduğu ve Türkiye'nin projenin olmazsa olmaz ülkelerinden biri olarak görüldüğü rahatça anlaşılabilir. Projenin ve Türkiye'nin stratejik öneminin farkında olan Türk yöneticiler de son yıllarda Batı ile bozulan ilişkiler nedeniyle OBOR projesine ve Çin'le yakınlaşmaya daha fazla ilgi göstermeye başlamıştır.
 
Türkiye, Batılı ülkelerin 15 Temmuz darbe girişimine kararlı bir karşı duruş sergilememesi ve ABD'nin Suriye'de PYD-YPG ile yakın ilişkiye girip örgüte açıktan silah desteği vermesi sonrasında, Batı bloğu ile olan ilişkilerine şüpheyle yaklaşmaya başlamıştır. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın da son zamanlarda NATO ve AB'ye alternatif olarak Şanghay İş Birliği Örgütü'nü (ŞİÖ) göstermesi, Türkiye'nin Çin ve Rusya cephesine yaklaşacağının ilk işaretleri olarak görülebilir. Özellikle 15 Mayıs 2017 tarihinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Çin'in başkenti Pekin'de gerçekleşen “Uluslararası İşbirliği İçin Kuşak ve Yol Forumu”na katılması Türk kamuoyunun OBOR projesine olan ilgisini de artırmıştır. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın OBOR forumuna katılımı Türkiye'nin siyasi iradesinin, Asya'da artan ekonomik çıkarlarını daha da ileri götürmek istediğini göstermesi açısından önemlidir.
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın forumda gerçekleştirdiği aşağıdaki konuşma Türkiye'nin İpek Yolu projesine verdiği önemi açıkça göstermektedir:
 
“Çin'in, İpek Yolu ekonomik koridoru girişimi, ülkemizin Avrupa'nın Anadolu üzerinden Orta Asya'ya ve oradan da Çin'e bağlanmasını hedefleyen ‘Orta Koridor' projesiyle bütünleşiyor. Bilindiği gibi Orta Koridor, Türkiye'den Gürcistan ve Azerbaycan'a yönelen oradan Hazar Denizi'ni aşarak Türkmenistan, Kazakistan, Özbekistan'ı geçen, Afganistan ve Pakistan'ı da kapsayacak şekilde Çin'de nihayet bulan bir ticaret yolu projesidir. Biz bu çerçevede Çin'le ve diğer güzergâh ülkeleriyle birlikte hareket etmek istiyoruz. 2015 yılındaki G20 Antalya Zirvesi sırasında Çin ile imzaladığımız mutabakat zaptı, ülkelerimiz arasındaki ikili iş birliği açısından önemli bir adım olmuştur. Kuşak ve Yol'un ana ve tamamlayıcı unsurlarından biri olmasını hedeflediğimiz Ortak Koridoru, ülkemizde ve bölgemizde yürüttüğümüz çeşitli projelerle hayata geçirme yolunda ilerliyoruz. Önümüzde barışa ve istikrara hizmet edecek bir kazan-kazan projesinin bulunduğuna inanıyorum. Dolayısıyla Çin Halk Cumhuriyeti'nin bu girişimi, her türlü takdirin üstündedir. Özellikle dünyada gelişmekte olan teröre karşı bu girişim, terörü adeta yerle yeksan edecek bir girişim olacaktır. Herkes için fayda sağlayacak bu iş birliği modelinin başarılı olacağını düşünüyorum. Türkiye olarak bunun için her türlü desteği vermeye hazırız”
 
Yeni İpek Yolu Projesi, Türkiye'nin Çin ve Orta Asya ülkeleri ile ekonomik, sosyal ve politik bağlarını güçlendirmesi ile Türkiye'nin AB'ye ve ABD'ye alternatif ittifaklar yaratması açısından son derece hayati öneme sahiptir. Projenin Türkiye açısından ciddi avantajları olmasının yanı sıra mevcut ticaret açığını büyütebileceği gerçekliği de göz önünde bulundurulmalıdır. Öte yandan sürekli OBOR'un bir “kazan kazan” projesi olduğunu söylemesine rağmen proje kapsamında Çin'in “Yeni İpek Yolu”nun geçeceği ülkelerden çok daha avantajlı olduğu unutulmamalıdır.
 
 
Sonuç
 
1971 yılında Türkiye-Çin ilişkilerinin resmen başlamasıyla birlikte tarihi süreç içerisinde ikili ilişkiler Uygur sorunu gibi nedenlerden dolayı inişli çıkışlı bir seyir izlemiştir. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping'in 2013 yılında ilan ettiği Bir Kuşak Bir Yol projesi ile Çin ve Türkiye arasında daha önemli bir ilişki oluşmuş, özellikle 15 Temmuz ve Suriye'deki gelişmeler sonrası Türkiye'nin yeni müttefikler arayışı nedeniyle ilişkilerin seyri de son derece olumlu bir seviyeye yükselmiştir. Stratejik konumu nedeniyle OBOR projesinde önemli bir yeri bulunan Türkiye'nin proje sayesinde Çin ile ilişkilerini geliştireceği aşikâr olmasına rağmen var olan ticaret açığının büyümesi Türk tarafının çekinceleri arasında bulunmaktadır.
 
 
-----------------------------------------------------------------------------
 
Kaynakça
 
Atlı A., “Turkey Seeking its Place in the Maritime Silk Road”, Asiatimes, http://www.atimes.com/turkey-seeking-place-maritime-silk-road/, (Erişim Tarihi: 02.07.2017)
 
Benyamor G., “Yeni İpek Yolu Türkiye'yi Bekliyor”, Hürriyet http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/gila-benmayor/yeni-ipek-yolu-turkiye-yi-bekliyor-29008098, (Erişim Tarihi: 07.06.2017)
 
Karagöl E.T, Modern İpek Yolu Projesi, SETA, No : 174, Mayıs 2017.
 
Kodaman T. – Burak Gonca İ., “Geoeconomic Imaginations: The Perception of China's New Silk Road Initiative in Central Asia, Journal of the Human and Social Sciences Researches”, 2016, www.itobiad.com/download/article-file/223576, (Erişim Tarihi: 15.06.2017)
 
Narlı N., “İpek Yolu Belleği, Barış Gelişim ve Uluslararası İşbirliği”, http://www.tasam.org/tr-tr/icerik/5396/ipek_yolu_bellegi_baris_gelisim_ve_uluslararasi_is_birligi, (Erişim Tarihi: 15.06.2017)
 
Şensoy S., “Bir Kuşak Bir Yol Çin Türkiye ve Dünya”, http://www.tasam.org/tr-TR/Icerik/25699/bir_kusak_bir_yol_cin_turkiye_ve_dunya, (Erişim Tarihi: 13.06.2017)
 
Temiz K., Türkiye Çin İlişkileri, SETA, No: 196, Nisan 2017
 
Keyvan, Ö. Z., “İpek Yolu Projesi'nde Türkiye'nin Yeri ve Önemi”, https://ankasam.org/ipek-yolu-projesinde-turkiyenin-yeri-onemi/, (Erişim Tarihi: 15.06.2017)
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler