fc5eec79-5d9a-4de8-9ef5-624aeb00cd10.jpeg

Gelecek savaşta Direniş Ekseni’nin zaferi üzerine on olasılık

Bölgede gelecek savaşın patlak vereceğini gösteren işaretler peşpeşe geliyor. Trump, "İran eksenini" ortadan kaldırmak için Suriye'de stratejik merkezlere savaş açmayı hedefleyen askeri bir plan hazırlıyor. ABD'nin, İsrail ortaklığı ve Suud ve müttefiklerinin desteğiyle bu savaşa gireceği, böylece Filistin meselesinin tasfiyesi, Ortadoğu haritasının bu ortaklığa göre yeniden çizilmesi amaçlanıyor.

5 Şubat 2018 Pazartesi

İNTİZAR - Bölgede gelecek savaşın patlak vereceğini gösteren işaretler ardı ardına geliyor. Son olarak, Fransa'da yayın yapan “Le Canard Enchaine” gazetesinin Washington'daki Fransız bir üst düzey askerden aktardığı haber, bu işretler kapsamında geldi. Habere göre, ABD Başkanı Donald Trump, "İran eksenini" ortadan kaldırmak için Suriye'de stratejik merkezlere savaş açmayı hedefleyen askeri bir plan hazırlıyor.

Amerika Başkanının bu savaş için 125 bin yedek asker hazırladığı vurgulanan haberde, Kudüs'ü İsrail'in başkenti ilan eden Amerika'nın elçiliğini buraya taşımasıyla daha önce görülmemiş bir tırmandırma yaratmasının uzak bir ihtimal olmadığı kaydedildi. Washington'un, Yahudi devletinin ortaklığı ve Suudi Arabistan ile müttefiklerinin desteğiyle bu savaşa gireceği anlayışının bu eğilimin ayrılmaz bir parçası olduğu belirtilen haberin devamında, bu savaşın Filistin meselesinin tasfiyesi ve Ortadoğu haritasının veya haritalarının, Washington ve Tel Aviv ile Riyad'daki müttefiklerinin uygun gördüğü bir şekilde yeniden çizilmesini hedeflediği belirtildi.

Fransız gazetesinin haberi, Lübnan'a karşı "gelecek savaş" gündeminin İsrail'de yoğunlaştığı bir dönem ile eş zamanlı olarak geldi. Son olarak, Avigdor Lieberman tarafından yapılan açıklamada, Lübnan'ın karasularındaki deniz enerjisi sahasında yer alan dokuzuncu bölgeye değinildi. Lieberman, konuşmasında İsrail'in ortak sınır konusunu harekete geçirdiği bir önemde Lübnan'a bunu kullanması için izin vermeyeceği vurgulandı.

Amerika'nın Eski Dışişleri Bakanı John Kerry'nin açıklamalarına da değinmek gerekirse, Kerry gelecek savaş hakkında yaptığı bir konuşmasında, Suudi Arabistan, İsrail ve Hüsnü Mübarek döneminde Mısır'ın, İran'ı bombalaması ve savunmasını kırması içi Barak Obama yönetimine ısrarcı davrandıklarını ifade etti. Görünüşe bakılırsa bu durum bugün yeni yönetimle birlikte tekrarlanıyor.

Bu bağlamda, iki dönem arasında yapılan açıklamalara bakmakta fayda bulunuyor. Bunlardan biri, 'Irak Direniş'i çevresinin, ülkede Amerikan askeri varlığına razı olmayacağına dair yaptığı açıklama. Diğeri ise, Haşdi Şabi'nin Esayib Ehli Hak grubu lideri Kays Gazali'nin, pozisyonunun Irak hükümetinin pozisyonu ile aynı olmadığı mesajları veren açıklaması. ABD başkanı Trump'ın seçim kampanyaları boyunca, “Amerika Irak'tan ayrılmamalıydı” ve “Amerika, 1991 yılından beri devam eden Irak savaşının masraflarını karşılamak için Irak petrolünü muhafaza etmeliydi” sözlerini defalarca tekrarladığı biliniyor.

Olası savaşın göstergelerine bakmak için, geçtiğimiz yılın sonlarında Lübnan Başbakanı Saad Hariri'nin Riyad'da tutuklandığı başarısız girişime dönebiliriz. Buna karşılık olarak, İsrail'in Lübnan'a sürpriz bir saldırı düzenlediği haberleri gelmişti. Aynı şekilde Seyyid Hasan Nasrallah'ın son hutbesindeki sözlerine de dönecek olursak, Nasrallah'ın bu kez savaş olasılığının her zamankinden daha fazla olduğunu vurguladığı sözleri karşımıza çıkacaktır.

Buna karşın, Washington'un Suriye'nin kuzeyinde, Türkiye sınırında 30 bin askerlik bir Kürt ordusu kurma niyetini açıklaması ve Amerikan askeri güçlerini IŞİD ve Suriye'deki İran etkisi ile savaşmak için bölgede konuşlandırması ile bu göstergelerin Suriye'nin kuzeyinde tamamen çeliştiğini görüyoruz. Ne var ki, Türkiye'nin Afrin'e saldırması ve Erdoğan'ın Menbec'e yönelik saldırıların genişletileceğini açıklaması ile, Dışişleri Bakanı Rex Tillerson aracılığıyla ile ABD hızla bu açıklamadan geri adım attı. Burada Amerika'nın küçük bir askeri üssü Irak sınırına yerleşmişti.

Buna göre, Amerika yönetimindeki karar mekanizması, stratejisini bir gecede maksimum saldırıdan maksimum savunmaya geçirmeye aday olduğu sürece, savaş olasılığı vardır. Bu durum elbette Washington yönetimlerinin klasik politikalarını, denenmiş kurallara ve yarı statik verilere dayandırarak okumaya alışık olan birtakım müttefiki ve düşmanının aklını bulandırmaktadır.

Olası savaş hakkında açıklamalarda bulunan Seyyid Hasan Nasrallah, Direniş Ekseni'nin sanki yarın savaş gerçekleşecekmiş gibi Lübnan'ı savunmaya hazır olduğunu daima tekrarlıyor. Bu hazırlığın, uluslararası yasalara ve anlaşmalara saygı duymaksızın kendi uygun gördüğü her an saldırabilecek olan düşman İsrail'in doğasından kaynaklandığını vurgulayan Seyyid Nasrallah, güç dengesi ve düşmanın kesin yenilgisini aşikâr kılmanın, Lübnan'ı savaştan uzak tutmanın tek yolu olduğunu söyledi.

Lübnan Direnişi için doğru olan, tüm Direniş Ekseni çevresi için doğrudur. Bu durum, Direnişin gelecek savaşta büyük bir tehlike olmadan zafer kazanacağına dair 10 olasılığı önümüze çıkarıyor.

Bu olasılıklardan birincisi: 

Unsurlarının ortaya çıktığından bu güne henüz tek bir savaşı bile kaybetmeyen ve Suriye savaşından zaferle çıkan bu Eksene yenilgiyi tattırmak zordur.

İkincisi:

Direniş Ekseni, halk tarafından büyük bir şekilde kucaklanıyor. Bu muhafaza, girdiği karşılaşmaların en önemli garantörüdür. Dolayısıyla, ölümcül bir askeri teknolojiyi elinde tutan nükleer ülkelere karşı girilen modern savaşlardan zaferle çıkan tüm direniş hareketleri gibi, Direniş Ekseni de galibiyet kazanacaktır.

Üçüncüsü:

Direniş Ekseni dini inanç, siyasi kültür, ahlak kuralları ve sağlam bir manevi mücadeleye sahiptir. Tüm bunlardan yoksun olan düşmanın Direniş karşısında şansı yoktur.

Dördüncüsü:

Zengin ülkelerin ordularının savaşları ve deneyimleri, bu ülkelerin kara savaşlarında bir savaş üstünlüğü taşımadığını ve askeri teknoloji aracılığıyla savaşı kazanmak için beyhude çabaladıklarını açıkça ortaya koyuyor. Bu bağlamda Amerika, Irak Ordusuna karşı zafer kazanırken, Irak Direniş Hareketi karşısında yenilgiye uğramıştır. Aynı şekilde Afganistan'da, NATO'nun savaşa katılmasına rağmen Taliban'a karşı henüz bir zafer elde edilemedi. “İsrail” ordusunun Direnişçilere karşı doğrudan girdiği tüm kara savaşlarından hezimet ile ayrılması da, bu teoriyi doğruluyor.

Beşincisi:

Direniş Ekseni kendi topraklarında, yüzyıllardır Ortadoğu'yu kontrol altına almak için daima çalışan yabancı güçlerle savaşıyor. Bölgenin evlatları ise, Siyonist yerleşimcileri yenilgiye uğratmayı kendilerine şiar edinmiş ve bu amaçlarını nesilden nesile aktarıyorlar. Yabancı savaşçılar ve saldırıya uğrayan halklar arasında meydana gelen tüm savaşlarda, saldırıya uğrayan halkın kazandığı tecrübelerle sabittir. Vietnam, Cezayir, Yemen, Güney Afrika, Lübnan ve Afganistan'da olduğu gibi, bir süre sonra olsa bile zafer daima saldırıya uğrayanların yanında olacaktır.

Altıncısı:

Direniş Ekseni, IŞİD ve el-Nusra'nın Lübnan Suriye ve Irak'ta yayılması ile zirveye ulaşan mezhep savaşı tehlikesinin başarıyla üstesinden geldi. Dolayısıyla yabancı savaşçılar, Direniş bölgelerinde yaşayan insanları birbiriyle savaştırarak savaşı kazanmak üzere oynadıkları bahislerinden elleri boş döndüler.

Yedincisi:

Rusya ve Çin, Direniş Ekseni'nin uluslararası meşruiyet kullanılmaksızın kuşatılması ve savunmasız bırakılmasını önlemek için güçlü bir şekilde hareket ediyor. Dolayısıyla, kuşatma, ambargo ve silahsız bırakma kararlarının sorumluğunu ABD tek başına üstleniyor. Bu durum ona düşmanca bir karakter kazandırıyor.

Sekizincisi:

İran ve Suriye yönetimlerinin yanı sıra belli ölçüde Irak ve Lübnan yönetimleri, Rusya ve bazen Çin'in de desteğiyle, Direniş Eksenine her düzeyde manevra yapabilmesi için geniş bir hudut kazandırıyor. Böylelikle ikmal hatları sağlanıyor ve savaşçılar ile savaş ekipmanları gizli bölgelere taşınabiliyor.

Dokuzuncusu:

Amerika Trump döneminde boğucu bir uluslararası izolasyon ile karşı karşıya kalmış durumda. Bundan dolayı, Suriye'de yeni bir savaşa girme kararı, yalnızlığını arttıracak ve etrafındaki uluslararası toplanmayı zayıflatacaktır. Aynı durum, Netanyahu döneminde neredeyse tamamen bir uluslararası tecrit yaşayan İsrail için de geçerlidir. Öyle ki, bir savaş halinde uluslararası hareketi daha önce görülmemiş bir şekilde zayıflayabilir.

Onuncusu:

Olası bir savaş için Körfez etkeni, karadaki güç dengesinde hiçbir şey değiştirmeyecektir. Aksine Körfez rejimlerini halkları ve Arap kamuoyu karşısında zayıflatabilir. Savaş, bu rejimlere saygı duymayan halkların gözünde, saldırganlar için ekstra bir manevi güç oluşturmayacaktır.

Yukarıdaki sıraladıklarımıza göre, Direniş Ekseni herkes tarafından malum olan gelecek savaşı kazanmayı gerçekten hak eden güç unsurları ve savaş üstünlüğünü elinde bulunduruyor.

Faysal Calul
Kaynak: el-Meyadin
Çeviri: Merve Soydaş
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler